16 Nisan 2026 Perşembe

Sosyal Medya

Son Eklenenler

Bu gerçek bir savaş mı ve nasıl neticelenir?

Gerçek Hayat Dergisinin 1126. sayısının editör yazısı
07 Nisan 2026 19:38
Taraflar var ve bombalar patlıyorsa elbette ortada bir savaş vardır. Savaşın kaç tarafı var? Bu bir Hakk ile bâtıl savaş mı?

Eğer Şiaizm mensupları tarihleri boyunca Müslümanlarla savaşmamış olsaydı, hiç olmazsa Şah dönemi veya Humeyni ve sonrasında ve de israil kurulduktan sonra siyonizmin Müslüman ülke ve halklarla yürüttüğü savaşlarda bugün suçladığı, yardım beklediği, hatta bombaladığı ülkelere destek olsaydı bugün bu mücadelede yalnız kalmazdı.

Bunca şerrine rağmen Müslümanların bazıları hâlâ bu yapı için dua ediyor.

Peki, neydi bu savaşların en belirginleri?

-1948 Arap-İsrail Savaşı (Bağımsızlık Savaşı / Nekbe)

-1982 Lübnan Savaşı

Bugünden bakarak sanılmasın ki 1982 Lübnan Savaşı siyonizmle Şiiizm arasında geçti. Aksine, bu yine Lübnan'daki Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ)’ne yönelik geniş çaplı bir işgal savaşıydı. Teröristler Beyrut'a kadar ilerledi.

Peki, Lübnanlı Şiitler ve İran yönetimi ne yaptı? Lübnanlı Şiitler siyonist işgalcilerini karanfil, zılgıt ve sevgi gösterileri ile karşıladı. Fırsatı gole çevirip Şii militanları Filistinlilerin boşaltmak zorunda kaldığı yerlere yerleştirdiler, yetmedi, bugün ilk kurucu lideri  Subhi el-Tufeyli’nin bile lanetlediği Hizbullah’ı kurdular.

İslam topraklarının her yerinde Ehli Sünnet ile savaştılar. Buna rağmen özellikle 2016 savaşında Müslümanlar Hizbullah’ı şartsız destekledi. Ama o bu cendereden çıkınca Irak’ta, Suriye’de Ehli Sünnet kanı dökmeye ve n’amusunu kirletmeye devam etti.

Nereden nereye mi geldik, 1400 yıllık ihanet hikâyesinin kısa bir özetiyle ABD-israil arasındaki aleni,  İran-Rusya-Çin arasındaki gayri resmi ittifaka…

Eğer ABD tarafının İran rejimini devirmek gibi bir maksadı olsaydı bunu milyon kere yapardı. Eğer bu gerçekleşir ve Şiiist İran yönetimi yerine Ehli Sünnetle en azından bir çeyrek asır mücadele edemez bir rejim ortaya çıkarsalar bundan en büyük zararı israil görür.

Çünkü siyâsî, askerî, dînî, kültürel ve coğrâfî olarak İran tehlikesinden kısa da olsa bir nefes alabilen İslam dünyasının pek çoğu için Ehli Sünnetin 1250 yıllık lideri Türkler etrafından yeniden toparlanma ve düşmanı tepeleme imkanı doğar.

İşte buna ne Rusya, ne Çin, Ne ABD, ne İngiltere, ne AB, ne de hepsinin açıktan veya zımni olarak destekledikleri siyonistler razı olur. Unutmayın çatı örgüt siyonizm değil, satanizmdir. Diğerleri razı olsa bile Şiilerin hiç biri bunu kabul etmez. Çünkü 1400 yıllık hikaye imamet/hilafet meselesi üzerine kurulu değil mi?

Geri kalanın hepsi gerektiğinde savaştırılıp heba edilebilir. Şayet onun daha faydalı olacağına inansınlar ne İran’ın ne de israilin nefes alacak tek bir dakikası olurdu.

Komşusunun evi yanarken saçını tarayan bilmem nenin yangın kendi evine gelince herkesi yardıma çağırması gülünç şeydir ve bu çağrıya kimse icabet etmez. Eden de ahmaktır.

Bu şu mânâya asla gelmez; bu alçakların İran halkının insânî, iktisâdî, dînî, kültürel vs. değerlerine saldırması, yıkması ve öldürmesini hiç bir şartta meşru kılmaz, kılamaz.

Hangi tarafa düşerse düşsün her bombanın kazananı satanist baron ve üst yapılanmalardır.

Öldürmeyen saldırı saldırıya uğrayanı güçlendirir. Buradan İran’ın halkının zayıflayarak, İran rejiminin güçlenerek çıkacağı ortada gibi. Trump ve siyonizm cephesinde durum pek de böyle neticelenmeyebilir. İçerideki yapılar veya ağababaları, Trump ve netanyahunun bu kez defterini dürebilir. Bu hususta israil eski başbakanı ehud olmert: “Hiç kimse İran’ı ortadan kaldıramaz. netanyahu ağır bir bedel ödeyecek” demiş.

Türkiye’ye gelince burada gerçek hedef Türkiye’dir.

İran da diğer taraf da Türkiye’yi savaşın için çekmek istedi ve hâlâ vazgeçmiş değil. İran bunu Suriye’yi tehdit ederek sürsürüyor.

Tel Aviv’den ise bundan sonrası hedefin Türkiye olduğu yönünde.

Türkiye’yi hedef yapmak kolay olabilir ama sonrası kimse için pek de tahmin ettikleri neticeyi doğurmaz.

Hainimiz bol olabilir. Karşı tarafa çalışacak satılık da çok çıkacaktır.

Bu iş sadece hava savunma, füzeler ve nükleer meselesi olmaktan çıkar ve bir akıl savaşına dönüşür ve en basitinden dünyada hiçbir iletişim kalmaz.

Hiçbir devlet (tabii ki gerçekten devlet ise) askeri gücünü ifşa etmez. Ayrıca sadece kendisi için sakladığı özel savaş araçları vardır.

Türkiye’nin bir el işareti ile dünyanın her köşesinde her kavimden milyonlarca insan, düşman bırakmaz.

Bizden söylemesi!

Kemâl Özer, bizim olmayan sosyal mecralarda olmama kararı verdim. Fakiri buradan, sitelerimizden, kitaplarımızdan takibe devam edebiliriniz. Hep yazmak, hep konuşmak elbette herkesi yorar, bizi de çok yordu.

Vesselam!
Yorum Yap
Diğer İçerikler