Batı, henüz
Kilise’nin (Papalığın) zulmü ve sömürüsü altın inim inim
inlerken Doğu (İslam) Medeniyeti zirveye ulaşmış durumdaydı.
Batı’da zenginlik, sadece Kilise’nin kontrolünde olan arazi
zenginliğinden ibaretti. Doğu matematik, tıp, mimari, el
sanatları, süsleme, astronomi, edebiyat, coğrafya gibi birçok
dalda zirveye erişmişken Batı birini boğazlamakla meşguldü.
Bugünkü anlamda
modern yaşam 15. yy’da İtalya’sında Napoli’li Alfonzo’nun
sarayında gelişir. Lükse ilk imzayı ise Fransız Kralı 1.
François atar. 1. François saraya kadın egemenliğini taşıyarak
“Kadınsız bir saray baharsız bir yıla, gülsüz bir bahara” der.
1. François’in bu macerasıyla artık entrika, çapkınlık ve lüks
hayatın bir parçasına dönüştürülür. O devirlerde İngiliz
Kraliçesi Elisabeth sarayda olmasına rağmen sarayda kadın egemen
değildi. Bu bir paradoks gibi gözükse bile buradaki
kastettiğimiz gayri meşruluğun aracı olarak kadın
kullanılmasından söz edilmesidir. O günden bu yana burjuvazide
kadın, lüksün, aşırı tüketimin ve sömürünün en büyük aracı
olmuştur.
Orta çağda
zenginlik denilen şey bugünün dünyası için sadece bir
fakirliktir. O dönemlerin en büyük serveti arazilerdi. Bu
arazileri paraya çevirmek istendiği zaman ise bu bedeli
ödeyebilecek pek zengine rastlanmazdı. Değeri olsa da, alıcısı
olmayan bir servet bu. Ne var ki 13. yy’da durum tamamen yeni
bir süreç başlar. Bu süreçte bile dönem en zenginlerinin -ki
sayıları birkaç yüzü bile geçmez- yıllık gelirleri 400 Sterlini
bile
geçmemektedir.
Ancak Batı’nın ve
özellikle İspanya, Portekiz ve Hollanda’nın cinayet, zorbalık ve
kölelikle Uzakdoğu ile Afrika’yı köleleştirmesi buralarda
madenlerinin çıkararak halka yiyecek ekmek bile vermeden
sömürüsü bugünkü almamda Kapitalizm’in başlangıcını teşkil eder.
16. yy’da Almanya’nın Bohemya ve Macaristan’ın altın yataklarını
işletmeye başlaması ise Kapitalizm için ‘altın yıllar’ın
başlamasına neden olmuştur. 17. yy Hollanda’sı cüssenin çok
ötesinde bir etki yapar ve insaf ve vicdansızlığın en zirvesini
sömürgelerinde gösterir.
Fransa ve
İngiltere bu yarışta geriye kalmış ve ‘burjuva zenginliği’ne
ancak 17. yy’da ancak başlayabilmiştir. Doğu ilim ve medeniyetle
meşgulken Batı 14. yy’da başlayan ve 17. yy’da zirveye ulaşan
sömürgeleri sayesinde hatırı sayılır bir bolluğa ve varlığa
erişmiştir.
Batı bu kez mezhep
savaşları yerine birbirlerini sömürge yüzünden boğazlamaya
başlamıştır. Brezilya altın ocaklarının keşfi ile ise Batı’nın
zenginliği ‘gümüş çağı’nı kapamış ve artık ‘altın çağı’na
geçmiştir. Kapitalizm öncesi yıllık geliri bin florini geçmeyen
bir Hollandalı burjuvanın geliri yüzlerce milyon florinlerle
ifade edilmeye başlanmıştır.
17. ve18. yy’da
yeni bir zümre doğdu Batı’da: zenginler. Ancak bu zengin grup
eski daha az zengin grubun yani burjuvazinin önünde büyük bir
riskti. Zengin olmak burjuvazi’de yer almak için yeterli değildi
çünkü. Bu durum kurulan evliliklerle aşıldı ve yeni zümre
böylece toplumsal hiyerarşide de yükselerek üst tabakaya dahil
edildi. Bu durumdan da eski üst tabada yine yararlı çıkmıştı.
