01 Ekim 2026 Perşembe

Sosyal Medya

Son Eklenenler

Korku en kusursuz denetim mekanizmasıdır

Gerçek Hayat Dergisinin 1132. sayısının editör yazısı
30 Eylül 2026 13:54
“At sahibine göre kişner” diyen ecdat meğer ne kadar haklıymış. Dün, teknoloji ruhunu İslam’dan alırken bize bihaller oldu ve Müslümanlar olarak üstünlüğümüzü kaybettik. Günümüz teknolojisi ise o ruhu Batı ve bâtıldan alıyor.

Batı kendi ruhunu üfleyerek geliştirdiği ve kurguladığı teknolojiyi bize satıyor. Biz ise ona bir isim bulmaktan bile aciziz. Batının “smart-phone” dediği şeye bizdeki aklı evveller “akıllı telefon” demiş.

Oysa smart, akıllı veya zeki değil aksine pratik ve şık demek. Aynı şekilde bize “yapay zekâ” dedirttirilen şeye ise Batı’da “Artificial Intelligence (AI)” deniliyor. Düz bir tercüme yapılsaydı “becerikli usta, sahte akıl, uyduruk akıl, sun’i zekâ” veya Agopça ifadeyle “Yapay Anlak” denilmesi gerekirdi.

Yapay kelimesi Türkçe değil zîra Türkçe ‘ay’ ekiyle bitmez. Anlayacağınız “yapay” kelimesi zâten Agopça. Burada bir de zekâ kelimesi yerine Agopçacı kemalistlerin uydurduğu ‘anlak’ yazsalardı daha gerçekçi olurdu. Bu hâliyle adı zamâne Türklerinin yarı Agopçası yarı Türkçesi gibi “yapay zekâ” olarak konulmuş.

Bir hakkı teslim edelim ki “bilgisayar” tabiri Sevan Nişanyan’a ait. “Printer” için ise “bilgiyazar” demişti ama bir hâkimin yazım hatası yüzünden “yazıcı” kaldı. Nişanyan ile Osman Kavala Türkiye’de ilk bilgisayar ithalatı yapan firmalardan birinin kurucusu idiler. Nişanyan zâten kelime kökenleri ve yer adları hususunda mütehassıs bir isim.

“Akıllı telefon” veya “yapay zekâ” demeden önce keşke birileri Nişanyan veya o evsafta kişilere sorsaydı ama bunu akıl edecek ne bir müesseseye sahibiz ne de böyle bir niyete…

“Yapay zekâ” deyip durmamak niçin; AI, SZ ve YZ kısaltmalarını tercih edeceğiz.

Hemen her şey gibi yaşadığımız çağın paradokslar çağı olduğunu kaydetmek zorundayız. Bu durum, modern çağın en büyük teknolojik paradoksu ve stratejik bir illüzyonunu da beraberinde getiriyor. AI’yı laboratuvarlarında şekillendirenlerin son dönemde yürüttüğü "kıyamet senaryoları" ve "korku siyaseti", teknolojik bir endişeden ziyâde, gücün merkezini koruma çabasıdır.

Dikkat ettiyseniz geçtiğimiz ay bir piyon “AI 2030’a kadar hepimizi öldürebilir” dedi. Sanıldı ki bir deli bir kuyuya bir taş attı, kırk akıllı çıkarmak için uğraşacak. Meğer bu kasıtlı atılmış bir adımmış. İşte onun ardına AI imalatçıları ardı sıra dizilip kıyamet senaryosundan söz etmeye başladılar. Trump çatlağı da onları izleyip ‘ben bu oyuncağı çok sevdim kimseye kaptırmam’ meâlinde cümleler sarf edip adını bile değiştirerek “süper zekâ” yaptı.

Meğer mesele her zaman olduğu gibi insanlığı bu yazılımdan korumak falan değil aksine hedef saptırmakmış. Tabi bunu görmek ve göstermek de yine Gerçek Hayat’a nasip oldu.

Dosyamızda okuyacağınız çıkışların asıl gâyesi:
- Gücü meşrulaştırmak,
- Tehdit üreterek konumlarını korumak,
- Regülasyon duvarları çekerek bariyer oluşturmak,
- Piyasadaki tekeli sağlamlaştırmak,
- Girişimciliği ve hürriyetleri kısıtlamaktı.

Mitolojide Prometheus ateşi tanrılardan alıp insanlığa armağan etmişti; ancak günümüzün dijital Prometheusları, ürettikleri ateşi insanlığa sunarken ellerinde bir yangın söndürücüyle değil, bizzat yangının korkusuyla geliyorlar.
Aslında "Biz bu silahı yaptık ama o kadar tehlikeli ki, başkalarının eline geçerse kıyamet kopar" diyorlar.

"Bu teknolojiyi sadece biz güvenli bir şekilde denetleyebiliriz" algısı meydana getirmeye çalışıyorlar.

Sunî zekâ sistemlerini geliştirenler, bu araçların “ne kadar devasa ve kontrol edilemez bir güce sahip olduğunu” sürekli vurgulayarak aslında kendi ürettikleri gücün kudsiyetini ve dokunulmazlığını ilan ediyorlar.

Bu bir korku iklimi oluşturma çabasıydı ve bunun içinde şeytan, deccal, kıyamet senaryoları, katliam senaryoları birbirini takip etti. Hiçbir zaman olmadığı ve yapıları da buna müsait olmadığı halde “insânî sorumluluk çağrısı” maskesiyle insanlığı yönlendirme ve aldatma girişiminden başkası değildi.

Asıl korkulan şey AI’nın insanlığı yok etmesi değil; bu gücün halkın, şahısların ve bağımsız iradelerin ellerine geçerek merkeziyetçi yapıları sarsması endişesiydi. Bunu direk söylemeleri zaten mümkün değildi ve bunu sıradan bir piyona söyletip ardına dizilerek hep bir ağızdan nârâ attılar. Devamı gelir mi bilinmez ama şimdilik Trump maddî çıkarcılık zaviyesinden bir çıkışla gündemi değiştirdi.

Kodlanan şey nihayetinde bir araçtır ne mutlak bir melek ne de mutlak bir canavar. Ancak bu aracı geliştirenlerin onu bir silah olarak konumlandırması ve ardından "ben korkuyorum, siz de korkun" demesi, kontrolden çıkma korkusundan ziyade kontrolü kaybetme endişesinden başka bir şey değil.

Filistin’e, Yemen’e, İran’a, nüfus düşmanlığına ve diğerlerine yer kalmadı artık sayfalardan bakarsınız!

Vesselam!
Yorum Yap
Diğer İçerikler