M A K A L E L E R

 

Türkiye ve Bilişim

 

İnşat sektörünün ikiyüzden fazla sektörün lokomotifi olarak bilinir ve bu sektörün canlanması ile ülke ekonomisinin canlanacağına inanılır. İnşaat sektörü ile ilgili tüm verilerin doğru olduğu farz etsek bile inşaat sektörünün hiçbir zaman rakip olamayacağı hatta inşaat sektörünün bile lokomotifi bir sektör var karşımızda. İşte bu sektörün adı bilişim.

 

Bilişim dünyanın lokomotif sektör haline geldi. Hangi sektöre bakarsanız bakınız mutlaka bilişim sektörünün iz ve katkısını göreceksiniz. Bu durum bize şu gerçeği gösteriyor. Bir ülkenin lokomotif sektörü bize o ülkenin ekonomisi hakkında ciddi ipuçları vermektedir. Çin’e bakınız her türlü ürün Çin’de son derece ekonomik olarak üretilir. Öyle acımazsızca eleştirildiğine bakmayınız istediğiniz her kalite de ürün üretildiğini göreceğiz. Çin’in lokomotif sektörü ne inşaat ne sokakta satılan ıvır-zıvır ve hırdavat ya da oyuncaktır. Çin’in lokomotif sektörü bilişimdir. Çin’in zenginleşmesini sadece iş gücünün ucuzluğu, vergi indirimleri gibi başlıklarla izah edersek bazı gerçekleri gizlemiş, buzdağının sadece tepesini göstermiş oluruz. Resmi büyütmek için tıklayın

 

Çin ekonomisini ekonomi yapan lokomotif sektör bilişimdir. Bin dolar verdiniz mi bir tır dolusu ıvır zıvır harcı alem mal getirebilirsiniz Çin’den. Ama bin dolara bir Çin malı bilgisayar’dan fazlasını vermezler. Yılların devi IBM bile dayamadı ve Çin’e teslim etti büyük umutlar bağladığı kişisel bilgisayarlarını. Bakınız Pakistan ve Hindistan’a. Hindistan’ın yazılım ihraç rakamları yıllık 50 milyar doları zorlar hale gelmiştir. 50 milyar dolar Hindistan için aslında 200 milyar demektir. 50 milyar dolar ihraç ederken bir o kadar kendi pazarınıza yabancı ürün girişini engelliyorsunuz. Bir o kadar izsizliği önlüyorsunuz. Bir o kadar rakip ülke ve firmalara zarar veriyorsunuz. Birde dünyanın baş belası İsrail’i düşünün nano teknoloji, tarım teknolojisi, bilişim, genetik ve nükleerde dünyanın devlerine kafa tutar durumda.

 

Türkiye’de hangi sektöre el atarsanız elinizde kaldığı hepimizin malumu. Bilişimde bundan çok farklı değil. Bilişim deyince sadece bilgisayar anlamamak gerekiyor. Telekominikasyon’un tüm ürünleri de bu kapsamda değerlendirilmeli. Ama hiçbir zaman beyaz eşyayı bilişime dahil etmemek gerekiyor diye düşünebilirsiniz. Ancak son günlerdeki reklamlara dikkatlice bir bakın. İnternet’ten sipariş verebilen buzdolabı, akıllı evler. Filmleri otomatik kaydeden RF (kablosuz) DVD’li yazıcı ve okuyuculu, MMC Kartlı, USB arabirimli TFT televizyonlar. Bunun neresi beyaz eşya ki. Televizyon kısmı oda o birimin içinde temeli o olmakla beraber önemsiz bir birim.

 

Cep telefonlarına bir bakın. Lisede Mantık Dersi hocamız fotokopinin yeni çıktığı, çok lüks olduğu 80’li yılların başında ders kitabın dört beş adet minik fotokopisini çektirip bununla kopya çekerken yakaladığı öğrencisinin elinden alıp hayretler içinde kaldığı gözümün önünden hiç gitmiyor. Benim köyümde hiç şehre gitmemiş bir adamın gördüğü birkaç teknoloji ürününde biri büyük bir otobüstür. Bir sanatkar marangozun çocuklar için yaptığı ve dışını da otobüs kadar güzel boyandığı büyük otobüs maketi için otobüsü kastederek “Aynı Cenab-ı Allah’ım yaptığı gibi olmuş” dediği günlerin üzerinde asırlar geçmedi.

