Temiz, Helal ve ipin uçunu
kaçırmak VI
Abartılı bir
övgü yapan birine ‘yağ yakma’ denilir. İnsanlarla
birlikte arabalarda yağ yakıyor. Bileşiminde asitler ve gliserin
bulunan bitkiler ile hayvanlardan elde edilen yağ: insan yaşamı
için son derece önemlidir.
Yağ, insan
yaşamı için o kadar önemli ki: günlük enerji tüketimimizin yüzde
25-30’u yağlardan elde edilir. Yağ asitlerinin vücutta çok
önemli görevleri var. Vücudun yağ ihtiyacının bir kısmı
besinlerin doğrudan tüketilmesi ile alınır.
Klasik
anlamda bildiğimiz yağları market raflarında görürüz. Bunlar
ayçiçeği, fındık, kanola, mısırözü, palm, pamuk, soya, susam ve
zeytinyağları gibi bitkisel yağlar: sıvı şekildedirler ve
bunlara doymamış yağlar denilirken; sadeyağı, tereyağı, hayvan
iç yağları ve margarin türü gibi katı şekildeki yağlardır ve bu
yağlara da doymuş yağlarlar denilir.
Yağların şahı
kuşkusuz zeytinyağıdır ve Kur’an-ı Kerim’de Allah c.c. “Yine
onunla Tur-i Sina'da yetişen bir zeytin ağacı yarattık ki
meyvesi yiyenler için hem yağ hem de katık olarak zeytin verir.”
(Mü'minun 20; bkz En'am 99-141, Nahl 11, Mü'minun 20, Nur 35,
Abese 30) buyurur.
Zeytinyağı ve Türkiye
Ülkemiz
zeytin cenneti. 36 ilde zeytin üretilir. Türkiye yıllık 250 bin
ton zeytin rekoltesiyle dünya zeytin üretiminde 4. sırada.
Dünyada üretilen zeytinyağının yüzde 8’i ülkemizden. Zeytin
cenneti Türkiye’de yanlış politikalar nedeniyle, üretici para
kazanamazken komisyoncular büyük kazanç elde ediyor. Bir Yunanlı
tüketici yılda ortalama 23 litre zeytinyağı tüketirken Türkiye
tüketici ise 2 litre ile yetinmek zorunda.
Bir zeytin ve
zeytinyağı ülkesinde, dünyanın en kaliteli ve sağlıklı yağını da
tüketiciye çok görüyorlar. Buna karşılık genetiği oynanmış ve
sağlıklılığı konusunda birçok endişe içeren yağlar tüketiciye
adeta ‘zorla’ tükettirilmektedir. Tarım politikaları ile
sağlıklı tüketim kültürü oluşturulamayan bir ülkede tüketiciler
yararı ve zararları büyük tartışma yaratan margarine mahkûm
edilmektedir.
Yağ ve Kolesterol
Kolesterol
kavramı hemen herkes tarafından bilinir. Ancak son aylarda
kolesterol açısından da bir ezber daha bozuldu. Hayvansal
kaynaklı besinlerde ve tüm hücrelerde bulunan mum yapısında yağ
benzeri madde olan kolesterolün kandaki oranın artmasının
koroner kalp hastalıklarına neden olduğu anlatılırdı ve bu
nedenle hayvansal yağlardan uzaklaşılması öğütlenir di
insanlara. Bugünse kolesterolün de vücudumuz için belirli bir
düzeyde bulunmasının çok önemli olduğunu anlıyoruz artık.
Kolesterol
seviyesi yüksek olduğu için kolesterol düşürücü ilaçla
ilgili araştırmadan bu ilacın kolesterolü düşürmediği ve kalp
krizini tetiklediği bilgisi insanların nasıl aldatıldığını
göstermektedir. İşin daha vahim kısmı bu kritik bilgiye rağmen
Sağlık Bakanlığı’nın bu ilacı henüz yasaklamak bir yana, ilacı
korur gibi açıklama bile yapabilmesidir.
Sadeyağ
mı, tereyağı mı?
