Nasreddin Hoca 800
yaşında!
Sanırım
ülkenin en meşhur heykeli Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları
Hastanesi’nde. Oradaki heykeli bilmeyen yoktur. Diğer meşhur
heykellerden biri de Nasreddin Hoca merhumun eşeğe ters binme
heykelidir. Ben heykellere aldırış etmem. Onların bana ne yararı
ne de zararı dokunur. Ama heykellerden medet umanlara aldırış
ederim.
Bir ilkenin
imajını heykeller değil, bozsa bozsa bilgisizlik, cehalet,
ihanet bozar. Batı Kristof Kolomp’un yalanlarını bildiği halde
onu tarihe mal etti. Bizse Piri Reis, İbn-i Sina ve Lokman
Hekim, Nasreddin Hoca gibi değerlerimizin kıymetini bilmeyi
üç-beş okula resmini asmak yahut bir alana heykeli yapmak
sanıyoruz. Üniversitelerde onlarla ilgili kürsüler kurmayı akıl
edemiyoruz.
Bu yıl bilgi,
hikmet, düşünce ve nükte (mizah) dehası Nasreddin Hoca r.a.’in
doğumunun 800. yılı.
Bundan kimin haberi var? Hiç kimsenin.
Neden?
O popüler
kültürün ürünü değil çünkü. Biz bize ait değerlere önem veren
toplum değiliz artık. Onlar hakkında bildiklerimiz ya
heykelleridir ya da kulaktan duyma bilgiler...
Nasrettin Hoca, başka milletlerin yahut
devletlerin olsaydı, o değeri tanıtmadık kimse bırakmazdı.
Nasreddin Hoca hakkında Başbakanlık, Kültür Bakanlığı, Konya
Belediyesi gibi sitelerde tek kelimelik bir bilgi yok.
Konya Valiliği ve
Akşehir Belediyesi’nde ise kısmen.
Nasreddin
Hoca r.a. sadece Akşehir’e ait bir değer mi? Nasrettin Hoca’nın
800. doğum yılını sadece Akşehir Belediye’si mi kutlamalı?
Nasrettin
Hoca r.a. bir eğitim dehasıdır. Nasrettin Hoca r.a. ait
fıkraları bilmeyen çocuk var mıdır ülkemizde?
Sanmam.
Peki, kim bu
ünlü Hoca? Eşeğine ters binen Akşehirli bir meczup mu? Bu
ilgisizlik niye?
Eğer Hoca
meczup’sa –ki bazı meczuplar bin akıllıdan iyidir- böyle meczuba
can feda.
Bakınız
Akşehir Belediye Başkanı nasıl açıklı
bir cümle ile özetliyor fotoğrafı; “Bizim bu konudaki
(Nasrettin Hoca r.a. hakkında) taleplerimiz kasabalı
siyasetçinin kasabası için bir şeyler istemeye gelmiş şeklinde
değerlendirilmektedir” Çok ama çok yazık.
Başkan ufku
dar biri olsa merhumu kendi şirin ilçesine mahkûm etmez miydi?
Elbette ederdi. Bu onun için en kolayı. Lakin başkan diyor ki “Hocaya
ilişkin bir yatırım gündeme geldiğinde sorun Akşehir'in ve
Akşehirlinin ilçe olmasında tıkanır kalır. Bilimsel bakış
açıları küçülür, siyasileşir ve Hocanın evrensel davası
Akşehir'in ilçeliği ile ölçüştürülerek boğulur yok edilir.”
Yazık!
Nasreddin
Hoca r.a kimdir?
Devirlerden
Anadolu Selçuklu devri. Yıllardan 1208. Yerlerden -şimdi
Eskişehir’e bağlı olan- Sivrihisar’ın Horto köyü. Köyün imamı
Abdullah Efendi’nin bir oğlu dünyaya gelir. Bu çocuk afacan mı
afacandır. Daha çocuk yaşta hafız olur. Babasından okuma-yazma,
fıkıh, Arapça, Farsça öğrenir. Fıkıh ve Kelam ilmine ilgi duyar.
