Tüketiciler Birliği, mazlumun hakkını zalimden almak
için çıktığı yolunda 10 yılı geride bıraktı.
“Tüketiciler
Birliği’nin kuruluşu ‘insanların güldüğü bir gezegen için ve daha güzel bir
Türkiye için çok şey istiyoruz’ sloganıyla başladı. Tüketiciler Birliği
kendisini bir sivil yürüyüş olarak tanımladı. Kurulurken kendisini tabi ki
bu alanda kurulmuş ancak kişisel örgütlenmelerin ötesine götürülememiş ve
bazı siyasi anlayışların arka bahçesi gibi çalışan kişiye dayalı örgütlenme
modellerine alternatif olarak ortaya koymuş, kuruluş felsefesi de ‘hılful
fudul’ (peygamberimizin de içinde bulunduğu zulme ve haksızlığa uğramış hiç
kimse kalmayıncaya kadar ve mazlumun hakkını geri alıncaya kadar zalime
karşı birlikte hareket etmek).”
“Tüketiciler Birliği
devletten ve özel sektörden hiçbir şart altında yardım ve bağış kabul etmez.
Tüketici örgütlerine Sanayi Bakanlığı’ndan verilecek olan yardım yasasının
çıkışını engellemek için ne kadar çok çaba sarf ettiğimizin en iyi şahide
komisyon üyesi milletvekillerimiz. Bize rağmen çıkan yasa daha sonraki
girişimlerimizle iptal edilmiştir. Çünkü para aldığınız yerden emir almaya
başlarsınız ve orada oluşan bir ihlale ve zulme karşı objektif bir tavır
sergileyemezsiniz. Bizim işimiz parayla değil, biz hakkın sahibine teslim
edilmesi için kişisel fedakarlık yapan samimi insanlar topluluğuyuz.”
* Tüketiciler
Birliği’nin kuruluş aşaması anlatarak, amaçları hakkında bilgi verebilir
misiniz?
Tüketiciler Birliği 1997 yılında İstanbul’da kuruldu. Tüketiciler
Birliği’nin kuruluş amacı ‘insanların güldüğü bir gezegen için ve daha güzel
bir Türkiye için çok şey istiyoruz’ sloganıyla başladı. Tüketiciler Birliği
kendisini bir sivil yürüyüş olarak tanımladı.
Kurulurken kendisini tabi ki bu alanda kurulmuş ancak kişisel
örgütlenmelerin ötesine götürülememiş ve bazı siyasi anlayışların arka
bahçesi gibi çalışan kişiye dayalı örgütlenme modellerine alternatif olarak
ortaya koymuş, kuruluş felsefesi de ‘hılful fudul’ (peygamberimizin de
içinde bulunduğu zulme ve haksızlığa uğramış hiç kimse kalmayıncaya kadar ve
mazlumun hakkını geri alıncaya kadar zalime karşı birlikte hareket etmek).
Bu hılful fudulun ahdini Tüketiciler Birliği de kendine referans aldı ve
bunu alırken de zalimin ve mazlumun kimliğine bakmaksızın mazlumdan yana
zalime karşı bir tavır almak üzere kuruldu. Bu idealini sürdürmekte bu
alanda ilk yapması gereken şeylerin insan kaynağı oluşturmak ve bir ülke
fotoğrafı çıkarmak için bir yılı aşkın bir süre kendi içine dönük çalıştı.
Daha sonra Türkiye’nin en büyük tüketmeme eylemi olan 15-17 Ocak 2000
yılında ‘cepler susacak’ kampanyasıyla Türkiye gündemine geldi. Her zaman ve
her koşulda çalışılacak vaadiyle insanlara pazarlanan cep telefonlarının 17
Ağustos depreminde sabit telefonlar gibi sustuğunu ve hizmet veremez hale
geldiğini görünce tüm Türkiye’yi kaplayan büyük bir eyleme girişti ve bu
eylem sonrasında tüm Türkiye Tüketiciler Birliği’ni tanıdı.
İlk
şubesini 2002 yılında Adıyaman’ın ilçesi Kahta’da, ikinci şubesini ise
Konya’da açtı. Bugün 40’a yakın şubesi ve yüz bine yakın üyesi bulunan bir
sivil toplum örgütü haline geldi.