Soylu kitleye
zenginlerinde katılımıyla bugünlere kadar büyüyerek gelen
‘Kapitalist Kültür’ gelişti. Bu kapitalist kültür artık tüm
dünyaya benzer yöntemlerle sirayet etmiş ve insanlığın mayasına
zarar vermeye başlamıştır. Yaşadığımız çağından içinde yer
aldığı özellik 17.yy’dan bu yana dünyanın en önemli gelişmesi
‘Kapitalizm’dir dersek hata etmiş olmayız. Hatta Kapitalizm’i
14.yy’dan başlatıp 17.yy’da yeni bir süreçle devam ettiğini,
bugün ise zirveye çıktığını ifade etmekte sakınca görmüyorum.
Batı’da doğuştan
geldiğine inanılan sınıflar daha sonraları özellikle
İngiltere’de para ile satın alınabilir bir sınıf atlama
unvanlarına dönüştürülmüştür. Doğu –İslam-‘da sınıfsal bir
ayırımın olmadığı gibi bu ayırım sadece ilmiyye ile avam
arasındaki bir ilim ayırımından ibaretti. Batı’ sömürgeyle
zengin olup sınıflar arasındaki uçurumu büyütürken Doğu ise
“Aldatan bizden değil” düsturu ve Zekat’la ekonomik anlamdaki
sınıfsal ayırımı kapatmakla meşguldü.
Paranın gücü 18.
yy’dan sonra iyice hissedilmeye başlamış 20. yy’ın ortalarında
ise artık tek güç para halini almıştır. Para egemenliğin tek
gücü haline geldikten sonra özellikle 21. yy’la girerken yeni
zenginler türemeye başladı. Bu yeni zenginlerin çoğunun bilgiden
–öyle bilgili gibi göründüklerine bakmayın- yoksun ancak her
türlü lüks, kadın -aşk ilişkisi- ve aldatmanın da içinde yer
alan bir sınıf olarak görülmeye başlandı.
Bu sonradan zengin
olanların bir kısmı bir kaç nesil sonra soylarını araştırma
ihtiyacını çokça hissettikleri ancak eldeki bulguları görünce
hayal kırıklığına uğrayarak soylu olduklarına inandıkları
ailelerle özellikle kadınlar aracılığıyla ilişki kurmaya ve
kendilerini bu ailelere dayandırma gibi bir kompleksle
yaşadıkları görülmektedir. Soylu! ama fakir olan grubun
kızlarını bu zengin kitleye vermek için can attıkları hatta
bunların paralarından yararlanmak için kızlarının bunlarla her
türlü gayri meşru ilişkiye girmesine bile göz yumdukları
yüzlerce esere konulmuştur. Bunu özellikle 19. ve 20. yy
İngiltere’sinde sıkça görmekle beraber bugün dünyanın her
yerinde sayılarının azımsanmayacak miktarda olduğunun ifade
etmek yanlış olmayacaktır. Hatta bu kirli zenginliklerin bu eski
soylu(!) aile olarak tanımlanan kişilerin üzerinde gizlendiği de
ifade edilmektedir.
Kapitalizm
sonrasında birçok değerin örselenmekle kalmayıp yok edildiği her
şeyin paraya tahvil edildiği bir dönem başlamıştır. Fransız
devriminde sonraki veriler bize ahlak dahil bir çok şeyin para
karşılığı satın alınabilen bir sonucu çıkarmıştır. Zenginler
kadın dahil her şeyi satın alabileceklerini düşünürken kilise
ise bunu paraya tahvil etmeye başlamış günah ve ahlaksızlık para
ile itibara dönüştürülür hale getirilmiştir. Bu durumun en güzel
örneği Paris’li Yahudi Bernard (Samuel Bernard)’ın oğlunun
birinin Paris Parlamento başkanlığını para ile satın alması
diğer oğlunun bir soylunun kızı ile para karşılığından evlenerek
ünlü bir kontesin büyük babaları olması sağlanmıştır. Sınıf
anlamak içi yapılan bu evlilikte kız erkekten çok büyüktür
evlilikte 4 milyonluk drohoma verilir evlilik süresi için kira
anlaşması bile yapılır.
Kemal Özer
10.06.2006
Konya