Bugün birçok
kimse tereyağını sütten elde edilen saf yağ sanır. Artık
tereyağı bir sadeyağ değildir. Sadeyağ sütten çıkarılan yemeklik
yağdır. Sağyağ da denilen bu yağ adından da anlaşılacağı üzere,
içerisinde az miktarda tuz hariç, hiçbir katkı eklenmeyen saf ve
berrak yağdır. Artık yalnızca köylerde tüketilen bu yağ, eskiden
sıcak tandır ekmeğine sürülerek yenirdi. Sadeyağının bulunduğu
ortam, nefse adeta ‘beni ye’ diye kokusu ile davetiye çıkarırdı.
Hâlbuki bugün
sadeyağ zannettiğimiz tereyağı; birçok karışımdan oluşan ve
önemli bir kısmına margarin eklenen, sağlıklılığı tartışmalı bir
yağ türüdür ve bildik sadeyağı yöntemi ile üretilmez.
Tereyağı
üretimi yapan işletmeler genellikle hammadde olarak kremayı
kullanırdı. Krema sütlerin standardizasyonu ile elde edilir.
Ancak bir tereyağı sadece süt kremasından elde edilmiyor. Sütsüz
tereyağlarıyla dolu raflar. Sadeyağ kokusu vermesi için
margarine yapay tereyağı aroması ekleyip satanlardan, yağa yüzde
on tuz ekleyip, tuzu tereyağı fiyatı ile satmak artık sıradan
bir hadise.
Yüzde
seksenini margarinin oluşturduğu karışıma, koku ve tat vermesi
için yüzde 20 oranında tereyağı ve tereyağı aroması ekleyerek
elde edilen yağlar, ünlü marketlerin rafların da olur mu
demeyin. Üstelik ünlü markaların tereyağında bile olur.
Tereyağı mı margarin mi?
Kuşkusuz
en çok tartışılan yağ türü: Margarindir. Artık ‘margarinler
tereyağına göre daha sağlıklıdır’ gibi ifadeler duyunca
şaşırmamak lazım. Üstelik düne kadar margarin aleyhine
söylemedik söz bırakmayanların, margarin reklâmlarında cirit
attıkları bir ülkede sözün hiçbir önemi yok.
Kadınların
ezici bir çoğunluğu margarinsiz pasta yapılamayacağı
iddiasındadır. Bir gruba göre ise margarine sinek bile konmaz
tamamen plastiktir. İfrat ve tefritte dolaşmaktan bir türlü orta
yolu bulamayan bir topluma, margarin hakkında ne söylemek lazım
bilmiyorum.
Margarin konusunda dolaşan veriler öylesine etkili olmuştur ki
pazar hızla küçülmüştür. Bu durum margarin üreticilerini
harekete geçirerek ‘tanıtım adlı bir reklâm’
yapılmaktadır. Bir ünlü mobilya firması reklâmında “peşin
fiyatına 12 taksit nakit ödemeye yüzde 20 indirim” diyerek
peşin ve nakit farklı kavramlarmış gibi, reklâmı bir manipüle
aracı olarak kullanırken bugün margarin reklâmı da bundan farklı
değil.
Cephede
savaşan askerlere ucuz sadeyağ sağlamak için, Napolyon'nun emri
ile keşfedilen bu margarin hakkında bugünlerde margarin
reklâmlarında rol alarak; margarini öven Taylan Kümeli bile daha
önce sürekli olarak “margarini hayatımızdan uzak tutmamızı”
tavsiye ediyordu.
Ülkemizde
margarin tüketiminin birçok ülkeden düşük olması nedeniyle,
tüketimini teşvik edenler pişkin pişkin; “Siz margarini
eğer almanız gerekenin üstünde alırsanız tabi ki sağlığınız için
zararlı olur” diyerek, acı gerçeği itiraf etmek zorunda
kalıyor. Bu cümle ülkemizde oldukça yaygın kullanılır ama kimse
neyin ne kadar tüketilmesi gerektiğini belirtmez. Belirtse bile
yalnızca kendi mutfağından beslenmeyen ve kimin ne ürettiğini
bilmediğimiz bir ülkede, bunun sınırını koymak imkânsızlaşıyor.
