19 Temmuz 2024 Cuma

Sosyal Medya

Son Eklenenler

Tahılın ölümünün yasını tutabiliriz

Bu makale Gerçek Hayat dergisinin 1 Eylül 2023 tarihli 1095. sayısından iktibas edilmiştir.
18 Eylül 2023 16:32
Sadece bugün değil tarihin ilk dönemlerinden bu yana da gıda denilince ilk akla gelen şey buğday veya tahıllardır. Bu yüzden ilk insanlardan bu yana dünyanın en stratejik ürünü olmuş ve olmayı da sürdürmekte.

Çay, kahve içmezseniz yaşayabilirsiniz. Kakao kullanmazsanız hayatınızdan çok şey eksilmez. Ama tahıllar ve tuz yoksa kimse beslenemez. Dahası gıdalar üretilemez. Bu yüzden buğdaya sahip olan dünyanın efendisi olur.

Mesela Çarlık, buğday yüzünden yıkıldı ve Bolşevikler de buğday yüzünden kazandı. Yahudileri sevmeyen Çar, 1905’te Parvus’un arkadaşlarını idam edince kin büyüdü. 1917 ortasında Lenin, Troçki ve ekibin diğer üyeleri Alman ajanı olarak yargılanmaya başlandı. Tam bu sırada devreye Parvus girdi ve buğday krizi yaşayan Almanya’ya, Rusya’daki devrimi desteklemeleri şartıyla buğday sözü verdi.

Çarın adamları 1916’da Rus buğdayının Karadeniz limanlarına geçişini engelleme çabası içindeydi. Bu sayede Avrupa aç kalacaktı. Tahıl taşıyan vagonlar durduruluyordu. Bu yüzden dünyada buğday fiyatları 2-3 kat arttı. Avrupa açlıkla yüz yüzeydi.

Alman hükümeti ile görüşen Parvus, Alman ordusuna ekmek, Rusya için devrim vadetti. Rus buğdayı Baltık denizinden Almanlara akmaya başlarken Almanya’dan da Bolşeviklere ilk partide 250 milyon Mark ve silahlar gönderildi. Birkaç ay sonra Ekim 1917’de ‘Ekim devrimi’ gerçekleşti ve Bolşevikler, Lenin ve arkadaşlarına yönelik suçlama belgelerini ateşe verdi. Bu yüzden Parvus’a “devrimin şeytanı” denildi.

Alman Bakan Richard von Kühlman bu durumu dışişleri yetkililerine şu cümlelerle izah etti: “Bolşevik hareketi, devam eden desteğimiz olmadan bugün sahip olduğu ölçeğe ve etkiye asla kavuşamazdı.”
 
KİMDİ BU PARVUS?

2. Abdülhamid Han devrinde Osmanlı’da sık sık karşımıza çıkan Parvus, Bugünkü Belarus topraklarında 1867’de doğmuş İsrail Lazareviç Gelfand isimli bir Yahudi’ydi. Aleksandr Parvus adıyla meşhur oldu ise de Parvus onun kısa adıydı. Osmanlı ve Prusya’nın Hariciye Vekilliklerine danışmanlık yapıyordu.

Almanya ve Osmanlı hükümetleri başta olmak üzere bazı ülkelerin ticaretinde oynadığı rolle o günün şartlarında korkunç sayılabilecek bir servete erişti. Lükse, kadınlara dolayısıyla da şehvete düşkünlüğü onun büyük zaayıfdı. Nasıl ki Yahudi Emanuel Karasu Osmanlı’nın çöküşündeki mühim bir aktör idiyse, Parvus’un Rus İmparatorluğunun çöküşünde rolü çok daha büyüktü.

Savaşların tahılın etrafında döndüğünü fark etmesi, onu bir “tahıl şeytanı”na çevirdi. Parvus 1895’de Odesa’da ‘Zirâî Kriz’ mefhumunu ileri sürdü. Onun bu fikirleri günümüz gıda teröristlerine yol göstericilik etti.
 
TÜRKİYE’DE VE DÜNYADA BUĞDAY

Günümüzde Çin, Hindistan, Rusya, ABD, Fransa, Kanada, Pakistan Ukrayna, Avustralya, Türkiye, Almanya, Arjantin, İran ve Kazakistan dünyanın en büyük buğday üreticileri.
2021/22 pazarlama yılında dünyadaki buğday üretimi 781 milyon ton olarak gerçekleşmiş. Tüketim ise 778 milyon tonda kalmış.