10
yaşına basan Tüketiciler Birliği’nin her yıl daha tempolu bir çalışma, daha
kurumsal bir yaklaşım ve de bütün etkinliklerin önemli bir kısmı ulusal
ölçeği aşarak uluslararası gündemler oluşturmakta. Uluslararası medyada
haberlere konu olmaktadır. 2006 yılında 200’den fazla yabancı dilde yayın
yapan kitle iletişim araçlarında çalışmaları yayınlandı. Bir Alman gazetesi
Ramazan ile ilgili çalışmalarımızdan oluşan bir program yaptı. ‘Fransız
kalma’ boykotunun her açıklaması Fransız gazetelerinin sayfalarında geniş
yer buldu.
* Peki, Tüketiciler Birliği’nin örnek
aldığı bir sivil yapılanma söz konusu oldu mu?
Bizim
modelimiz hılful fudul, onun dışında modelimiz yok ancak diğer
örgütlenmelerinin modellerinden yararlanmadığımızı söylemek doğru olmaz ama
ana modelimiz değildirler. Çünkü Tüketiciler Birliği’nin kendisi artık model
olmuştur. 50 yıllık örgütler çalışma yöntem ve örgüt yapımız hakkında
bilgiler alma ihtiyacı hisseder hale gelmiş durumda, çünkü Tüketiciler
Birliği öncelikle bir etkinliğe girişmekten önce bu etkinliğin gerçekten
toplum yararına olup olmadığını, sonuç alınıp alınamayacağına bakar ve sonuç
alınamayacaksa bu etkinliğe girmez. Sadece medyada yer almaktansa bu tür
etkinliklere girmez. Çünkü başarısız eylemler ileride gerçekleştirilecek
etkinlikler için engel eder. Zaten birçok sivil toplum örgütünün içi boş
açıklamalar yaparak sadece bir şeyler yapmış olma görüntüsü verme
çalışmaları yüzünden toplum ve medyada inandırıcı olmaktan hızla
uzaklaşıyorlar. Bu da o örgütün hem kendi önünü kesmesi hem de aslında diğer
sivil toplum örgütlerinin çalışmalarını da engellemektedirler. Tüketiciler
Birliği’nin pratiği hemen hemen her türlü sivil toplum örgütüne örnek teşkil
edebilecek pratiktir.
* İsterseniz genel bir tanıtımdan sonra
Konya Şubesi’ne geçelim. Tüketiciler Birliği Konya Şubesi’nin kuruluş
aşamasından biraz bahseder misiniz?
Tüketiciler Birliği’ne 1998 yılında üye olmuştum. O tarihten sonra
Tüketiciler Birliği içinde yer alan dostlarımız sürekli Konya’da şube kurma
talebinde bulunmakta idiler ancak Tüketiciler Birliği’nin şubeleşmesi de
Konya’da şube açmada pratik olarak hazır gözükmüyordu. 2002 yılında
Adıyaman’ın Kahta ilçesinde şube açıldıktan sonra Konya, Ankara ve İstanbul
gibi illerde şube açma zamanının geldiği kanaati oluştu.
Ekonomik krizle birlikte hak ihlallerinin ciddi arttığını ve toplumun da
yeni bir bilinçlenme sürecine hazır olduğunu gözlemledik. Bunun üzerine de
Konya şubesini açmaya karar verdik. 2002 yılında Konya Şubesi 6 aylık bir
hazırlık sürecinden sonra faaliyetlerine başladı. Şube açılışı gibi şova
dönük hiçbir teorik eylemin içinde yer almadık ve tüm çalışmalarımız pratiğe
dönük ve bir sorunun çözümüne dönük olduğu için de toplum bizi çok hızlı bir
şekilde kabul etti.
