İ K T İ B A S L A R

 

'Helal' bir hak ve zarurettir!
 

 Vakit Gazetesi’nin Kemal Özer'le yaptığı 'helal' konulu söyleşi 3 bölüm halinde yayınlandı.

 

"Sayfamızda özelde Tüketici haklarına ve hak ihlallerinden kaynaklanan şikayetlere yer vermekle birlikte, insan hakkı ihlallerine değinmeye, tüketicilerin fiziksel, sosyal problemlerine de yer vermeye gayret edeceğiz. Evrensel değerler ilgi alanımızın dışında değildir."

İhlal ve şikayetlerin yanında, tüketici hakları konusundaki gelişmelerden, itiraz ve anlaşma sonuçlarından, tüketici memnuniyetini içeren üretici davranışlarından, tüketicilerin yararına bilgilerden sizleri haberdar etmeye gayret edeceğiz.Resmi büyütmek için tıklayın

Bizde Tüketicinin Sesi olarak, İstanbul'da Helal Sertifika konusunda pek çok ülkenin katılımı ile düzenlenen sempozyuma çalışmaları ile katılan Sayın Kemal Özer ile bir röportaj yaptık. Bu röportajı okuduğunuzda konuya sivil toplum örgütü yaklaşımını görecek ve sizlerde sorularınıza cevaplar bulacaksınız.

Röportajımız oldukça uzun. Sayfamızın tamamını bu konuya ayırmamız elbette mümkün değil. Bizde bölümler halinde yayınlama yolunu seçtik. Dikkatle takip etmeniz halinde faydalanacağınızı düşünüyoruz. Vakit
 

- Kemal Bey, sizi genelde İnsan Hakları özelde de Evrensel tüketici haklarının ülkemizde yerleşmesi için yaptığınız gayretli çalışmalardan tanıyoruz. Bu defa “Helal Yürütme Kurulu”  adlı çalışmanızla gündeme geldiniz. Söyleşimize bu çalışmanızın amacıyla başlayalım. Helal Yürütme Kurulu Başkanı olduğunuza göre, bu unvandan Helal sertifika çalışması yaptığınız anlamı çıkarabilir miyiz? Nedir bu komite?

Kemal Özer - Teşekkür ederim Yakup Kemal Bey. Bir tüketici örgütü tüketicilerin sadece bozulan buzdolabı, kundurası gibi sorunlarla ilgilenmez, ilgilenmemeli. Tüketime sunulan ürünlerin sağlıklılığı ve farklı inanç sahiplerinin inançlarına uygun olarak üretilip üretilmediğini de izlemekte, bu konuda çalışmalar yürütmektedir. Helal Yürütme Kurulu bu amaçla kurulmuş ve çalışmalar yapan bir komitedir ve başkanlığını da bendeniz yapmaktayım.
 

- Şimdiye kadar Helal Sertifika diye bir tartışma yoktu nereden çıktı bu Helal sertifika. Bu sertifikaya neden ihtiyaç duyulur? Bu sertifikaya sahip bir ürün tüketiciye hangi güveni verir?

Kemal Özer - Evet. Helal sertifika son birkaç yıldır yoğunlaşarak gündemimize girmektedir. Çünkü artan tüketim bilinci; tüketicileri gıda, ilaç, kozmetik, giyim, içecek, sağlık başta olmak üzere üretilen mal ve hizmetlerin inançları gereği yasaklanan içeriğe sahip olup olmadığını sorgulamaya itmiştir. Bu nedenle özellikle Musevi’ler tarafından geliştirilen ‘Kosher Sertifikası’ olarak adlandırılan sertifika ile Musevi inancı sahibi tüketiciler tarafından mal ve hizmetlerde aranan bir sertifika olmuştur. Müslümanlar tüketiciler için ise ‘Helal Sertifika’ geliştirilmiştir.

Endüstrileşme insanların tüketim alışkanlıklarını değiştirdi. Artık ‘doğal’ yazan ürünler bile doğal değil. Yüzde yüz meyve suyu diye satılan ürünler bile yüzde yüz meyve suyu değil. Batılı endüstriyel üretim prosesleri özellikle Hıristiyan kültürünün ürünü olması nedeniyle Müslüman ve Museviler açısından büyük dini sorunları da beraberinde getirmiştir. Tahrif edilen Hıristiyan inancına göre Müslüman ve Museviler için ‘haram’ olan domuz ve alkol gibi ürünler ve bunlardan mamul ürünler rahatlıkla Müslüman ülke tüketicilerine sunulur hale gelmiştir. Bu yüzden ehil ellerde gelişen bir ‘Helal Sertifika’ mütedeyyin tüketiciler için bu ürünlerin sağlıklı olmasının yanında helal olduğu anlamına da gelir.
 