Reklâmlarda bilimsel gerçek(!) diye sunulan şeyler: Margarin
üreticilerinin kendi gerçeklerinden ibaret. Çünkü margarinin
bırakın yararını, zararının boyutlarından bile kimse henüz emin
değil. Dahası aslında biz tereyağı diye çoğu kez aynı
üreticiler tarafından üretilen sözde tereyağının yararından
da emin değiliz.
Yağ terörü
Gıda
terörünün cenneti: Türkiye. Kimileri merdiven altından
şikâyetçi. Ama ana sorun bu değil. İster Tarım Bakanlığı’nın
kaydı ile ister kayıt dışı üretim yapsı, Türkiye’de gıda
güvenliğinden söz etmek neredeyse imkânsız. Asıl gerçek bu.
Gıdada
güvenlikten ziyade, karabulut hatta kâbustan söz etmek
zorundayız. Konumuz yağ olduğu için yağ teröründen söz edelim.
Türkiye'de tam anlamıyla 'kullanılmış yağ terörü'
yaşanıyor.
Kullanılmış
bitkisel yağlar, kaçak imalathanelerde 'rengi açılarak'
yeniden piyasaya sürülüyor. Devlet ise bu işi sadece
seyrediyor
Türkiye'de
yılda 1,5 milyon ton sıvı yağ tüketiliyor. Bu yağların 350 bin
tonu atık hale dönüşüyor. Resmi izinle toplanan atık yağ miktarı
50 bin tonu bile bulmuyor. Geriye kalan 300 bin ton yeniden
sofralarda. Yemek fabrikaları, lokantalar, oteller, bol yağ
tüketilen alanlarda kızartmalarda kullanılan sıvı yağlar, yasağa
rağmen toplan(a)mıyor. Bu boşluğu para kazanmak için fırsat
olarak gören bazı şebekeler, binlerce insanın sağlığını
tehlikeye atıyor.
Asgari
ücretle geçinmek zorunda kalan aileler ile tüketim kültürü
oluşturamadığımız ve eğitemediğimiz ezici yığınlar, sadece fiyat
etiketine bakarak daha ucuz olduğu için kanserojen özellikler
taşıyan bu yağları tüketiyor. Bu terör bununla da sınırlı değil
atık. Yağlar, sabun ve yem sanayi üretiminde kullanılabiliyor.
300 bin ton
atık yağdan vurguncular yılda 175 milyon YTL’lik yani 150 milyon
dolarlık bir iştah kabartıcı gelir elde ediyor. Bu işin, sosyal
güvenlik kurumları üzerinden devlete faturası hesaplanabilir
olmaktan uzak.
Devlet terörün neresinde?
İstanbul İl
Çevre ve Orman Müdürlüğü, bir denetim de sadece bir depoda 25
ton kullanılmış sıvı yağ tespit eder. Bakın bir uzman ne diyor:
'Her bakanlığın en az bin kişilik yemekhanesi var. Meclis ve
bakanlıkların yemekhanesinden çıkan atık kızartma yağlar ne
oluyor? Çok merak ediyoruz. Büyük fast food firmalarından
da atık bitkisel yağları istedik ama alamadık.’ diyor ve
ekliyor bu yetkili. Bayındırlık, Maliye, Dışişleri, Sanayi,
Turizm, Tarım ve Enerji bakanlıklarının yemekhanelerinde
kullandıkları atık yağları teslim etmediklerini söylüyor. Dikkat
edin Tüketiciden sorumlu Sanayi ve Ticaret Bakanlığı da bu
listede. Bir koltukta 3 karpuz olmuyor demek ki.
Bitkisel yağlarda ‘zehir’ alarmı
Yağ
üreticileri, Ramazan’da başladıkları zam sağanağına kuraklığı
bahane ederek devam etmiş ve yağ fiyatlarına yüzde yüzü geçen
zamlar yapmışlardı. Bu zamları nasılsa, bu fiyatlarla tüketici
artık yağ yiyemiyordur gerekçesiyle midir bilmiyoruz TÜİK
görememişti.