Babası vefat edince yerine Hoca Nasreddin
geçer. Ancak ilim aşkıyla yandığından mesleği bırakıp yollara
düşer. O, bir
Hılful Fudul’cudur aslında. Hak, hukuk
onun en büyük ilgi alanıdır. Toplumun en hassas ve en sorunlu
yönlerini keşfeder: “Her sakala tarak uyduranlar, nabza göre
şerbet verenler, neme lazımcılar, hazır yiyiciler, çıkarı uğruna
her şeyi feda edenler, hem nalına hem mıhına vuranlar, pireye
kızıp yorgan yakanlar, tepeden bakanlar, pişmiş aşa su katanlar,
sağı solu belli olmayanlar, sinekten yağ çıkaranlar, su
katılmadık hokkabazlar, suratı bir karış idareciler, tavşana kaç
tazıya tut diyenler, hep ‘vur abalıya’ felsefesi ile hareket
edenler, başına buyruk gençler, çok bilmiş ukalalar, daldan dala
konanlar, kapıdan kovulsa bacadan direnler, gücünün yettiğine
kan kusturanlar, en küçük menfaati için ger gün boğaz boğaza
gelenler, boğaz tokluğuna çalıştırılan zavallılar, her devirde
borusu ötenler, buldukça bunayan aç gözlüler, yürek yakanlar,
kulp takanlar, kurtarıcılık yapanlar!, Ekmek elden su gölden
avare dolaşanlar, her mecliste boy gösterenler, boşta gezenler,
boşboğazlık edenler, boş yere ömür geçiren boş kalfalar, bir
baltaya sap olma yerine boş gezenin boş kalfası olanlar, üç
kuruşluk keyif için borca batanlar, haline bakmayıp çalım
satanlar, pot kıranlar, çam devirenler, çalımından geçilmez
kabadayılar, çalıp çırpmayı meslek edinenler, ‘Rabbena hep bana’
diyenler”i (Bir Eğitimci Olarak Nasrettin Hoca-Abdullah
Özbek)’i görür, hal çareleri arar, bu davranışları tahlil edip
kendine özgü çözümler geliştirir Hoca Nasreddin.
Nasreddin
Hoca r.a. bir toplum mühendisidir –lakin bugünkü materyalist
mühendislerden değil-, bir sosyologdur, bir filozoftur, bir
gönül adamıdır. O, insanları düşündürerek eğiten, ilim, irfan
sahibi bir bilgedir, hikmet sahibi ve nükte dehasıdır.
O, suça da
suçluya da bakar. O, sistemi sorgular. Pratik çözümler üretir.
O’nun amacı hırsızı cezalandırmak, hırsızlığı ortadan kaldırmak
değildir. O, hırsız, arsız ve namussuz olmayan insan yetiştirme
derdindedir.
Hoca siyaset
adamıdır. Kadılık yapmış, müderrislik yapmıştır. O, aslında
birazda hekimdir. Bir gün Hocaya soralar: Hocam hekimlikten
bilir misin?
- ‘Bilirim’
der ve şöyle özetler hekimliğini
“Ayaklarını
sıcak tut, başını serin Kendine bir iş bul, düşünme derin derin!”
Hoca şair olmanın yanında bir dil üstadıdır. Fıkralarında hemen
herkes vardır. Eşi, çocukları, kaynanası, komşuları, çocuklar,
tüccarlar, alanlar-satanlar, pazarcılar, talebeler, hayvanlar,
kuşlar, hastalar ve hatta yöneticiler.
Bugün bu
kadar hasleti bir arada olan kaç insan tanıyorsunuz? Doğrusu
benim tanıdığım yok. O halde bu 8 yüzyılın eskitmek bir yana
hala hayranlıkla izlediği, ibret aldığı bu mana adamının tüm
hayatını ruhumuza nakşetmek zor mu? Bir kıytırık icraatı kırk
kez şaşaa ve debdebe ile açarak israfta tavan yapan devlet
erkânı, meslek odaları, yerel yönetimler, sesi ve sanatı olmayan
sözde sanatçılara çuvalla para dağıtanlar, Mevlana Gecesi adı
altında 1,2 trilyon (1 milyon dolar)’u har-vurup harman
savuranlar, Nasreddin Hoca r.a. gibi değerleri topluma
tanıtmayarak, onların tecrübelerini yeni nesillere taşımayarak
zulüm yaptığınızın farkına ne zaman varacaksınız?
Hoca ve
benzerlerini heykellerini dikerek yaşatamazsınız. O bundan razı
da olmaz. O ve O’nun gibi değerlerin hayata yeniden dönme
şansları olsaydı, ilk olarak sizin diktiğiniz bu heykelleri
kırmakla başlarlardı işe.