- Halkı Müslüman bir ülkede Helal Sertifika gerekiyor mu?

Kemal Özer Elbette. Özellikle laik bir ülkede iseniz gerekir. Hatta bu ülkede laiklik bir din gibi algılanıp uygulanmakta ise mutlaka gerekir. Türkiye gibi gıda politikası olmayan, ürünlerin menşei konusunda bir koşul olmayan, gıda terörü diye manşetler atılan, domuz etinin otellerde tüketiciye bilgi verilmeden sığır eti gibi sunulduğu bir ülkede mutlaka helal sertifika gerekir.
 

- Kullandığınız argümanlar/terimler İslami ıstılahlardan oluşuyor. Tüketici Hakları ile bu terimleri yan yana kullanmak nerden çıktı?

Kemal Özer Önce sunu belirtmeliyiz. Tüketici haklarının menşei İslami’dir. Hak-hukuk kavramı İslam’ın insanlığa hediyesidir. Bu nedenle bunda yadırganacak bir durum yok. İlk hak arama örgütü olan Hılfu’l Fudul Cemiyeti’ni Peygamber s.a.v. Efendimiz kurmuştur. Tüketici kavramı 10-15 yıldır Türkiye’de popüler diye bu kavramın Batılı olduğunu sananlar yanılıyorlar. Kaldı ki tüketici ve insan haklarının bir parçası olan Dilekçe Hakkı’nı ilk uygulamaya koyan kişi 1. Halife Hz Ebubekir r.a.’dır.
 

Öte yandan üretilen tüm mal ve hizmetlerin, inanç ve değerlere uygun olarak üretilmesini talep ve üretilen mal ve hizmetin içeriğini öğrenmek, tüketicinin temel ve evrensel tüketici haklarından biridir. Bu hak, 1985 tarihli Birleşmiş Milletler Tüketici Hakları Evrensel Bildirgesi ile kabul edilen “bilgilenme” hakkının ayrılmaz bir parçasıdır.
 

- Bilgi edinmeyi biz sadece Bilgi Edinme kanunu ilgili sanıyorduk. Bilgilenme hakkının içeriği konusunda neler söylersiniz?

Kemal Özer –Ülkemizde 4 yıl önce yasalaşan Bilgi Edinme Kanunu’nu, Bilgi Edinme Hakkı’nın sadece bir parçasıdır.  Birleşmiş Milletler başta olmak üzere Türkiye’nin de taraf olduğu birçok sözleşme tarafından tüketicilere her alanda bilgi edinme hakkını sunulmaktadır. Kaldı ki bu sözleşmelerle tanınmamış olsa bile insanlara doğuştan Yaratıcı tarafından verilen bir haktır. Bu yüzden bir tüketici satın aldığı bir ürünün içeriğinde hangi katkı maddelerinin olduğunu bilmek en temel haklarındadır. Bugün bazı ürünlerde ‘Yenilebilir Jelâtin’ yazmaktadır. Biliyoruz ki Jelâtin hayvanlardan elde edilir. Bir zamanlar Diyanet’e sormuşlar. ‘Jelâtin Helal midir’ diye. Jelâtin denilince sigara paketindeki ambalaj Jelâtinini anlamış olmalılar ki ‘Ambalaj malzemesi yenilir mi?’ denilmiş.
 

