Temiz, Helal ve ipin uçunu
kaçırmak IV
‘Çay
çorbaya limon’ niyetine ‘Çay çorbaya yapay tatlandırıcı’
eklendiğini ve bu 15 farklı tatlandırıcının ayrıntılarını
incelemiştik.
Bu tatlandırıcıların ülkemizdeki kullanım
yapısı hakkında
Gıda Maddelerinde Kullanılan Tatlandırıcılar Hakkında Tebliğ
ve
Ekleri’nde bilgiler bulabilirsiniz.
Tatlandırıcı ürünler lobisi ile şeker üreticileri arasındaki
tartışma bu alanda da ciddi bilgi kirliliklerine neden
olmaktadır. İlaç endüstrisinde de olduğu üzere gıda katkıları
üreticilerinin kurum ve kişileri etkileme girişimlerinin varlığı
biliniyor.
Tatlandırıcılar 10 binden fazla
gıdada
Tatlandırıcıların en popüler ve yaygın kullanılanı Aspartam’dır.
Bugün 6 binden fazla hazır yiyecek ve içecekte Aspartam, 4 bin
dolayında hazır yiyecek ve içecekte ise diğer tatlandırıcılar
kullanılıyor. Aspartam’ı aklamaya çalıştığı izlenimi uyandıran
çalışmalar bile “… önerilen doz sınırları içinde
kullanılması şartıyla güvenilir” gibi
oldukça manidar ifadeleri yazmadan edemiyorlar. Hemen her
gıdanın içine giren bu maddenin önerilen tozunu tüketici nasıl
ayarlayacaktır? Bamteli burası. Bir tüketicinin ‘günlük şu kadar
tatlandırıcı şu kadar şu katkı almalıyım ki sınırı aşmayayım’
demesi mümkün değildir.
Bunu Tarım ve
Sağlık Bakanlığı’nın ayarlaması da imkânsız. Bu durumda ilgili
bakanlıklar tehlikeli katkıların yanı sıra şaibeli katkıları da
yasaklamak durumundadır. Tüketicinin sağlık hakkı yalnızca
tedavi olmak değildir. Hastalanmaması için devletin koruyucu
hekimlik görevi vardır. Koruyucu hekimlik toplumun yaşam
kalitesini, verimliliğini artırdığı gibi sosyal güvenlik
kurumlarının harcamalarını da azaltır. Ülkemizde bir türlü
önemini kavrayıp, gereğini yapamadığımız koruyucu hekimlik;
tedavi hizmetinden çok daha öncelikli ve önemlidir. Bu konuda
ilk görev kuşkusuz toplum beslenmesinden sorumlu bakanlık olan
Tarım Bakanlığı ve genel toplum sağlığından sorumlu Sağlık
Bakanlığı’na aittir. Ancak bireylere ve örgütlere de düşen
önemli görevlerde vardır.
80 bin dolayında yapay katkı
maddesi
20. yy
başlarında bin dolayında doğal olan katkı maddesi vardı.
Bugünse, ezici bir çoğunluğu insanlığı tehdit eden 80 bin
dolayında yapay katkı maddesi var. Dünyada 1950 yılında 7 milyon
ton/yıl olan dünya kimyasal madde miktarı 1985’e gelindiğinde
250 milyon ton/yıl'a ulaşır. 2007’lerde ise bu rakam 400 milyon
ton/yıl'ı aşmış durumdadır.
Birçoğu
hakkında hiçbir bilimsel inceleme yapılmamış olan bu kimyasal
maddelerin yoğun kullanımının yanında çoğu kez kontrolsüz olarak
kullanılmasından dolayı insan sağlığı ve çevre büyük bir tehdit
altındadır. Bugün işkence nasıl bir insan hakları ihlali ve suç
ise; bu durum da sonuçları itibari ile günümüz ve gelecek
toplumları açısından telafisi güç sonuçlar doğurmakta olan bir
insan hakları ihlalidir. İnsanların çoğunun bu gerçeğin farkında
olmaması çok acıdır.
Günahtan
korkmayan, akledemeyen insan [Kur’an’a göre Müslümanlar akletmek
zorunda] daha çok kazanma uğruna eşini, çocuğunu, komşusunu,
arkadaşını dünyasını ve âhiretini dahası kendini aldatmaktadır.
Gelecek nesillerini ve dünyasını mahvetmektedir. İşte insan bu
yüzden aldatarak aldanmaktadır. Bir kez daha hatırlatmak gerekir
ki; ‘aldatan bizden değilse’ aldananlar kimden?