FAO’nun 2019 rakamlarına göre dünyada kişi başına 199 kg ile en çok buğday tüketen ülke Tunus. 190 kg ile ikinci sırada Türkmenistan, 182 kg ile Cezayir üçüncü durumda. Azerbaycan 180, Fas 177 ve Özbekistan 173, Türkiye ise 169 kg.

Bu rakamlara göre Türkiye üretimde 11. tüketimde ise 7. sırada. Türkiye kişi başına 247,5 kg’lık üretimle ihtiyacından çok fazlasını üretebilen nadir ülkelerden. Bu açıdan iyi durumdayız. Buğday ithalatımızın en önemli gerekçesi ise un ve unlu mâmül ihracatında dünyanın ilklerinde yer almamızdan kaynaklanıyor.

Çin ve Hindistan büyük üretici olsalar da üretimleri ancak kendilerine yetiyor. Ayrıca bu ülkelerin pirinç üretim ve tüketiminde lider olduklarını belirtmemiz gerekiyor.

İhtiyacının 8 katına yakın üretimle Kanada birinci. Onu Avustralya izlerken Ukrayna üçüncü sırada. Rusya ise dördüncü. Birinci cihan harbinden ders çıkaran Almanlar da ihtiyacından fazlasını üretiyor.

 
TÜRKİYE’DE VE DÜNYADA PİRİNÇ

2012/13 sezonunda dünya pirinç üretimi 471 milyon ton olarak gerçekleşmiş. Bunun sadece 35-40 milyon tonu uluslararası ticarete konu olmuş. Dünya pirinç ticaretindeki en büyük ihracatçı ülkeler Hindistan ve Tayland iken, en büyük ithalatçılar ise Çin ve Nijerya’ymış. Kişi başına 662 kilo ile Kamboçya, 472 Myanmar, 465 ile Tayland en çok pirinç üreten ülke.

Türkiye yıllık pirinç/çeltik üretimi 1 milyon ton civarında iken, tüketimi ise kişi başı 10 kg’mış. Türkiye pirinçte de kendine yeten hatta fazlası olan bir ülke durumunda. Buna rağmen nedene dünyanın pek çok yerinden pirinç geliyor? İç üretimi ihraç ederken neden dışarıdan ithalat yapılır, bunun politik bir hata olduğu açık.

BUĞDAY VE TÜRKLER

Bugünkü Ukrayna ve Rus topraklarının büyük çoğunluğu yakın zamana kadar Türklere aitti. Milattan önce 5 binlerde buralarda Kazak Türklerinin ataları dünyanın en büyük buğday üretimini yapmaktaymış ve bugünkü buğdaylar ‘kara patika’ denilen yollardan Odesa limanına ulaşırmış. Scott Reynolds Nelson’a göre buradaki Türklere, çubuk ve mızrak mânâsında Çumak/lar denilirmiş. (Çumaklar adlandırmasının ne denli doğru olduğunu tarihçilere bırakalım.)

Çumaklar, taştan buğday kaleleri inşa etmişler. Muhtemelen bugünkü siloların atalarını. Her ne kadar Dicle, Fırat, Nil ve Körfez’de büyük hacimde buğday üretilse de buğday Çumaklardan sorulurmuş.

Bugün 10 milyon yaşında insan kafası bulduğunu iddia eden sözde bilim adamları var. Daha geçen ay bazı arkeologlar buldukları şeylerin 7 ila 8,5 milyon öncesine ait olduğunu iddia ettiler. Aradaki fark bir buçuk milyon yıl. Belli ki bunlar ya sayı saymasını yahut da dayak yemesini bilmiyorlar. Seküler dünyanın uydurduğu bu şeyler ve tarihin tasnifleme şekli, vahye aykırı ve atalarımıza hakarettir.

Gerçek ve dürüst ilim adamları ve peygamberler tarihi tasniflerine göre insanlığın yaşı yaklaşık 14 bin yıl civarında. Araştırmacı Nelson’a göre çiftçiliğin kökenleri MÖ 10 bin civarlarına tekabül ediyor. Bunu düzeltirsek çiftçiliğin de inşa faaliyetlerin de tarihi insanın yaşına eşittir. İlk insan Hz. Âdem (a.s.), aynı zamanda ilk çiftçi, ilk besici, ilk mühendis, ilk mimar, ilk tabip, ilk yönetici, ilk peygamber dolayısıyla ilk yerleşik insandır. Hz. Âdem’i ziraat bilmeyen, karnının avcılıkla doyuran bir ‘mağara adam’ gibi göstermek bir peygamber yapılabilecek en büyük iftiralardandır. Onu öğreticisi ve terbiyecisi Allah-ü Teâlâ hazretleridir ve O (cc.)’in hiçbir işi nakıs değildir.

