Gerçek Hayat Dergisinin 1125. sayısının editör yazısı
Kabaca bir asırlık ara hariç Kudüs, Gazze, Şam ve Kahire 865’den 1917’ye dek bin yıldan fazla bir süre Türk yurduydu. Bugün farklı anılsa dahi hâlâ Türk yurdudur. Hiç değilse Müslüman yurdu.
Biz hepsini Arap zannetsek de ve bazıları Araplaşsa da bu ve daha fazla coğrafyada Müslüman Türkler yaşadı ve yaşıyor. Bazıları hâlâ Türk olduğunun farkında olsa ve bazıları da Araplaşsa da bölgenin toprağı Müslüman Türk kanıyla yoğruldu. En nihayetinde buralar bizimdi. Tarih şuuru fakirliğimize, beceriksizliğimize ve korkaklığımıza rağmen yine bizim olacak…
Mâdem eşyanın aslı ibâha ve her şey aslına döner, vaktin Sahibinin izni ve inayetiyle bu topraklar da hasretini çektiği asıl sahiplerine kavuşacak…
Gazze halkındaki bu direniş, aşk ve azminin o toprakları mayalayan Müslüman Türk ruhundan kaynaklandığı, tarîhî ve fıtrî bir gerçektir.
İslam tarihi boyunca sadece askerî bir kale olmayan Gazze, aynı zamanda "Gazze Okulu" olarak adlandırılacak bir geleneğin de oluşmasını sağlamıştı. Gazze, İslam tarihi boyunca ilim ve ticaretin harmanlandığı bir liman şehriydi ve bugünkü vahşi şeytan ordusunun yıkımına ve Trump soytarısına rağmen yine ayağa kalkacak, yine eski ihtişamlı günlerine geri dönecek biiznillah.
Bundan şüphe duymak umut kesmektir, acze düşmektir ve vebaldir.
Kabul edelim, Müslümanlar olarak İslam’dan uzaklaşınca bir asır önce yenildik. Bölük pörçük olduk. Başlarımıza sömürge valileri tayin ettiler. Onlar da Müslümanları birbirine düşürdü. Bugünkü fitneler ve iblis güçlerine yem olmamızın da birkaç sebebi var.
İlki, İslam’dan uzaklaşmış olmamız
İkincisi, tarihten ibret almayışımız
Üçüncüsü, düşmanlarımızı tanıyamayışımız
Dördüncüsü, kavmiyetçilik, ideolojik, hanedancılık veya şu bu tuzaklarına çekildiğimizi göremememiz
Beşincisi, düşmana benzemede birbirimizle yarışmamız
Altıncısı ise şüphesiz imtihanımız…
Hayat tıpkı kalp grafiği gibi inişli çıkışlıdır. Tek çizgi ise kıyamet. Yükselenler düşecek, düşenler yükselecek… İlâhî sistem ve tarîhî hakikat böyle. Tıpkı gecenin gündüzü, gündüzün geceyi izlemesi gibi… Güneş doğunca tüm iblisler kaçacak delik arar. Karanlık basınca ise fitne fücurları için işbaşına geçerler…
Allah’ın tebeddülâtından kaçış yok. Kafir küfründe ve zulmünde ısrar ettikçe batacak, biz imanımızı güçlendirdikçe ve بَلٰي وَ اَنَا عَلٰي ذٰلِكَ مِنَ الشَّاهِد۪ينَ (Belâ ve ene alâ zâlike mineş şâhidîn) “Evet, öyledir. Ben de buna şâhitlik edenlerdenim” sözümüze sadık kaldıkça terazinin kefesi yer değiştirecek. Mazlumlar âdil, zalimler sefih olacak. Bundan umudunu kesmek Allah’ın vadinden umut kesmektir, bu uğurda çaba göstermemek sözden dönmektir.
Son çeyrek asırda ve özellikle de son iki buçuk yılda soykırıma tâbi tutulan Gazze’ye yönelik sahnelenen tiyatroda yeni bir perde daha açıldı.
Trump soytarısının liderliğindeki 19 Şubat günü sözde “Barış Kurulu”nun sözde “üyeleri” Washington’da bir araya geldi.
Hamas veya Filistin yönetiminin yer almadığı sözde “barış” toplantısına terörist israilin temsilcisi katıldı.
Trump çaldı, herkes dinledi.
Kimse terör oluşum israile bir şey söylemedi.
Soykırımı durdurma hususunda adım atılmadı.
Yılbaşında geçileceği duyurulan yeni aşamaya geçilmedi.
Türkiye Gazze’ye asker göndermesi beklenen ülkeler arasında yer almadı.
Gazzelilerin ölmesini engelleyecek ve yıkımı durduracak hiçbir adım atılmadı.
Gazze’de yaşananların veya Gazze adına sahnelenen tiyatro hakkındaki dosyalarımızda Tevfik Şahin meseleyi şu cümleyle özetlemiş: ‘
Alabildiğini al, hiçbir şey verme!’ Bu aslında bir asra yakındır bölgede olup bitenin bir özeti.
Biliyorlar ki
Gazze düşerse Kudüs düşer. Zaten Hamas 7 Ekim’i “Kudüs düşmesin” diye yapmadı mı?
Evet, tam da bunun için yaptı ve “
Aksâ Tufanı” ismi de bu sebeple verildi.
Bugün gelinen noktayı Ali Osman Yiğit ise ‘Gazze Barış Kurulu: Dağ yine fare doğurdu’ başlıklı dosya haberinde şu cümlelerle özetledi: “
E, netice nedir peki? Kocaman bir sıfır!”
Evet, gerçekten kocaman bir sıfır ama şimdilik.
Bizim bildiğimiz tarih şuuruna sahip Filistinli yiğitler o sıfırı tersine çevirme ve 10 yapma iman ve azmine sahipler. Bunun için çok da beklemeyeceğiz. İnsanlığın mahşeri vicdanındaki uyanış bunun en bariz habercisi. Güçlüden değil çaresizden korkmayı dünya bir kez daha pek yakında öğrenecek! Üstelik bize rağmen!
Yine dopdolu dosyalarla karşınızdayız. Süleyman Şahin’in
Hun Türkleri ile ilgili yazısı, Epstein iblisliği ile ilgili dosyalar, modern hayatın ortaya çıkardığı yalnız ve çaresiz çocuklar, yapayalnız bırakılmış yaşlılar meselesini ele alan dosyalarımızı da gözardı etmeyin.
İslam ümmetinin ömrünün Ramazan bereketi ve iftar sevinci gibi olması niyazı ile Ramazan yahut Îdü'l-Fıtr bayramımız kutlu ve bereketli ola.
Vesselam!