Hayvansal olan bu gıda katkı maddesi artık ilaçtan çocuk ürünlerine, şekerlerden pastalara, keklerden, dondurmalara birçok üründe kullanılmaya başlamıştır. Bazı üreticiler uyanıklık yapıp ‘Sığır Jelâtini’ yazmaya başladılar. Bu durumda, hayvansal olan bu Jelâtinle ilgili en basitinden iki soru hemen akla gelmektedir. Bu gerçekten sığır Jelâtini midir? Evet, sığır Jelâtini desek bile bu durumda bu sığır İslami usullere göre beslenmiş ve İslami usullere göre kesilmiş bir hayvandan, bu koşullara göre üretilmiş bir Jelâtin midir?  Soruları ortaya çıkmaktadır. Ülkemizde üretilmediğini tespit ettiğimiz bu ürünle ilgili olarak Dış Ticaret Müsteşarlığı ile Gümrük Müsteşarlığı’na hangi ülkelerden ithal ediliyor diye sorduk. Zorda olsa 6 aylık bir mücadele sonrasında Jelati’nin “3503 pozisyonunda yer alan Jelâtin, Fransa, Hollanda, İtalya, İngiltere, Almanya, Yunanistan, Belçika, Slovak Cumhuriyeti, ABD, Kolombiya, Brezilya, Arjantin, Hindistan, Çin Halk Cumhuriyeti, Güney Kore Cumhuriyeti, Yeni Zelanda, Pakistan’dan ithal edilmektedir” bilgisini aldık. Ama ülkemizde bazı satıcılar Mısır’dan ithal edildiğini söylemekteler. Ama Mısır Jelâtin üreticisi değil. Mısır Müslüman bir ülke olunca kimse endişelenmez düşüncesiyle bu yanlış bilgi verilebiliyor. Bu durumda Müslüman ve mütedeyyin bir tüketicinin endişelenmemesi ve ‘Helal Sertifika aramaması mümkün müdür?
 

- Ülkemizde İslami konularda yetkili Devlet kurumu olan Diyanet İşleri Başkanlığı’nın bu konuda bir girişimi veya daha önceden gelen bir çalışması var mı? DİB'nin vereceği bir fetva Helal için yeterli midir?

Kemal Özer Diyanet İşleri Başkanlığı’nı bunu yapabilecek bir kurum değil. Öncelikle siyasetçiye bağlı bir kamu kurumudur. Öte yandan laiklik ilkesine rağmen devlet kurumu olması ayrı bir tartışma konusu. Elbette Diyanet bağımsız ve İslam inancına sahip tüm mezhep ve inanç sahiplerinin üzerinde uzlaştığı bir kurum olsa belki mümkün olabilir. Ama iradesi olsa bile hukuken Diyanet’in bu haliyle bunu yapabilmesi imkânsızdır ve yepyeni sorunlar oluşturur. Aslında ana sorunlardan biri de  ‘Helal’ fetvasının niteliğidir. ‘Helal’ dediniz mi hemen şu soru geliyor akla  ‘Kime göre?’ Farklı mezhepleri bırakınız aynı inanç mensuplarına göre içki içmek ve domuz eti yemek gibi ana birkaç meselesi dışında uzlaşma mümkün gözükmüyor. 2006 Kasım ayında Alkolsüz içecekler adı altında üretilen gazlı içeceklerin içerisine katılan alkolle ilgili yaptığı analiz çalışmasının sonunda ondan fazla fıkıhçı görüşünü yazılı olarak açıkladı. On ayrı görüş nedeniyle uzlaşma sağlanamadı. Kaldı ki Diyanet İşleri Başkanlığı Hanefi Mezhebi merkezli bir kurumdur.
 

- Türkiye'de İslami kabul ve ayrılıklar var. Halk da güven duyduğu yolu takip eder. Bütün teamüllerin güvenini sağlayacak sertifikalandırma sistemi nasıl kurulacak, ya da neyi merkez alacak?

Kemal Özer Önceki gün elime bir ‘Helal Sertifikası’ geçti. Güney Afrika Cape Town şehrinki bir kurumdan tarafından verilmiş bir sertifika öyle ilginç ki. İnanılması zor bir durumla karşı karşıyayız. İçeriğinde alkol olduğu bilinen ve üzerinde hamileler, yaşlılar ve çocuklar ile böbrek, karaciğer, kalp vb hastalıkları olan kişilerin tüketmesi ve 18 yaşının altındaki çocuklara yatışının yasak olduğu yazan bir enerji içeceğine ‘Helal Sertifikası’ verilmiş. (Sertifika 2002 yılı için geçerli olduğu yazılmasına karşın 2008’de delil olarak sunuluyor.) Üstelik bu ürün bazılarının yeşil sermaye diye nitelendirdiği bir holdingin mağazasında satılıyor. Bu ürünün ekstra olarak alkolle birlikte alınması durumunda öldürebileceği ürün üzerinde yazıyor. Allah c.c. Nahl Suresi 116’da “Dillerinizin yalan yanlış nitelendirmesiyle: "Bu helaldir, bu haramdır" demeyin. Çünkü Allah'a karşı yalan uydurmuş olursunuz. Allah'a karşı yalan uyduranlar ise şüphesiz iflah olmazlar” diyerek öyle bir çizgi çekmiştir ki bu nedenle ‘Helal Sertifikası’ çok veballi ve büyük sorumluluk gerektiren bir çalışmadır. Bu yüzden tüketicinin güvenini sarsmayacak öte yandan da Allah’ın bu çizgisini küçük bir dünyalık karşılığından satmayacak bir müessese tarafından bu sertifikanın verilmesi gerekmektedir. İşte bugün bu kötü örnekler nedeniyle ‘Helal Sertifika’ sistemi önemli bir açmazla karşı karşıyadır. Bu yüzden bu veballi işe önemli bir çözüm yolu bulduk. Hiçbir ürüne helal ya da haram demeyen bir çözüm. Bu çözümün dünya’da bir örneği daha yok. Bu çalışmanın detaylarını şimdilik verebilmem mümkün değil. Ancak süreç tamamlanınca kamuoyu bilgilendirilecektir.
 