Türkiye’de
sivil toplum örgütü kavramı, odalar ve sendikalar gibi sivil toplum örgütü
sayılmayan özel yasalarla kurulmuş yarı kamu niteliği taşıyan örgütlerin
Türkiye’nin en büyük sivil toplum örgütleri gibi lansmanından dolayı ve
Türkiye’de örgütlülüğün geçmiş dönemlerde hep cezalandırıldığı ve özellikle
birçok örgütün hem tabela örgütü mesafesinde kalması hem de başka ekonomik
ve siyasi çıkarlar için kullanılan örgütler olması dolayısıyla Türkiye’de
sivil toplum örgütüne karşı ciddi bir soğuk duruş söz konusudur. Bu soğuk
duruşu kırmanın tek yolu insanlardan hiç bir şey beklemeden onlara bir
şeyler vermeyi hedeflemek. Onların öncelikli sorunlarını öncelikli sorun
olarak kabul etmek ve onlara hem pratik çözümler sunmak ayrıca sivil toplum
örgütlerinin içinde yer alma mücadelesi veren ama yer alamayan insanlara
hiçbir mücadeleye gerek kalmaksızın davetle üstelik onlara yer vererek açık
bir örgütlenme modeli ortaya koyulmuştur. Bu model farklı kimlikteki
insanlar arasında bile güven tesis etmiş, bu güven sonrasında da faklı
gözlemler, farklı çözümler ardından başarıyı getirmiştir.
Bir çok tüketici örgütü, ya hiçbir faaliyet göstermez, ya da gösterdiği
faaliyetleri de para karşılığı yapar. Bizde ise asla para söz konusu olmaz.
* Tüketiciler Birliği Konya Şubesi’nin bu
oluşum amaçları doğrultusunda gerçekleştirdiği faaliyetlerden kısaca söz
eder misiniz?
Tüketiciler Birliği’nin iki tane çalışma alanı var; birinci çalışma alanı
kişisel problemler. Tüketicinin satın aldığı malın ayıplı çıkması, servis
hizmeti alamaması gibi. Bu faaliyet alanımızın çok az bir kısmını teşekkül
ediyor. Burada insanlara hak aramayı ve nasıl hak arayacaklarının yol ve
yönetmelerini göstererek, ücretsiz destek veriyoruz. Ancak Tüketiciler
Birliği’nin asıl çalışma alanı bataklığı kurutmaya dönüktür. İster kamusal
hizmetlerde, ister özel sektör hizmetlerinde yaşanan ya da yaşanabilecek
sorunlara köklü çözümler üretmeye dönük olarak bilgilendirme,
bilinçlendirme, çözüm önerileri sunma, çözümün içerisinde bizzat yer alma
gibi eğitim faaliyetleri, raporlama, yasal düzenlemelere katkı sağlama,
yasal düzenleme önerisi geliştirme, surunun oluştuğu noktalarda eğitim
faaliyetleri yapmak gibi toplumsal bilinci artırıcı kamuoyu çalışmaları
yaparak bir hukuk savaşı vermektedir. Zaten Tüketiciler Birliği’nin kuruluş
felsefelerinden birinde de hukuku yaygınlaştırmak vardır.
* Tüketiciler Birliği’nin ‘balık vermek
yerine tutmasını öğretmek’ söylemi üzerine düşünceleriniz neler?
Toplumumuzun önemli bir kısmının kendi yaşadığı sorunlar dışında meydana
gelen sorunlara ilgisiz kaldığı ve büyük oranda karanlığa küfrettiği bir
dönem geçirdik. As olan bizim yaşadığımız sorunlardan ziyade başkalarının
sorunlarına da ilgi gösterebilmektir. Türkiye’de üniversiteler dahil
ilköğretim ve liselerde maalesef temel hukuk ve hak arama konularında
herhangi bir eğitimin yapılmadığını görüyoruz, halbuki insanlara hak arama
bilincini aşılamak ceplerine para koymaktan daha kolay ve daha ekonomiktir.