‘Aspartam kansere yol açar’
Katkı
maddelerinin özelinde tatlandırıcıları incelediğimize göre bir
çarpıcı örneğe yer verelim. Dr. Morando Soffritti ve ekibi
İtalya’da yedi yıl süren Aspartam araştırmasının sonuçlarını
bundan iki yıl önce açıklarlar. Araştırmaya göre diyet Gazlı,
Kolalı, Meyveli içecekler başta olmak üzere gibi çok gıda
maddesinde tatlandırıcı olarak kullanılan Aspartam; “kansere”
yol açabileceğini açabiliyor. Örneğin Siklomat
(E952) adlı tatlandırıcı içeceklerde ve diyet ürünlerinde yoğun
olarak kullanılıyor. Yüksek dozda ve uzun süre alındığında
hayvanlarda mesane kanserine, farelerde kromozom anomalilerine
yol açtığı ispatlanmış. ABD ve İngiltere başta olmak üzere
birçok ülkede yasak. Türkiye’de mi? Bize bir şey olmaz. Bir
Kapitalizmin gönüllü kobayıyız. Yasaklamaya ne gerek var
tüketici biraz akıllansın tüketmesin diye düşünüyor olsa gerek
yetkililerimiz.
Ankara’dan ve 550’den ZERO faaliyet
1900 fare
üzerinde yapılan araştırmanın sonucunda farelerde yüksek oranda
lösemi, lenfoma ve diğer kanser türleri görülür. Araştırma
İngiltere başta olmak üzere birçok ülkede yankı bulmuştur.
İngiliz Parlamentosu’ndan bazı üyeler Aspartam’ın yasaklanmasını
talep eder. Avrupa Gıda Güvenliği Otoritesi Dr. Soffritti’nin
900 sayfalık araştırma sonuçlarını incelemeye alırken ABD Gıda
ve İlaç Kurumu (FDA) ise, araştırmayı kendilerinin de
inceleyeceklerini açıklıyor. Peki, Türkiye’de konu ile ilenen
kaç parlamenter var dersiniz? 550 mi? Yanılıyorsunuz. Hani
meşhur reklâmın ifadesiyle ZERO. Hadi iktidar yapmadı ya
muhalefet? Ana muhalefet partisi görevini yapmak yerine, hukuk
bürosu gibi çalışıp, bir kanun ve darbe anayasasında yapılan
değişiklikleri iptal için her sabah Anayasa Mahkemesi’nin
kapısını çalmaktan bu işlere vakit bulamıyor mu acaba? Beden ve
ruhen hastalandırılmış bir toplum için Laiklik ne anlam ifade
eder?
Nedir bu gizlilik kuralları
Tarım
Bakanlığı teyakkuza mı geçti? Hayır. Ya Sağlık Bakanlığı? O da
hayır. Koruma Kontrol Genel Müdürlüğü Aspartam hakkında sorular
sorulursa “Gizlilik kurallarına uymak zorundayız” klişe
cümlesini söylemeye hazırlanıyordur. [Gizlilik kurallarının
ayrıntılarını ilerleyen yazılarımızda bulabileceksiniz] Sosyal
Güvenlik Kurumu sadece maaş ve fatura ödeyen kurum mudur? Peki,
yılda 20 milyar dolar açık vererek bu faturayı ödeyen Sosyal
Güvenlik Kurumu ne önlem almıştır?
Derin devlet olurda derin katkı
maddelerinin olmaz mı?
Günahtan
korkmayanlar insanlığın baş belası olmaya devam ediyorlar.
Dünyada yıllık ne kadar aspartam kullanılıyor dersiniz. Tam
sadece 1 milyar dolar kadar olduğu sanılıyor. Aslında çok küçük
bir para. Peki Aspartam benzeri yapay katkı maddelerinin
sonucunda görülen zararların telafisi için ilaç endüstrisi ile
oluşturulan kazancı göz ardı edilebilir mi?
Aspartam
için Rumsfeld, Monsanto, Bush, Reagan ne ifade eder? 1977-1985
yılları arasında ABD’nin şaibeli kuruluşu FDA’nın aspartamın
güvenli bir madde olduğu raporunu verir. “FDA belgelerine göre,
kurum aspartamı onaylamadan önce Searle’nin yaptığı araştırmanın
doğruluk ve güvenilirliğine yönelik ciddi kuşkular vardır.
İlacın onaylanma süreci olan 1977-1985 yılları arasında Searle,
bir yıl kadar öncesine kadar ABD Savunma Bakanı olarak görev
yapan Donald Rumsfeld tarafından yönlendirilir. Searle
1985 yılında Monsanto’da işe alınır. Monsanto Searle’nin
buluşunu daha sonra iki şirket arasında paylaştırdı. Bu
şirketler Equal ve Canderel markalarını alan
Merisant ve NutraSweet markasını alan J.W. Childs
Equity Partners.”
1976 senesine
ait bir FDA raporuna göre Searle’nin aspartam ve başka ilaçlar
için araştırmaları ‘Dikkatsizce hazırlanmış, yanlış analiz
edilmiş veya yanlış raporlanmıştı’. Searle’nin iki aspartam
araştırmasının eksik veya yanıltıcı olup olmadığının incelenmesi
için FDA Adalet Bakanlığı’ndan jürili bir soruşturma açılmasını
talep etti.
FDA’nın o
zamanlardaki memurlarından Richard Merrill 1977 yılında Illinois
savcılarından Samuel K. Skinner’e 33 sayfalık bir mektup yazdı.
Mektupta ‘Aldakton’ isimli ilaç ve gıdalara konulan katkı
maddesi aspartamın güvenilirliğini ölçmek için hayvanlarla
yapılan deneylerde yanlış sonuçlar çıkarıldığını ve gerçeklerin
saklandığını” ifade etti.