- Çalışmanızın boyutu ulusal mı, uluslararası mı?

Kemal Özer Bu sorun sadece ülkemizdeki Müslüman’ların sorunu değil elbette. Bu nedenle elbette yerel düşünmüyoruz.
 

- Ekibinizi yeterli görüyor musunuz? Finanssal, uzman personel, mevzuat, tesis, altyapı, teknik ve uygulama bilgisi potansiyeliniz nedir?

Kemal Özer Biz dört yıla yakındır bir alt yapı çalışması sürdürüyoruz. Teknik anlamda hazırlıklarımız tamamlanma aşamasında. İnsan kaynağı ülkemizde hiçbir zaman sorun olmaz. Şimdilik yeterli olmakla beraber iyileştirme gerektiğinde de sorun olmayacağına inanıyoruz. Asıl sorun ise finansmanda. Bu başlıkta çalışmalar devam ediyor. Helal yeme endişesi taşıyan birey ya da kurumların bu konularda bize katkı sunmasını bekliyoruz.


-
Helallik konusu sadece gıda maddeleri için mi söz konusudur? Helal sertifika hangi ürünlerde aranmalıdır? Dış fırçası, aşı, ekmek ve diğer unlu mamuller, dondurma, deri ürünlerinde domuz katkısı olduğu doğru mu? Katkı olarak, domuz ürünleri neden tercih ediliyor?

Kemal Özer Helal olma koşulu sadece gıdaya münhasır değildir. İnsanların ihtiyaç duyduğu tüm mal ve hizmetleri kapsar.
 

– Hizmetleri de mi kapsar?

Kemal Özer Elbette. Satın alınan hizmet ve bu hizmet sunulurken kullanılan diğer mal ve hizmetlerinde helallerden oluşması şarttır. Domuz diğer hayvanlara göre çok daha fazla üreyen bir hayvan. Pislikler ve atıklar dâhil her şeyi tüketiyor. Üretim maliyeti çok düşük. Yağ nispeti de diğer hayvanlara göre çok fazla. Bir koyun ya da sığır bir defasında en fazla 2 yavru doğurabilirken bir domuz bir defada 25 yavruya kadar doğurabilmektedir. Tahrif edilmiş Hıristiyan inancına göre yasak bir hayvan olmaması nedeniyle hiçbir parçası atılmıyor. Bu yüzden domuz çok ucuz ve boldur. Batılı üreticiler domuzdan mamul yüzlerce katkı maddesi üretmektedir. Bu yüzden domuz mamulü katkıların sayısı çok fazladır. Müslümanlar helal kazanmanın yanı sıra helal harcamak zorundadırlar. Alın teri ile kazanıp evine götürdüğü ekmekte büyük çoğunlukla domuzdan mamul ‘homojenleştirici’ E472e (Di-Acetyl Tartaric & Fatty Acid Esters of Glycerol)’nin olmasını kim ister. Ama ne yazık ki bugün ülkemizde üretilen ekmeklerde bu madde kullanılıyor. Kuşkusuz Sanayi Bakanlığı’nın yaptığı bir çalışmada diş fırçalarında domuz kılı tespit edildi. Bir kısım deri ürünü domuz derisinden. Jelkapsül diye bilinen ilaçlar, peynir mayaları, onlarca gıda maddesini katkıları maalesef bu hayvandan.
 