Bireyler içinde hak arama bilincine sahip insanların aslında daha ekonomik
yaşadıkları daha müreffeh bir hayatlarının olduğunu görmek mümkün. O halde
buzdolabı arızalanan biri, kendi sorununu hiç kimseden destek almadan
çözebilme becerisinin yanında bu beceriye sahip olmayan çevresindeki
insanlara da yardım edebilir. Tüm fertleri bu birikime getirebilmek
Tüketiciler Birliği’nin ana hedefidir. Böylelikle kişisel sorunlara boğulmak
yerine daha büyük problemlere konsantre olup onların çözümüne örgütlü bir
yaklaşım sergileyerek sorunları azaltacaktır. Böylece hem alıcı hem de
satıcı, hem üretici hem de hukuk sistemi daha rahat olacak. İnsanlar
arasında güven daha kolay tesis edilecek. Bu nedenle de insanlara
buzdolabı ile ilgili sorununu çözmek değil, sorun başına geldiği zaman nasıl
hareket edeceğini öğretmek ya da bozulan asfaltın ödediği vergisinin çarçur
edilmesi olduğu, kirli bir suyun toplum sağlığını tehdit ettiğini, çevreyi
kirleterek dünyayı, çevremizi ve insanların tehdit altına alındığını
anlatmak, sokaktan çöpleri toplamaktan daha akılcı bir yöntemdir. İnsanlara
çöp atma bilincini vermediğiniz müddetçe binlerce işçiyle çöp toplamaya
çalışsanız bile bunu başarmanız mümkün değil. İşte Tüketiciler Birliği çöp
toplama değil, çöp oluşturmama reflekslerini geliştirme çabası
içerisindedir.
* Tüketiciler Birliği’ne gelen şikayetler
konusuna değinelim. Ne tür şikayetler geliyor; toplumsal mı, yoksa bireysel
mi?
Tüketiciler Birliği’ne ilk dönemlerde gelen şikayetler genellikle bireysel
sorunlara yönelik idi. Bizim çalışmalarımız sonrasında toplumda bizim her
türlü hak ihlaline karşı ‘pervasız’ bir mücadele verdiğimiz, gözümüzü
budaktan sakınmadığımız görülünce toplumsal sorunlar da artık çok sık bir
şekilde bize iletilmeye başlandı. Genelde belediye hizmetleri, elektrik, su,
hastanelerde yaşanan olaylar, toplum içerisinde birisinin gördüğü
problemler, bir çok yolsuzluk dosyası gibi her alana yönelik hizmet
veriliyor. Öğrenci, gitip şikayetini Rektörlüğe söylemiyor, gelip bize
anlatıyor. Başka örgütler bize şikayetlerle geliyorlar. Bu bizim
inandığımız, bir meselenin üzerine hukuk zemininden asla taşmadan her şeyi
karşılıklı diyalogla gidermeye yönelik çabamız ve bu bağlamda medyanın bize
güveni, siyasi iktidar milletvekilleri ve muhalefetle ilişkilerimiz gibi bir
çok olayda bize farklı bilgi sunuyorlar.
* Tüketiciler Birliği’nin giderlerine
değinmek istiyorum. Bu soru toplumda sıkça dile getirildi. Siz konunun
muhatabı olarak ne söylersiniz?
Tüketiciler Birliği devletten ve özel sektörden hiçbir şart altında yardım
ve bağış kabul etmez. Tüketici örgütlerine Sanayi Bakanlığı’ndan verilecek
olan yardım yasasının çıkışını engellemek için ne kadar çok çaba sarf
ettiğimizin en iyi şahide komisyon üyesi Konya Milletvekilleri Hasan Angı ve
Ahmet Büyükakkaşlar’dır. Bize rağmen çıkan yasa daha sonraki
girişimlerimizle iptal edilmiştir. Çünkü para aldığınız yerden emir almaya
başlarsınız ve orada oluşan bir ihlale ve zulme karşı objektif bir tavır
sergileyemezsiniz. Bu nedenle Tüketiciler Birliği üyelerinin bağışları
dışında hiç kimseden maddi bir destek almamaktadır. Ve hiç kimse ile organik
ya da inorganik maddi bağı yoktur. Bugüne kadar AB ve benzeri hiçbir fondan
da bir kuruş para almamıştır. Son derece sınırlı olan bütçesini
denkleştirebilmek için yönetim kurulu üyelerinin her ay büyük fedakarlık
yaparak sundukları katkılarla ayakta durmaya çalışır. Tüketiciler Birliği
Konya Şubesi’nin yıllık bütçesi 15 milyarın altında, çok sıradan ve bunun
önemli bir kısmı kira vb giderlere giden bir bütçe. Para olmadığı için
samimiyetin daha yüksek, çabanın da daha çok rızay-i bari çerçevesinde
olduğunu söylemek haksızlık olmaz. Bizim işimiz parayla değil, biz hakkın
sahibine teslim edilmesi için kişisel fedakarlık yapan samimi insanlar
topluluğuyuz.