 

Peki, Türkiye bu fotoğrafın neresinde. İstediğiniz kadar derinden bakın, hatta büyük bir büyüteç alın ya da elinize bir teleskop alın ve bakın Türkiye’ye. Görebileceğiniz küçük karanlık bir noktadan ibaret olacaktır. Neden bu kadar avantajlı bir sektör Türkiye gibi çalışkan ve genç beyinlerin olduğu ülkede gelişmemiştir. Birileri bize bu söylediğiniz ne kadarda acımasız bu kadar bilişim firması var diyebilir. Haklılar elbette. Ülkemizde sanırım 30 bin dolayında bilişim firması var. Ama bunların hepsi diğer ülkelerin pazarlamacısıdırlar. Yani bunlar bize diğer ülkelerin ürettiği bilişim ürünlerini pazarlayarak kaynaklarımızı başka ülkelere taşıyan işçilerdir. Kuşkusuz bilişim alanında bu görevi üstlenmiş kimseleri suçluyor değiliz. Sadece fotoğrafı netleştirmeye çalışıyoruz. Bu ülkede TTGV, TÜBİTAK, KOSGEB gibi kurumlarımız var. Bunların görevi Arge faaliyetlerini desteklemektir. Sondan başlayalım. KOSGEB sanayici ve arge faaliyetinde bulunanlardan ‘yol haritası’ isterken kendisine bir yol haritası bile çizebilmiş değildir. Hasbelkader Kosgeb’e yolunuz düşer bir bilgi edinirseniz bir ay sonra gidip aynı bilgi ile iş yapmaya kalkmayın şartlar bir ay içinde birkaç kez bile değişmiştir. Tübitak, siyasetin kaleliğini ve dar bir grubun destekçiliğinden ileri hiçbir adım atamamıştır ne yazık ki. TTGV ise verdiği desteklerin yüzde 95’den fazlasını birkaç holding’in firmalarına dağıtmakla meşgul. Bu kurumların müracaat formlarını doldurmak için bile ihtisas yapmak ya da bir danışman bulup üçbeş yüz dolar vermek gerekiyor. Yakın bir zamanda (hala paralı mı bilmiyorum) TTGV müracaat formu bile 100 USD’ye satılıyordu. Bir ansiklopedi kalınlığında her biri birbirinin tekrarı, karmakarışık bir iç bulantısından başka bir anlam taşımıyordu müracaat formaları bile. Sizi çalışmanıza değil forma konsatre etmekle meşguller.

 

Bu ülkede her şey yapboz tahtası gibi. Bunu bir deneyelim sorunlar çıktıkça düzeltiriz. Düzeltirsiniz ama siz düzelene kadar sizin argenin tescili Huti Kabile’inde bile alınmış olur. Arge demek, fikrinizin geliştirilmesi için zaman, insan kaynağı, temel giderler, iaşeniz ve malzeme gerekliliği hatta vergi demektir. Bunu birde Teknokent’lerde yapmaya kalkarsanız Akmerkez’den mağaza kiralar gibi kira ödemeye mahkumsunuz. Bazen üstüne birde hayal kırıklığını eklemek gerekir. Bütün bunlar bizim gençlerde yok. Ülkemizde zengin ol gel, seni destekleyeyim diyorlar. Projenize küçükte olsa bir destek bulma bahtiyarlığına erişseniz bu kez sizden teminat mektubu isteyecekler. Bankacılık sektörünüz yeni kurulana mektup vermez. Verse mektup kadar para ister. Kredi garanti kefalet Fonu adlı bir kurum kurulmuştur. Bu kurum bile arge detsek teminat mektubu almanızı sağlamak için önce 250 YTL masraf alarak başlar işe. Devlet hadi firma A.Ş. kur. Kur’da 3 milyar para lazım. İtalyan İnternet devi ise Tiscalli işe başladığı zaman sadece bir modem birde bilgisayar parası vardır. Hiçbir banka kendisine kredinin 10 bin dolarlık kredi talebine bile cevap vermemiştir. 10 yıl sonra dünya devleri arasına girmiştir. Bugün bankacıların önünde nasıl şempanzelik yaptığını siz tahmin ediyorsunuzdur. Peki, nasıl Tiscalli devi doğmuştur. Sadece fikrine İtalya Telekom’un değer vermesiyle başlamıştır her şey. Bu hikayeleri bu ülkede göremezsiniz.

 

Özetle bu ülkede bu mantıkla dünyanın lokomotif sektörü bilişim gelişmez. Bilişim gelişmezse ülke gelişmez. Ülke gelişmezse IMF bu ülkeden gitmez. IFM gitmezse “350 YTL’lik asgari ücret fazla indirin” diye hükümetinize baskı yapar, fakir fukaranızla dalga geçer. Özetle tek kurtuluş “Bilişim Acil Eylem Planı”dır. Bu eylem planı yalnızca siyasetçilere bırakılmayacak kadar ciddi bir iştir. Hep birden bu işe el atmak zorundayız.


Kemal Özer
Alternatif Dergisi
2006