- Artık hemen hemen tüm gıda ürünlerinin etiketinde “Ürünlerimizin hiçbir çeşidinde domuz mamulleri yoktur” yazıyor. Bu yeterli değil mi?

Kemal Özer Bu ibarenin hiçbir değeri yok. Sadece tüketiciyi kandırmaya yarıyor o kadar. Bazıları diyor ki bak bu üründe yok diye yazıyor. Ama ‘alkol yok’ yazan üründe alkol ‘domuz katkıları yoktur’ yazan üründe domuz katkısı buluyoruz. Bu metinler inandırıcı değil. Dünya çapında en büyük Jelâtin üreticisi olan şeker firmasının ürünlerinde de bu ibare var. Aynı firma başka ülkelere gönderirken bu ibareyi çıkarıyor. Üzgünüm ekmekten peynire, şekerden keke, dondurmadan diş fırçasına, ilaçtan giyime her yerde bunlar var. Ülkemizde bu güne kadar bunların olmaması için hiçbir girişim olmamış. Müslüman bir ülke olmanız yeterli sayılmış.
 

– Evet bazıları aynen böyle diyor. Müslüman bir ülkede ‘helal’ sertifikada nereden çıktı?

Kemal Özer İlk bakışta haklı gibi geliyor bu itiraz. Hatta bunu söyleyenler Laiklik ilkesini bir silah gibi kullananlar.  Dindar olarak tanınan üreticilerin bir kısmı bile böyle düşüyor. Laikliği silah olarak kullananlara diyeceğim yok. Onlar ne yapsanız itiraz edecekler. Müslümanların domuz yiyerek kendilerine benzeyeceğini bildikleri için bu işlerine gelecek. Ama bazı dindarların itirazı ise kurdukları üretim düzenlerini bozulması ve helal üretmek için zahmete girmek zorunda kalmalarından ya da cehaletlerinden olsa gerekir. Kimileri bunu devletin yeni bir ‘haracı’ olarak değerlendirdi. Bu sözü söyleyenler iyi niyetli kimseler olamazlar. Müslümanlar Kur’an-ı Kerimde hiçbir fıkıhçının yorumuna mahal bırakmayacak şekilde açık olan hükümler için itiraz edebiliyor. Örneğin Nahl Suresi 115 ve Maide Suresi 3. Ayet-i Kerime’sinde ‘kan’ haram olarak açıkça ifade edilirken bugün başta tavuk yemi olmak üzere hayvan yemlerine kan karıştırılıyor. Şimdi bu tavuk helal mi haram mı? Sorun sadece kesimden ibaret değildir anlaşılacağı üzere.
 

- Çalışmalarınızın kamuoyunda duyulmasından sonra ne gibi tepkiler aldınız? Bazı tüketici örgütleri ile bazı taraflar helal sertifika çalışmasına karşılar. Sizce neden?

Kemal Özer Karşı çıkmalarını biz anlıyoruz. Karşı çıkanların bir kısmı ‘Ateist’ bir kısmı ise ne söylediğinin farkında değil. Kaldı ki bu tür helal haram endişesi taşımayan bir kimsenin itirazının hiçbir önemi yok. Aynı kişilerin Musevi Kosheri’ne de itiraz etmeleri gerekirdi. Ama etmiyorlar. Müslümanların taleplerine karşı gelmek bu ülkede anlamsız bir gelenektir. Biz Kosher’e karşı gelenler olsa ona karşı da itiraz ederiz. Buda Musevi inancı sahiplerinin en temel haklarından biridir. Bu itirazların hiçbir değeri yok.
 

- Üretici kesim nasıl yorumladı çalışmanızı? Tüketicilerin konuya/çalışmanıza  yaklaşımları nasıl?

Kemal Özer Bundan memnun olanlarda var olmayanlar da. Bir tavuk ürünleri üreticisi itiraz etmeye kalktı, tüketiciden gerekli cevabı aldı. Bir üretici ben istediğimi üretirim diyebilir, bende bir tüketici olarak ona elbette sen üretebilirsin bende paranın sahibi olarak senin ürünlerini tüketmiyorum derim ve tüketmem. Bu kez Müslüman tüketici tüketimden gelen gücünü devreye sokar.
 

- Bu tepkiler, yorumlar beklediğiniz türde miydi?  Sürpriz veya ummadığınız tepkiler aldınız mı?