Maalesef jüri
hiçbir zaman toplanamadı. Mektubun gönderilmesinden kısa bir
süre sonra Skinner Adalet Bakanlığı’ndan istifa edip Sidley &
Austin hukuk şirketinde çalışmaya başladı. Bu hukuk şirketi
Searle’nin avukatlığını da yapmaktadır. Şu anda Sidley, Austin,
Brown & Wood adını alan şirkette 12 yıl çalıştıktan sonra
Skinner başkan George H. W. Bush’un Ulaştırma Bakanlığı
görevine terfi eder.
Skinner’ın
savcılıktan istifasından bir yıl sonra, 1978’de eski yardımcısı
William F. Conlon da bakanlıktan istifa ederek Sidley & Austin
şirketine geçer. Searle’nin aspartamın onaylanması için verdiği
dilekçeden sonraki birkaç sene boyunca FDA’da anlaşmazlıklar
yaşanır. Üç üyeli bir araştırma kurulu, Searle’nin
çalışmalarında aspartamın farelerde beyin tümörünü artırdığının
görüldüğünü ifade eder. Kurul üyeleri, aspartam hakkında daha
fazla araştırma yapılıncaya kadar onay işlemlerinin durdurulması
yönünde oy verdi.
Fakat -
Searle tarafından finanse edilmiş- başka bir gözden geçirme
kurulu Aspartam’ın güvenli olduğunu ifade eter. 1981’de,
Ronald Reagan’ın atadığı yeni bir FDA yöneticisi, Arthur
Hull Hayes işe başlar başlamaz Aspartam’ı onayladı.
Hayes de,
komplo teorilerini doğrularcasına, Aspartam’ı onaylamasından bir
yıl sonra FDA’dan ayrılarak Burson-Marsteller şirketinde
danışman olarak işe başlar. Bu şirket de Searle’nin halkla
ilişkiler ajanıdır.
Soffrotti’nin
araştırmasını eleştirenlerden Kalori Kontrol Konseyi mensubu Lyn
Nabors Aspartam hakkında birçok başka çalışmaların yapıldığını
ve hepsinin Aspartam’ın güvenli olduğunu kanıtladığını söylüyor.
Araştırmaları Aspartamcılar finanse
ediyor
Aspartam’ı
eleştiren uzmanlar ise, bu araştırmaların çoğunluğunu doğrudan
veya dolaylı olarak aspartam üreticilerinin finanse ettiğini
ifade ediyorlar. Ayrıca, söylediklerine göre, araştırma
sonuçları parayı kimin verdiğine bağlı olarak değişiyor.
Psikiyatri öğretim görevlisi Dr. Ralph G.
Walton 1980-1985 yılları arasındaki tıp dergilerinden 166
makaleyi incer. Bu incelemede, aspartam üreticilerinin
finanse ettiği 74 çalışmadan hepsinin tatlandırıcının güvenli
olduğu sonucunu çıkarttığını gördü. Aspartam
endüstrisinin parası olmadan hazırlanan bağımsız 92 makaleden
84’ü ise sağlığa zararlarından bahsediyordu.”
(Melanie
Warner)
Donald
Rumsfeld hala iktidarda. Aspartam hala 6 milyar insan
yiyecek ve içeceklerinde. Doktorlar hala şeker [dianet]
hastalarına tatlandırıcı olarak Aspartam öneriyor. Sosyal
güvenlik kuruluşu muhtemelen bu faturayı ödüyor.
Dünya’nın baş
belası bu vampirler sadece Irak’ta Afganistan’da, Filistin’de
kan emmiyorlar. Dünyanın bir ucundan diğer ucuna yaşayanların ve
gelecek tüm nesillerin kanını emiyor. Şimdi şu soruyu sormak
herkesin hakkıdır. Doğal Şeker üretiminin temel ham maddesin
Pancar kotaları gibi kotaları bu lanetlik katkı maddeleri için
mi yapıyorlar?
Son günlerde
tarım ürünlerin de yaşanan krizin –her ne kadar Tarım Bakanı
kriz yok dese de– hesabını bu mafyanın yıllar önce yaptığına
inancım tamdır. Tarım Bakanı ve kriz tabirini yanlış anlıyor.
Kriz denilince ülke de pirinç, buğday, ayçiçeği kıtlı var
denildiğini zannediyor. Hâlbuki krizden kastedilen bu değil.
Kriz Tarım Bakanlığı’nın piyasaları yönetim biçimi daha doğrusu
yönetememesidir. Pirincin hiç olmadığı zamanda bile tüketiciye
tefecinin eline düşüremeden ihtiyaçları karşılamaktır. Marifet
yoklukta bile sıkıntı yaşatmamaktadır. Sizse varlıkta kriz
yaşatıyor ve bunun sorumlusunun tefeciler olduğunu
söylüyorsunuz.
Bu konuda
devam edeceğiz. (Yayın)
Baki selam
22.04.2008
Kemal ÖZER
Tüketici Hakları Aktivisti
eposta@kemalozer.com