BUĞDAY VE OSMANLI

Tarihi biraz daha yaklaştırırsak Rus çarlığı zamanında özellikle Odessa’da buğday, Yahudilerin kontrolüne geçmiştir. Çar bu durumdan hayli rahatsızdır. Lenin, Troçki ve Eylül devrimini yapanların neredeyse tamamının Yahudi olduğu, Almanlarla aralarını yapan kişinin de Yahudi Parvus olduğu gerçeği bize çok şey söyler ve özellikle de günümüzdeki gıda bahsine dâir.
Tarihte tahılın hareketini izleyerek güç aksının nereye doğru kaydığını görürlermiş. Karadeniz kısmî, Akdeniz ise tümüyle bir Türk gölüne dönüştüğünde dünyanın gıdası Osmanlı’nın kontrolüne geçer. İstanbul Boğazına sahip olan devletler de geçmişte Kuzey’den gelecek ve boğazı aşıp geçecek tahılın yönetiminde büyük söz sahibidir.

Parvus’a göre -belki bugün de olduğu gibi- Odesa tahılın yönetildiği yerdir ve tarihin en eski tahıl borsası da buradadır. Odesa’ya sahip olan tahıla da sahip olur. Evet, bugün dünyada Amerika ve Kanada gibi güçlü tahıl üreticileri var ise de Rusya’nın, Ukrayna dolayısıyla da Odesa’ya sahip olma hevesine buradan da bakmakta geleceği görmeye faydası olur. Diğer yandan Rusların iki boğaza sahip olma heveslerini, İngiliz’in İstanbul’u 1923’te kurşun atmadan bize teslimini, Ruslarla olan hasımlığıyla da ilişkilendirmekte fayda var.

İstanbul ve boğazlar, kontrol etmekte güçlük çekeceğiniz büyük rakip Ruslarda mı olmalı, yoksa Lozan’da esir ettiğiniz Yeni Türkiye’ye mi verilmeliydi?

AFRİKAN'NIN GIDASI RUS RULETİNDEKİ MERMİ

Bugün Rus tahılı dünyaya Azak, Karadeniz ve Baltık denizlerinden, Ukrayna tahılı ise Karadeniz’den sevk edilir. Her ne kadar geçtiğimiz ay sekteye uğrasa da Türkiye’nin tahıl sevkiyatında oynadığı rol, Türkiye’nin sadece diplomatik başarısının değil, aynı zamanda bölge dair gücünün de bir göstergesi.

Rusya da Ukrayna da tahılını satmak isteyecek... Dünya tahıla muhtaç ise de her iki ülke de bu hususta Türkiye’ye muhtaç. Putin’in tahıl koridoru anlaşmasından çekilip, Afrika ülkelerine ‘size tahılı bedava veririm’ çıkışı, tahılın Afrika açısından da nasıl bir silah olduğunu gösterir.

Mümbit topraklara sahip Afrika nasıl olurda Rus veya Amerika’nın tahılına muhtaç olur? Bu suâlin tek bir cevabı olmasa da Afrika’nın geleceği için oldukça mühimdir. Türkiye’nin Afrika’da tahıl üreterek dünya siyasetinde daha etkin olabileceğini Tarım ve Ticaret Bakanlıklarına hatırlatmak gerek. Bir başka hatırlatma İHH benzeri yardım derneklerinedir ki: Onlar Türkiye’den yardım götürmek yerine orada buğday üretmeyi ve bunun için yöre halklarını desteklemeyi denemelidir.

Putin’in Afrika’ya ‘bedava’ buğday vaadinin gerçek olmadığını, buğday verip Afrika’yı sömürme siyaseti olduğunu herkes bilir. Kaşıkla buğday verenlerin gemiyle maden çalacaklarını bilmek için allâme olmaya gerek yok.

SAVAŞ, BUĞDAY VE PAHALILIK

Geçen aya ait aşağıdaki grafikler güncel buğday fiyatları ve Ukrayna savaşının piyasaları nasıl etkilediğini gösteriyor. Sadece Ukrayna savaşının etkileri değil, korona plandemisi ve sonrasındaki etkilerini de.