Kara haber
tez yayılırmış. Bu kara haberle tarlaları alabildiğine boş yatan
ve nüfusunun yüzde yirmisi işsiz bir ülke olan Türkiye’nin, yağ
ihtiyacının yüzde 75'ini ithal eden bir ülke olduğunu herkes
öğrendi. Türkiye, bunu ithalatın önemli bir bölümünü komşumuz
Ukrayna'dan alıyormuş.
Avrupa
Birliği geçtiğimiz hafta Ukrayna yağlarında 'Zehir var'
gerekçesiyle, Ukrayna menşeli yağların tüketimini yasakladı. Ama
aynı yağı ithal eden Türkiye'de yağı yemek serbest! İspanya
Sağlık Bakanlığı halktan ayçiçeği yağı kullanmamasını istemekle
kalmayıp, marketlerde de ayçiçeği yağını raflardan toplattı.
Fransa da ithal edilen yağların bloke edildiğini ve halka
satılmayacağını duyurdu. Bu ülkelerde yapılan incelemede söz
konusu yağlara madeni yağ karıştığı, kimyasal, inorganik
maddeler ve asbest olduğu ortaya çıktığı açıklandı.
Türkiye ise bu iddiaları devlet
eliyle akladı
Avrupa
Birliği zararlı maddeleri tek tek açıklarken, Bitkisel Yağ
Sanayicileri Derneği Başkanı ve Balıkesir Milletvekili Ahmet
Edip Uğur olayı duyduklarını belirterek, "Durumu Tarım
Bakanlığı'na bildirdik. Biz de tedbir aldık. Analizlerimizi
yaptırıyoruz. Şu anda sağlığı tehlikeye atacak bir maddeye
rastlanmadı" diyor. Cümleye bakınız. Hem bakanlığa
bildiriyorlar, hem analiz yaptırmak için girişimde bulunuyorlar
hem de bu yağları aklıyorlar. Kim aklıyor? Milletvekilimiz. Ne
iş yapıyor bu milletvekili? Yağcıların dernek başkanlığını.
Belki kendisi de yağ üreticisidir. AB’nin zehirli dediği yağları
bizim duyarlı(!) vekil aklıyor. Peki ya bakanlık ne yapıyor?
Bakan da vekilin yolunda. Aksi olsa şaşardık zaten. Ne diyor
bakan?
Yağlarla ilgili çok titiz çalışma yaptıklarını ifade eden
Bakan Eker, "Şu ana kadar
yaptığımız testlerde sağlığa aykırı bir maddeye rastlamadık. O
tarihlerde aynı tahlilleri yaptırdık, tahliller sürüyor. Şu ana
kadar sağlığı tehlikeye düşürecek bir sonuçla karşılaşmadık. Biz
hem ithalatçı firmadan uluslararası belge istiyoruz hem de aynı
testleri kendimiz de yapıyoruz. İncelememiz sürecek” dedi.
Zaten aksi bir açıklama gelseydi çok şaşar ‘neler oluyor acaba
burası Türkiye değil mi?’ diye haklı bir soru sorardık. Ama
bakanlığımız her zaman olduğu üzere, zehri halının altına
postaladı. Kim bilir AB’de de bizdeki teknoloji yoktur! Hele
Fransa ve İspanya daha bu analizleri yapabilecek laboratuarlara
sahip değil(!)dir. Hâlbuki aynı bakanlık, ürün menşe
analizlerini yapabilecek teknolojiye sahip olmadığını
“30.11.2007 tarih ve 12358 sayılı yazısıyla “Gıda üretiminde
kullanılmış ve son ürünün içeriğinde yer alan jelatin’in
menşeinin Bakanlığımız laboratuarlarında tespit edilemediği ve
söz konusu analizlerle ilgili metod araştırma çalışmalarımız
devam etmektedir” diyerek bendenize yazılı olarak
bildirmişti. Bir kez daha herkes güldü bu ağlanacak halimize.
Kamuoyu nasıl tatmin edilir?