* Son olarak hak aramak konusunda
gösterdiğiniz çabada karşınıza ne gibi sorunlar çıkıyor ve bu sorunlara
karşı ne tür önlemler alıyorsunuz?
Tüketiciler Birliği kişisel gelecekler kurgulanan bir çabanın içerisinde
hiçbir zaman olmadı. Biz her hafta düzenli olarak gündemimiz üzerine
konsantre oluyoruz, bazen bir konu aylarımıza mal olur bazen elimizde çok
sağlıklı bir veri olmadığı için gündemdeki can alıcı bir soruna karşı
tepkisiz kalmış olabiliriz. Bunun iki tane temel nedeni var; elimizde
yeterince veri olmayan bir konu da konuşmuş olmak için konuşmamak, bir
diğeri de gerçekten önceliklerimizin farklı olmasıdır. Hiçbir arkadaşımızın
siyasi ya da ticari anlamda bir beklentisi söz konusu değildir. Bu çabayla
asla hareket etmemektedirler -ki siyaset mekanizmaları bizim gibi açık
sözlülere çok tahammüllü değildir-. Türkiye’deki siyaset görmedim, duymadım,
bilmiyorum üzerine oynanır. Görene, duyana, bilene Türk siyasetinde çok yer
verilmez.
Hak
arama zorlu bir süreçtir, hele Türkiye gibi hukuk normları çok oturmamış,
yapanın yaptığının yanına büyük oranda kar kaldığı bir sistemde ve de kamu
görevlilerinin milletvekillerinden daha çok dokunulmazlık zırhıyla
korunduğu, hukukun haklıdan yana değil güçlüden yana işlediği bir ülkede hak
aramak kolay bir süreç değil ancak hukuk süreçleri doğru takip edildiği
zaman sanılanın aksine zor da değil. Kuşkusuz özellikle ilk dönemlerde ciddi
zorluklarla karşılaştık ancak Tüketiciler Birliği’nin kararlı tavrı hemen
hemen her türlü mercide birçok konuda süreçlerin kolaylaştığı ve
hızlandığını bilakis birçok konuda ‘Tüketiciler Birliği bu konuda ne der’
tartışma ve endişelerinin olduğunu belirtmekte yarar var. İnsanlar ister mer-i
hukuk, ister inanç gereği olsun büyük küçük fark etmeksizin her türlü hak
aramamanın da bir suç olduğunu bilmek hem mevcut hukuk açısından hem de
İslam dini açısından bu anlamda hesaba çekileceğini unutmayarak hak aramayı
sürdürmesi gerekmektedir. Aranmayan her küçük hak daha büyük haksızlıkları
doğurur. Türkiye Cumhuriyeti devletine on milyar dolara mal olan bir grubun
ilk kurulduğunda yaptığı yolsuzluğun 150 çimento torbasından ibaret olduğunu
anılarından biliyoruz. Karşılaşılan her güçlük bizi yıldıran değil motive
eden, kamçılayan bir süreç olmalıdır. Tüketiciler Birliği’ne karşı yapılan
haksızlıklarda Tüketiciler Birliği yargıya müracaat etmiş ve istisnasız
tamamını kazanmıştır. Verilmeyen yasal haklar yargı kararlarıyla elde
edilmiştir.
Tüketiciler Birliği’nin kullandığı dil sert bir dil değil, hukuk ihlallerine
karşı kullanılması gereken tabii hukuk dilidir. Ancak birçok kurum ve
kuruluşun birbirleriyle ekonomik bağlarının olması siyasal beklentilerinin
olması nedeniyle soft bir dil kullanmış olmaları Tüketiciler Birliği’nin
sanki daha sert bir dil kullandığı gibi haksız bir kanaat oluşmaktadır.
Halbuki bizim kullandığımız dil mazlumdan yana zalime karşı hukuk dilidir.
Hukuk dili sadece temenni içermez. Ağır bir müeyyideyi de barındırır. Kaldı
ki hukuk kararları da hep müeyyideli kararlardır.
23.01.2007
Merhaba