Hoca merhum
hoşgörülü bir kimsedir lakin asla ahmak değildir. Aptal yerine
konulmayı asla hazmetmez. Bir gün hocanın da olduğu bir mecliste
bir kişi yellenir. Adam mahcup olur ve adeta yerin dibine girer.
Hoca adamın utandığını görünce, yüzünü çevirir ve duymazlıktan
gelir. Bir müddet sonra yellenen kişi, işi pişkinliğe vurarak
bir plan kurar ve durup dururken oturduğu yerden sanki hoca
yelleniyormuş gibi sesler çıkartmaya çalışır. Hoca durumun
farkına varır. Tebessüm ederek tatlı bir eda ile “Sesini
benzettin, fakat kokusunu ne yapacaksın?” der. Hoca hoşgörü
sahibi olmakla birlikte insanların yahut sistemlerin kusurlarına
göz yummanın nedenli bir hata olduğunun farkındadır.
Hocanın her
bir cümlesi için ciltlerle kitap yazmak gerekir. Hoca hakkında
kaç kitap yazılmıştır? Hiç yok değil ama hak ettiği kadar hiç
değil. Çoğu gelir amaçlı yayınlar. Hoca merhumun fıkralarından
oluşuyor. Bilmiyorum bu yıl kaç hoca öğrencilerine Nasrettin
Hoca hakkında tez çalışması görevi vermiştir?
“Sermayeyi
kediye yüklemek, fincancı katırlarını ürkütmek, tavşanın suyunun
suyu, ölme eşeğim ölme, el elin eşeğini türkü söyleyerek arar,
demir tavında dövülür, ben senin gençliğini de bilirim, damdan
düşen gelsin, her gün bayram olsa, ince eleyip sık dokumak, ipe
un sermek, kabak tadı verdi, kör dövüşü, ne sen sor ne ben
söyleyeyim, sen de haklısın, nerde hareket orda bereket, yerde
uyuyan düşme korkusu çekmez, …” gibi hemen her gün
kullandığımız cümleler Hoca’nındır ve hemen hemen hiçbirimiz onu
Rahmet’le bile anmayız.
Hoca’nın
dostları toplanıp, ‘hocam havası, suyu güzel bağlık bahçelik
şu köyde birkaç gün kalıp eğlenelim’ derler. Hazırlıklar
için orada tüketecekleri yiyecekleri konuşmaya başlarlar. Biri
‘kuzu dolması benim üzerime’, diğeri ‘baklava börek benim
üzerime’, bir diğeri ‘yaprak sarması benim üzerime’, öbürü
‘meyvesi benim üzerime’, bir başkası ‘yağı, yoğurdu benim
üzerime’… diye birbirleri ile yarışa girerler. Sıra hocaya
gelince “Bu ziyafet üç yıl devam etse bende oradan ayrılırsam
dünyanın laneti de benim üzerime!” der.
Biz geçmişte
Biruni’ler, El Cabir’ler, İbn-i Sina’lar, Gazali’ler, Arabi’ler,
Heysemi’ler, el-Kâşî’ler, Piri Reis’ler, Ali Kuşcu’lar, Ebu
Ma’şer’ler, Battani’ler, İbni Turk’ler, Kambur Vesim’ler, Ahmet
Cevdet’ler, Mevlana’lar, Yunus’lar, Hacı Beştaş’lar, Mimar
Sinan’lar, Nasreddin Hoca gibi nadide insanlar yetiştirmişsiz.
Onlar bir medeniyet inşa etmişler. Çağımızda insanlığa sunacak
bir medeniyet projemiz olmadığı gibi, bu medeniyet mimarlarına
gereken önemi bile vermiyoruz.
Önemli
değerleri heykellerini yaparak yaşatamazsınız.
Var
mısınız merhumu ziyaret etmeye!
Konya’nın
Akşehir ilçesi her yıl 5-10 Temmuz tarihleri arasında Nasreddin
Hoca r.a. adına şenlikler düzenliyor. Var mısınız katılmaya. En
acılı, en kederli, en dalgın anınızda size tebessüm ettirmeyi
başaran, bir cümlelik nüktesiyle size ufuklar açan hocaya rahmet
okumaya hatta onları anlamaya var mısınız? Mekân-ı Cennet olsun…
Hoca hakkında
yorumlarını bekliyoruz. (Yayın)
13.05.2008
Kemal ÖZER
Tüketici Hakları Aktivisti
eposta@kemalozer.com