Doğu Roma (Bizans) ordusunun Müslüman kasabalarına düzenlediği baskın sırasında Müslüman bir kadını esir alır. Rivayete göre Doğu Roma valisi, kadına eziyet ederken kadın, "
Va Mu'tasımah!" yani “
İmdat ey Mu'tasım! Neredesin?” diye haykırır!
Müslüman kadının bu samimi çığlığı, Halife Mu'tasım-Billah’a ulaşır. Halife, orduya teyakkuz emri verir. Ancak meselenin sulh ile çözümü savaştan daha mühimdir.
Halife Mu'tasım, Bizans valisine bir mektup göndererek der ki: "Müminlerin Emiri Mu'tasım-Billah'dan Rumların köpeğine! Esir aldığın bacımı derhal serbest bırakmazsan, sana öyle bir orduyla geliyorum ki bir ucu Bağdat’ta, diğer ucu ise Ammuriye’de olacak!"
Ammuriye bugün Afyonkarahisar sınırları içindeki Amorion antik şehridir. Buranın azgın valisi bu ikazı umursamaz. Artık savaştan başka çâre yoktur. Halife, dev bir orduyla yola koyulur, Ammuriye fethedilir.
Şehrin zapdedilmesi üzerine Halife Mu'tasım, esir edilmiş Müslüman kadını bulur, bağlarını çözer ve ona: "
Ey Bacım, Mu'tasım isteğine icabet etti mi?" diye sorar.
Tarihte bunun pek çok örneği elbette vardır ancak bunların en meşhurlarından bir diğeri de bir grup Müslüman kadının deniz haydutları tarafından esir alınması ve içlerinden birinin Haccâc bin Yûsuf'u yardıma çağırması üzerine gerçekleşir. Çağrının kendisine ulaşması üzerine Haccâc bin Yûsuf, Muhammed bin Kasım komutasındaki orduyu bugün Hindistan toprakları içinde kalan Sind’e gönderir ve şehir fethedilip esir kadınlar kurtarılır.
Oysa Filistin bir asırdır, Gazze çeyrek asırdır, özelde ise 7 Ekim 2023’den bu yana bütün Müslümanlara aynı çağrıyı yapıyor. Lâkin ne gelen var ne de gelebileceklerine dair bir umut.
Nasıl ki aile reissiz, bir topluluk lidersiz olamazsa ümmet de hilafetsiz birlik teşkil edemez. En fazla yapabilecekleri şey, kendisine bile hayrı olmayan İslam İşbirliği Teşkilatı, Arap Birliği, Afrika Birliği, Körfez İş Birliği Teşkilatı kadar…
Devletler güçtür ancak dünya nizamı âdil bir hükümran devlet veya sistem olmadan yapamaz. Güya Cemiyet-i Akvam da Birleşmiş Milletler (BM) de bu sistemi tesis için kurulmuştu. Yine güya Bretton Woods Sistemi bunun için oluşturulmuştu. Oysa gerçek söylenenden farklıydı. Bretton Woods 1971’de çöktü. siyonistlere altın tepsi de bir “devlet” sunabilmek BM’nin asıl amacıydı. Onu başardı ve o da görevini tamamladı.
Güya Amerika’nın rakibi SSCB bunun için bir denge unsuru olacaktı ve neticesi ortada. SSCB çoktan tarih oldu, ABD ise morfin ve kortizonlarla ayakta tutulmaya çalışılıyor.
Şu an dünyanın jandarması ne ABD, ne Çin, ne de Rusya… Aksine dilediğini yapabilen, bunlar ve diğerleriden hesap sorabilen israil ve onu da besleyen hükümran ve buyurgan fon ve teknoloji şirketleri…
7 Ekim 2023’den bu yana yaşananlar göstermiş veya dünya halklarının vicdan sahipleri görmüştür ki bu düzen böyle devam edemez ve bir çare gerektir.
Ortaya çıkan ve korku duvarını aşan bu yeni vicdan çağlayanına İspanya gibi devletler de katılarak doğru safta olmanın şerefini elde etmişlerdir.
Tarih, süt ve zehir akan iki ırmak gibidir. Mesela İspanya süt nehrinden içmeyi tercih ederken, “israilin 78. bağımsızlık günü münasebetiyle, israil hükümetine ve halkına içten tebriklerimizi sunuyoruz. Mutlu Bağımsızlık Günü, israil!” mesajını atan Azerbaycan Dışişleri, utanç ve zehir nehrinden içmeyi tercih etmiştir. Bunun en temel nedeni de Türkiye’nin hak ettiği güce erişmemesi veya eriştiği gücün farkında olmayışı…
Artık sadece Filistin, Libya, Sudan, Somali, Bosna Herkes, Katar değil, BAE hariç, Körfez ve diğer devletçik ve devletler de aynı ve daha fazla beklenti içindeler.
Mesela AK Parti, Türkiye’nin derin ekonomik krizi ve 28 Şubat zulmünün bir neticesi olarak doğdu. Bugün dünya ve çevremiz, Türkiye’nin 28 Şubat’ı ve ekonomik krizinden çok daha ötesini yaşıyor ve bir yaslanacak bir güç, bir hâmî ve hepsinden mühimi bir dost eli arıyor.
İster farkında olsun ister olmasın Türkiye bunu başarabilecek güçtedir. Ancak yüksek faiz, kontrolsüz enflasyon ve hatırı sayılır ölçüde tarih şuuru olmayan kifayetsiz bürokrasisi, aşırı temkin siyaseti ve başkaca unsurlar sebebiyle bu gecikiyor.
Türkiye olarak Hürmüz boğazı çıkmazı, Rusya-Ukrayna savaşı, Trump salgını, Çin istilası, NATO bilmecesinden çok dijitalleşme esareti, zorunlu eğitim dayatması, yüksek enflasyon, yüksek faiz ve günümüz Türkiye'sinde hemen herkesin faize bulaştırılması, midelerin şüpheli veya haramlarla beslenmesi, zihinlerin putperestlik ve ifsat edici şeylerle işgali, kontrol edilemeyen televizyon ahlâksızlıkları, azalan nüfus, kral çocuklar, dünyada düşüşe geçen ancak Türkiye’de devlet eliyle yükseltilen feminizm, siyasetten umudun her geçen gün azalması, iş hayatında kapılar kadınlar için ardına kadar açılırken erkeklerin işsiz bırakılması, uyuşturucu müptelalığın yükselmesi, sokakların güvensiz hâle gelişi, dikey kötü şehirleşme sebebiyle komşuluk ilişkilerinin bitişi, sosyal medya ve yapay zekâ salgını gibi uzayıp giden meseleleri var.
Bunları aşamamış Türkiye, Körfez’e ve diğer Müslümanlara şemsiye olabilir mi? Bal gibi olur, yeter ki istensin! Olur ve işte o Türkiye’yi kimse tutamaz.
Ama biz bunlardan ziyade altının kuru, Rusya-Ukrayna savaşı, Trump’ın ipe sapa gelmez açıklamaları, Çin’in ıncık boncuğu ve tv’lerin gündüz kuşağı rezaletleriyle meşgul ediliyoruz.
Yaklaşan Kurban Bayram’ında endişelerimizi, beceriksizliklerimizi, korkularımızı da kurban edebilirsek; aileler, millet ve devletçe o gün bizden güçlüsü olamaz!
Vesselam!