Bugün neredeyse bütün ülkelerde azgın bir enflasyon var. Belki de en azgını ülkemizde. Bunun baş müsebbibi, korona plandemisi politikaları. Maske, mesafe, hes kodu ve kapanma oyunları. Bugünü görememek siyasi bir basiretsizlik. Bizde artık bir piyasadan söz edilemez durumda. Tüm ürün ve mâmüllerin fiyatı, borsa ve döviz kuru gibi dakikada bir değişiyor. Devletin yeni vergi ve zam politikası da iğneden ipliğe hayatı pahalandırmış enflasyonu azıtmıştır.

Bizdeki kadar olmasa da tüm dünyada hayat pahalılığı sözkonusu. Bu yazı kaleme alındığı sırada buğday cenneti Kanada’da bir kadın gözyaşları içinde çektiği video ile ülkesindeki durumu haykırmış. Kanada’da herkesin kapana kısılmış hissettiğini söyleyen kadın, “Eylül'de başlayacağım iyi bir iş buldum ama o işle bile yılda 40 binden az kazanıyorum. Hiçbir şey alamıyorum. Bugünlerde kirayı ödeyemiyorum. Çok umutsuz hissediyorum” diyordu.

Savaşın bile yapamadığını bir plandemi numarasıyla becerenleri bu şeytanlıkları nedeniyle kutlamak mı gerek yoksa bu tuzağa düşmemiz yüzünden kendimizi kınamak mı? Buna siz karar verin ama bilin ki dünyada hayat pahalılığı olsa da kıtlık yok.



KITLIK YOKSA BU TELLÂLLER NE İŞ?

Evet gerçekten dünyada bir kıtlık falan söz konusu değil. Her şeyden bolca var. Kıtlık söylemi de oyunun bir parçası. “Kıtlık geliyor, ha geldi ha gelecek” diyenlerin önemli bir kısmının size “aşıya itiraz et” çağrısı yapan kişilerden olması şaşırtıcı gelmesin. Onlar da projenin bir parçası veya bu işten nemalanan korku tüccarları.

Baştan beri söylüyoruz kıtlık mıtlık yok. Dinlemeyin onları! Ayrıca belayı da çağırmayın! Hani ne derler bir kişiye 40 gün deli denirse delirirmiş. Ağaca çıkan çocuğa “düşme” veya “dikkat et düşersin” demekle aslında onun dengesini bozup düşmesini sağladığını bilen bilir. Şom ağızlılık etmek yerine “besmelesiz çıkma evladım, yap ki çık ki öğrenesin” desek ne olur?
Dünyada herkese yetecek kadar değil, herkese 3-5 kez yetecek kadar gıda var. Biraz israf etmesek çok daha fazlası. İsrafı bıraksak daha da fazlası. Bu yüzden ‘gıda stoğu yapın’ çağrısı yapanları da ciddiye almayın! Bu da bir israf şeklidir.
 
TAHILIN ÖLÜMÜ

Tahıla muhtaçlığımızı bilenler eskiden, sadece tahılı kontrol ederken şimdi buna tahılın genetiğini değiştirmeyi de eklediler.
Gıdaya hâkim olanın insanlığa hükmedeceğini bilenler, nebatat arasında ilk buğdayın genetik yapısına müdahale ettiler. Çünkü gıda demek önemli ölçüde buğday demekti. Rockefeller bursu ile ABD’de okuyan ve Rockefeller’e hizmet için yemin eden, FETÖ’nün hâmilerinden, sabetaycı, mason ve CHP eski genel sekreteri Kasım Gülek 1930’larda kaçak yollarla Türkiye’ye Rocfekellerin ifsat edilmiş buğdaylarını getirip, Adana’da ektirir.

Meksika laboratuvarlarında geliştirilen SONARA adlı genetik yapısına müdahale edilmiş bu tohumlar ilk olarak Hindistan’da ekilmiş, ardından da bu işbirlikçi sayesinde Türkiye’ye getirilmiştir. 
Gülek, TBMM’deki bir konuşmasında şunları söyleyecektir: “Meksika buğdayı, üzüm ve incir bakımına göre daha az bakım isteyen bir üründür. Üzümde göztaşı ve buna benzer ilaçlamaların yapılması gereklidir. İncirde de budama ve ilaçlama şarttır. Buğdayda ise uzun boylu bir çalışma ve bakım gerekli değildir. İste bu nedenlerin yanında, üzüm ve incir üreticisi de alın terinin karşılığını almadığı için Meksika buğdayı ekmeye başlayacaktır.”