Kemal Özer Türkiye’de hangi konuda kimin ne tepki verebileceğini artık biliyoruz. Tepkilerde çok sürpriz olmuyor.
 

- Helal denince neden yalnızca hayvan kesimleri anlaşılıyor? Burada bir yönlendirme mi söz konusu?

Kemal Özer Bunun birçok nedeni var. Ana neden bilgi eksikliği. Mütedeyyin kitlenin dışındakilerin çoğunun İslam’la ilgili hemen hiç bilgileri yok. Mütedeyyin kesim helal konusunda özellikle son 20-30 yıldır hassasiyetlerini kaybetmişler. Küresel felaketin içinde kendilerini kaybetmişler. Bu nedenle bu mesele artık Müslümanlar için bir Farzı Ayın’a dönüşmüştür. Öte yandan ürünlerin içeriğine dikkat etmek bir kültürdür. Bizim eğitim sistemimiz bunu öğretmemiştir. Belki de bilinçli bir neslin oluşması bilinçli bir şekilde engellenmiştir. Sizde Müslüman’ların yüzde kaçı Kur’an-ı Kerim’in mealini bir kez olsun okumuştur. Tespitlerime göre yüzde 80’den fazlası hiç okumamıştır. Bu durumda nasıl bir bilinç bekleyebilirsiniz. Kaldı ki Müslüman bir ülke dedikleri Türkiye’de çocuklara Kur’an-ı Kerim eğitimi yapmak bile yasak.
 

 - Bu çalışmanızdan önce sizi bugüne hazırlayan çalışmalarınız var mıydı? Üretici kesimin uygulamalarından etkilendiğiniz söylenebilir mi?

Kemal Özer – Kuşkusuz yüzlerce örnek var.
 

- Bu çalışmadaki niyet tam olarak nedir?  

Kemal Özer Bu çalışmayı yapanların birçok gerekçesi olabilir. Elbette gerçek gerekçelerini Allah c.c. bilir. ‘Domuz İslami usullere göre kesilmiştir.’ şeklinde bir Helal Sertifika var elimizde. Burada niyet nedir belli. Kimileri bu işi ticari bir kazanç kapısı olarak görebilir ama çok riskli bir alan. Altyapı olmadan ortaya çıkmak hele Türkiye gibi ülkelerde yaşayamaz. TSE, Dış Ticaret Müsteşarlığı, gibi kurumların başarılı olabileceğine bile ihtimal vermiyoruz.

Biz bu sorunun en doğru yöntemle çözüme kavuşturulması için çalışıyoruz. Bunun içinde bu alanda çalışmak yapmak isteyen herkesi ortak hareket etmeye davet etmekteyiz. Bu konuda ön koşul sayılmayacak taleplerimiz bulunmaktadır: Bu iş, bir ticari kazanç aracı olarak görülmemelidir. Çözümü cemaat ve grup taassubundan öte bir farzın ifası olarak görmelidir. Bu sekülerleşme, materyalistleşme ve endüstrileşme sürecinde kaybedilen değerleri yeniden kazanmak ve kazandırmanın uhrevi sonucu bizler için kazanç olarak yeterlidir. İşte niyetimiz çok net olarak budur.


- Helal sertifikayı kim vermeli? Türkiye’de Helal Sertifika verebilecek bir kurum var mı? Devlet bu tartışmaların neresinde olmalı? Sizce Ak Parti’nin iktidarda olmasının Helal Sertifika ile bir ilişkisi var mı?

Kemal Özer İsrail'de bir Yahudi Şeriatı olmasına rağmen helal anlamına gelen Kosher Sertifikası’nı İsrail devleti veya bir devlet kurumu vermiyor. Kosher’i Musevi STK’lar veriyor. Bizde devlet işine gelince dinin alanına giriyor işine gelince Laiklik ilkesine aykırı bularak engelliyor. Bu demokratik bir tavır değildir. Devlet, Helal Sertifika’nın ehliyetsiz kimselerce ticari amaçlarına alet edilmesini engellemek için standart geliştirip denetim uygulanabilir. Ancak devletin kendisinin TSE, DTM gibi kurumlar aracılığı ile vermeye kalkmasını doğru bulmuyoruz. Bu iş ISO belgesi vermeye benzemez. 

