Fısıltı gazetesi duruma el koymak üzere!

 

Peygamberimiz s.a.v. Müslümanlara, Yahudilerinkinden ayrı bir çarşı ve pazaryeri gösterip onları, Yahudilerin istismarından kurtarmıştı. Bu yeni Pazar kuşkusu sadece mekân değişikliğinden ibaret değildi. Medine Pazarı; Müslüman’ın ticaret ilklerinin hayat bulduğu önemli bir örneklikti.

 

İnsanlık, şimdi de insanlığı şu ya da bu dine mensup yahut bir dine inanmayan simsarlar ile yanlış politikalardan kurtarılmayı bekliyor. Bunun için Medine Pazarı ruhunun yeniden tesisi şart. Bu en azından Müslümanlık iddiasında olan toplumlar için yeniden inşa ve ihya edilmelidir.

 

Efendimiz s.a.v. “Aldatan bizden değildir” buyurarak biz Müslümanlara tarafımıza seçme çağrısında bulunuyor. Ey aldananlar, aldanan olmak masum bir sıfat mı sanıyorsunuz? Siz aldanan olduğunuz müddetçe size aldatanları kendi ellerinizle yetiştirirsiniz. Cellâdını besleyen adam olmak insana yakışır mı?

 

Ashab’dan Rifaa’nın rivayetine göre Rasulullah s.a.v. tüccarlara hitaben: ‘Muhakkak ki tüccar kıyamet günü ‘Füccar’ (hak ve doğruluktan ayrılmış) olarak diriltilecek. İyilik ve doğruluk yapan kişiler müstesna! (Tirmizi-Sünen, Cilt 3, S 515-516) buyurur. Bu ağır müeyyide için “Güvenilir, doğru ve Müslüman tacir, kıyamet günü şehitlerle haşr edilmek (İbn-i Mace, Ticaret 1) gibi çok büyük ödül vardır.

     

Kapitalizm daha çok kazanma uğruna insani olan her şeyi yozlaştırsa ve bunu meşrulaştırsa da İslam; her ne pahasına olursa olsun kazanmayı meşru saymaz. Bu nedenle olsa gerek Mecelle, hükümlerine ticaret ile başlar. Meşru bir ticarette; alan ve satanın rızası, karşılıklı iyi niyet ve dürüstlüğün yanı sıra taraflardan birine veya başkalarına zarar vermemesi gibi ana ilkeler vardır.

 

Ticarette bulunması gereken bu vasıfları Kur'an-ı Kerim’de Nisa 29-30’da şu şekilde ifade edilir. “Ey iman edenler! Birbirinizin mallarını haksızlıkla değil, karşılıklı rıza ile yapılan ticaretle yiyin, haram ile nefsinizi mahvetmeyin. Allah şüphesiz size merhamet eder. Bunu, kim aşırı giderek haksızlıkla yaparsa onu ateşe sokacağız. Bu, Allah'a kolaydır.

 

İnsanların veya hayvanların yiyeceklerine ait şeylerin fiyatı yükselsin diye saklamaya ihtikâr deniliyor. Vurgunculuk yapan ve ihtiyaç mallarını kıymeti artsın da satayım diye saklayan kimselere muhtekir denilir. Özellikle fakir fukaranın temel gıda maddelerinin zamlanarak daha fazla bir ücrete satmak için mal stoklamak aşağılık bir eylemdir. Bu eylemin sahipleri saymakla bitecek gibi değil.

 

İslam, malların fiyatlarına sunî olarak yapılan müdahaleleri asla kabul etmez. Rasulullah s.a.v. ‘Pahalılığı arttırmak için fiyatlara müdahale eden kimseyi kıyamet gününde büyük bir ateşin üzerinde oturtmayı, Allah c.c. üzerine almıştır’ buyurmaktadır. Peki, kuraklığı bahane ederek stokçuluk yapan ve fiyatları artıran karaborsacı (Müslüman)’lar siz hangi dindensiniz? Hakkınızda kesilen cezanın dehşetinin farkında mısınız? Farkında olduğunuz halde devam ediyorsanız yazık size.

 

Haiti, Bangladeş, Mısır, Pakistan, Kamerun, Burkina Faso, Moritanya, Fildişi Sahilleri, Senegal, Etiyopya, Özbekistan, Yemen, Bolivya. Endonezya.Ey Müslümanlar! Gıda savaşının fitili hangi ülkelerde ateşlendiğinin farkında mısınız? Müslüman muhterisler bunu bari siz yapmayın! Kendi ateşinize odun taşımayın! Batılılardan adınızın dışında bir farkınız olsun/olmalı!

 

Kapitalizmin enerjisi, nemenem bir ihtiyaçtır ki insanlığı açlıkla karşı karşıya bırakmaktan bile imtina ettirmiyor. BM Gıda Hakkı Raportörü Ziegler, bio-yakıt üretiminin "insanlığa karşı işlenen suç" olduğunu söylüyor. AB'yi Afrika'da gıda alanında ‘damping’ yapmakla suçlayan BM yetkilisi, "AB Avrupa'nın gıda fazlasını Afrika'ya ihraç ederek fiyatları düşürüyor, bu da Afrika'da tarımı öldürüyor" diyor. Ziegler’in AB'ye yaptığı itham Batı için pek yapancı bir suç değil.  

 

Batı medeniyeti(!) sömürge imparatorluğudur. Bu onun genine işlemiştir ve asla iman gelmediği müddetçe değişmeyecektir. Siz üç kuruşluk dünyalık için kardeşiniz yahut bir insanın ölümü üzerinden para mı kazanacaksınız? Bu sömürgecilerle aynı safta olmak kanınıza dokunmuyor mu?

 

Ülkemizde ekmeği, makarnayı, pirinci, bulguru, yağı, başta dar gelirli kimseler olmak üzere tüketmeyen var mı? Bu temel gıda maddelerin de yaşanan sıkıntıdan, zengin zümrenin bir kısmı daha çok gelir elde ederken, dar gelirliler ülkemizde ve dünyada ciddi sıkıntılarla karşı karşıyadır.

 

Tarım Bakanımız “Yeni mahsule yetecek kadar stokumuz var!” diyor. Bir başka bakan benzer şeyleri söylüyor. Toprak Mahsulleri Ofisi hakkındaki iddiaların şüyuu vukudan beter. Bir bakan muhalefet gibi konuşmamalı. Bakan konuşmaz iş yapar. Kimse kamuoyu ve piyasaya tatmin edici açıklama sun(a)muyor. Bu yüzden de tedirginlik hat safhada. Tarım Bakanı yap(a)mıyorsa Başbakan derhal eldeki stok miktarları ile son aylarda TMO’dan kimlere ne ürün satıldığı ile çözümü açıklamak durumunda. Bu kriz siyasi krize benzemez. Çok kişiyi koltuğundan eder. Görünen köy kılavuz istemez.

 

Mevzuatımızda stokçulukla ilgili yasal bir müeyyide var mı yahut serbest piyasa ekonomilerinde olur mu bilmiyorum! Gıda savaşı da bir ‘savaş hali’dir ve savaş hukuku stokçuluğu asla kabul etmez.

 

Başta Bakanlar Kurulu ve siyasi irade olmak üzere ilgili kurum ve kuruluşlar acilen eylem planları ortaya koymak ve bunları şeffaf olarak uygulamak zorunda. Yoksa, fısıltı gazetesi duruma el koymak üzere. (Yayın)

 

Baki selam
 

14.04.2008
 

Kemal ÖZER
Tüketici Hakları Aktivisti
eposta@kemalozer.com