Buğdayın genetik yapısına müdahale ile ilgili Dr. William Davis şunları kaydeder: “Melezleştirme çalışmaları ile yeni sentetik buğdaylar üretilmekte. Melezleştirmede gen belirleme tekniği uygulansa bile istenmeden çalışması ya da çalışmaması neticesinde henüz belirlenmemiş kendine has özellikler sergileyebilir. Melezleştirme denemelerinin hayvan ya da insan üzerinde test edilme zorunluluğu olmadığından bu melezlerin nerede, ne zaman ve nasıl zararlı sonuçlara yol açacağını belirlemek neredeyse imkânsızdır.

Her melezleştirme çalışmasıyla gittikçe artan genetik farklılıklar her şeyi değiştirebilir. Erkek ve kadınları ele alalım. Erkekler ve kadınlar genetik açıdan genelde aynı olmalarına karşın, aralarındaki farklar ilginç konular ve romantik ilişkiler oluşturur. Erkek ve kadın arasındaki temel farkı oluşturan tek bir kromozomdur. Aynı şey buğday için de geçerlidir.

Unutmayın ki, buğdayın melezleşmesi sırasında oluşan genetik değişimler aslında ölümcüldür. Buğdayın gluten içeriği ve yapısının, diğer enzim ve proteinlerdeki değişimin, duyarlılık sağlayan kalitenin, muhtelif bitki hastalıklarına dayanıklılığın insanlarda hiçbir sorun yaratmayacağı varsayıldı.

Melez bir buğdayla onu oluşturan iki türün proteinlerinin tahlili, melezdeki proteinlerin yaklaşık yüzde 95'inin ebeveyniyle aynı olmasına rağmen yüzde 5 kadarının hiçbir ebeveynde bulunmadığını ortaya koydu. Özellikle buğday, gluten proteinleri melezleştirme sırasında önemli biyolojik değişime uğruyor. Bir melezleştirme deneyinde, melezin ebeveyninde olmayan 14 yeni proteine sahip olduğu tespit edildi. Dahası, yüzyıllık buğday türleri ile kıyaslandığında çağdaş buğday türlerinin çölyak hastalığı ile bağlantısı bulunan daha fazla sayıda gluten proteinine sahip olduğu belirlendi. Melezleştirme ve üretme çabaları sonucunda elde edilen bitkilerin temelde “buğday” olduğu varsayıldığı için yeni türlerin kamu tarafından rahatça tüketilebileceğine inanıldı. Zirâî bilim insanları, melezleştirmenin insan sağlığına zararlı melezler ortaya çıkarabileceği fikrine gülüp geçtiler.”

Evet, onlar gülüp geçti. Peki, biz ne yaptık? Biz de alkışladık, itiraf edin öyle yapmadık mı?

SİLOLAR NEDEN PATLADI?

Ukrayna savaşından sonra Lübnan limanında yaşanan patlamada en dikkat çekici şey, buğday silolarının durumu olmuştu. Belki de silolar bilerek gözlere sokulmaktaydı.

Önce Rusya’nın Afrika’daki en büyük rakiplerinden olan Fransa’nın Strasbourg şehrindeki tahıl silosunda patlama meydana geldi. Kısa bir süre sonra Rusya tahıl koridoru anlaşmasından çekildiğini duyurdu. Ardından yine Fransa'nın La Rochelle kentindeki buğday silolarında yangın çıktı.

Fransa’dan sonra Antalya’da kahvaltılık mısır gevreği üreten bir fabrikada yangın çıktı. Üç gün sonra da Kocaeli Derince Limanı'ndaki TMO’ya ait buğday silosunda patlama yaşandı.

Patlamaya buğday tozunun sebep olduğu söylendi. Bazı uzamanlar ‘toz patlaması en üstte olur, bu ise zemin civarında yaşandı’ dedi ve başka ihtimallere dikkat çektiler. Patlama ve yangınların mesaj mahiyetli saldırılar olma ihtimali elbette yadsınamaz.

En azından biz sabotaj olup olmadığını bilmiyoruz. Açıklamasa bile devlet mutlaka bilir. Şâyet amaç mesaj vermek ise mesajı alır ve vakti zamanı gelince de karşı mesajını verir. Kıtlık tezlerini güçlendirerek panik meydana getirmek içinse bunu devlet de anlayamayabilir.

Bugün gerçek buğdayın izini sürerek gerçek bir hayat yaşayabiliriz. Bugün bu ülkede hayatın hakikatlerine Gerçek Hayat Dergisi dışında pek temas eden yok. Çoğunun yaptığı, kötülüğün değirmenine su taşımak.

Kaynak: Bu makale Gerçek Hayat dergisinin 1 Eylül 2023 tarihli 1095. sayısında neşredilmiştir.
Yorum Yap
Diğer İçerikler