Bakan,
milletvekili yahut bürokratın ‘temiz’ ifadesi, Türkiye gibi
ülkelerde hiçbir anlam taşımaz. Türkiye’yi yönetenlerin bu
anlamda sicilleri pek iç açıcı değil. Bir bakanın yapacağı en
doğru açıklama şu şekilde olmalıydı: Yağ numunelerini arzu eden
bilim adamlarına verebileceklerini ifade edip, yaptıkları
analizi hangi laboratuarda, hangi bilimsel yöntemle
yapıldıldığını ve bu analizin birkaç sonucunun resmi web
sitesinde yayınlanmış olsaydı daha inandırıcı olacağı
muhakkaktı. Biz analiz ettik, temiz demek yetmiyor. Bu
beyanatlara karnımız tok. 2004 yılında AB’ni Türk ballarına
ambargo koyması üzerine o tarihteki Tarım Bakanımız Sami Güçlü,
balda hile yapan firmaları teşhir etmek zorunda kalmıştı. Bu
doğru yöntemdi. Gizlediğiniz gerçek Türkiye halkının sağlığı ve
Türkiye’nin imajıdır.
İnsan eli değmeye görsün
Bitkisel yararlı mı? İnsan eli değmeye görsün. Yağ
üreticilerinin başkanı Milletvekili ve Tarım Bakanı ‘sorun yok’
dediyse mesele bitmiştir(!) Zaten bizim analizlerde her şey
temiz hatta tertemiz çıkar. Geçenlerde bir vali yardımcımız ‘Telekomünikasyon
Kurumu müdürlerinden biri ‘baz istasyonlarının faydalarından
öyle bir bahsetti ki nerdeyse evin çatışına üç-beşte benim
kurdurasım geldi’ cümlesi geldi aklıma.
Takvim Gazetesi yılın gazeteciliğini
yapmış. Ülkemizin garip ama gerçek tablolarından birini daha
haberleştirerek bu açı gerçeği yüzümüze vurmuş.
Çözüm
Paulo Goelho
‘Simyacı’ adlı eserinde ‘İnsan, düşlediği bir şeyi
gerçekleştirmesi için her zaman imkân bulunduğunu bir türlü
anlamadı. Bir şey istediğin zaman, bütün Evren arzunun
gerçekleşmesi için işbirliği yapar’ diyor. Biz hangi adımı
attıkta Allah c.c. yardım etmedi? Çözüm: Derhal Medine Pazarı
ilkelerine dönmektir. Ne diyordu Efendimiz s.a.v. “Aldatan
bizden değil.” Bizden değil ne demek? Aldatanlar
Ümmetimden değildir. Müslüman değildir. Peki, aldatanları kim
besliyor? Elbette aldanan bizler. Aldatan bizi kandırırken biz;
hem kendimizi aldatıyor hem de aldatana yeni fırsatlar
sunuyoruz. Bu fırsatlar sayesinde insanların ahlak ve sağlığı
bozuluyor.
Ne yapıyorum?
Sizinle,
uyguladığım bir yöntemi paylaşmak istiyorum. Mahallemde üç
sütçüm var. Üçünün sütü de iyi. Üçünden de süt alıyoruz.
Kaynatıp oluşan kaymağı alıyoruz. Küçük küçük kaplarda her gün
kullanabileceğimiz miktarda buzdolabında saklıyoruz. Her sabah
birini afiyetle tüketiyoruz. 2 litre sütten bol miktarda kaymak
çıkıyor. Sütü yoğurda, yoğurdu ayran ve yağa, çok kolayca
dönüştürüp afiyetle tüketiyoruz. Sokak sütleri tehlikeli
palavrasına aldanıp sakın doğaldan vazgeçmeyin. Doğru sütçüyü
seçerek. Sıvı yağ olarak sızma zeytinyağı tüketiyorum. Size de
öneririm.
Aslında
Kur’an-ı Kerim’in ve Tevrat’ın yasakladığı hayvan ‘Domuz’un yağı
ve bu yağın yediğimiz içtiğimiz tüm gıdalara nasıl bilinçle
bulaştırıldığına değinecektim. Ancak yazı yine uzun oldu.
İnşallah dizinin bir sonraki bölümünü buna ayıralım. (Yayın)
10.05.2008
Kemal ÖZER
Tüketici Hakları Aktivisti
eposta@kemalozer.com