Helâl Sertifika” sistemi yapmak Müslümanlar için bir Farz-ı Kifaye’dir. Ancak üzerinde mutabakat sağlanmış bir çözümü üretememek ve ilgi duymamak, kanaatimizce bu farzı Farz’ı Ayın’a dönüştürmektedir. Biz 3 aşamalı bir sertifikalandırma ve sembolizasyon çözümü içeren bu yeni yöntem sayesinde hangi mezhep, cemaat, tarikat ve kanaat sahibi olursa olsun hepsinin kabul edilebileceği yeni bir yöntem sunmaktadır. Bu yeni yöntemi uygulayan başkaca bir kuruluş yoktur. Dünyada bu alanda sertifika veren tüm kuruluşlar klasik yöntemi benimsediklerinden dolayı gerektiği kadar kabul göremediği da ortadadır. Bu sayede dünyada “Helâl Sertifika” sistemi yepyeni bir boyuta daha kavuşacak ve daha kapsayıcı hale getirileceğinden kimse kuşku duymamalıdır.

Sanırım AK Parti ile bu işin bir ilişkisinin olup olmadığını sormuştunuz. İlişki var mı yok mu ben bilemem. Bunu AK Parti’nin yöneticilerine sormak lazım. Ama bu konu AK Parti’nin iktidarda olmasını bırakınız AK parti daha kurulmamışken bile üzerinde çalışılan bir meseledir. Öte yandan bence Ak parti iktidar olmasa bu iş daha kolay çözülür. Hatırlayınız, Ecevit Başbakanken memurların mesaileri Cuma namazına ya da iftara göre ayarlanınca haber değeri bile taşımazken Erbakan iktidar olunda krize neden oluyor.  (Bu sistemin tescili yapılmıştır)
 

- Helal Sertifikanın dünyadaki uygulamaları nedir? HS veren kurumlar hangi ülkelerde vardır? Çalışmalarının yeterliliği, başarılı olup olmadığı hakkında neler söyleyeceksiniz?

Kemal Özer – Tam sayısını bilmiyorum ama dünyada yüzlerce sertifika kurumu var. Size bir örnek vereyim gerisini siz düşünün Paraguay’da bile var. Dünyada olmayan ülke sayısı 4-5 ülkeyi geçmez. Bu ülkelerde laikliğin din gibi algılandığı birkaç ülkeden ibaret. Önemli bir kısmı başarısız hatta bazı emperyalist çokuluslu firmaların kendilerini aklamak için kurdukları paravan kuruluşlar. Başına adı Müslüman olan birini geçirdiler mi tamam. Bu yüzden biz çoğunun belgesine itibar etmiyoruz.
 

- Bir ürüne helal gıda sertifikası verilebilmesi için o ürünün hangi proseslerden geçmesi gerekmektedir?

Kemal Özer Biz artık buna Helal Sertifika demek istemiyoruz. Daha öncede ifade ettiğim gibi balıksırtı bir durum helal ya da haram demek çok zor. Ardından şu soru gelecek;  kime göre? Bu yüzden helal diyebilmek için bir ürünün üretim hayalinde tüketicinin eline geçinceye kadar ki tüm süreçlerin incelenmesi, izlenmesi, denetlenmesi, içeriklerinin ve menşelerinin çok iyi bilinmesi gibi çok büyük bir süreci kapsar.
 

- Türkiye’de henüz bir helal ürün çalışması olmadığına göre helal ürün tüketmek isteyen tüketiciler ne yapmalı?

Kemal Özer Şimdilik içeriği çok iyi incelemesi ve bilmediği içerikli ürünlerle şüpheli ürünlerden kaçınmalıdır. Jelâtinli ürünler başta olmak üzere kesimlerinden emin olmadığı küçük ve büyükbaş hayvanları ve bunlardan mamul katkılar içeren ürünlerden sakınması yaralı olabilir. Müslüman bir tüketici eline geçen her ürünü tüketmemelidir. Lüks mekânlarda alkolle pişirilebilecek et ve çikolata gibi menülere dikkat etmesinde yarar var.
 

- Helal çalışmasına katkı yapmak ve bilgi almak isteyenler neler yapabilir ya da sizinle nasıl iletişim kurabilirler?

Kemal Özer Bizimle temasa geçmelerinde büyük yarar var. Biz herkesin maddi, manevi her türlü katkısına ve işbirliğine açığız.
 

 Bize zaman ayırdığınız için teşekkür ederiz.

Kemal Özer Asıl biz teşekkür ederiz.
 

Yayın: Vakit- 15-21-28 Ocak 2008