Temiz, Helal ve ipin uçunu
kaçırmak
II
Önceki
yazımızı “Aklendenler olabilmek dileğiyle…” bitirmiştik. Ancak
akledemediğimizin en önemli delillerinden biri Tütün Mamulleri
ve Alkollü İçkiler Piyasası Düzenleme Kurumu verilerinde gizli.
2007 yılında kişi başına 1540 adet ve yine kişi başına 77 paket
sigara tüketilmiş. Bunun yıllık faturası 13,5 milyar doları
buluyor ve kişi başına yıllık sigara harcamamız 193 Dolar.
Türkiye’de
2007 yılında 847 milyon litre yerli
üretim 5,5 milyon litresi ithal olmak üzere toplam 852,5 milyon
litre alkollü içki tüketilmiş. Kabaca kişi başına 12,18 litre
içki demek oluyor. Ben içmedim sizler de içmediyseniz bu kadarı
kim içti.
Sigara ve
içki harcamamız kişi başına yıllık 350 toplamda ise 25 milyar
dolar. İçki ve sigaranın helal haramlığını tartışacak değilim.
Bu konuyu tartışmaya kimse de yetkili değildir. Ne diyordu
Ayet-i Kerime “Temiz/helal olanlarından yiyin, bu hususta
azgınlık etmeyin sonra gazabım üzerinize iner” Peki, içilen
bu iki zıkkım temiz ve helal mi? Bu rakamlar ‘azgınlığın’ açık
delili değil mi? Üzerimize gelen gazapları hak edip etmediğimize
siz karar verin.
İsterseniz
şimdi bir rakam daha verelim. Kapitalizm insanları ‘ilaç
maymunu’ yaparken bakın insanların yüzüne baka baka ne
yalanlar söylemiş. [Radikal’in haberine göre İlaç sanayi
terör örgütü Ergenekon’un
çok yüksek kar sağlaması para aklanması için de çok
uygun alanlardan olduğu için
en çok ilgi duyduğu alanlardan
biriymiş.]
Nüfusun yüzde
90'ı neden hasta? Türkiye'de sağlığa bütçenin yüzde 5’i
ayrılıyor. Yani 30 milyar dolar. Bu rakamın yüzde 80'i (24
milyar dolar) ilaca gidiyor. Geriye kalan yüzde yirmi ile sağlık
hizmetlerinin diğer kısmı yürütülmeye çalışılıyor. Türkiye'nin
yıllık sağlığa ayırdığı bütçe ilaç firmalarına aktarılıyor.
Türkiye’nin kişi başı yıllık sağlık harcaması 381 dolar
seviyesinde. Diğer taraftan Türkiye'nin son 16 yılda 2007
rakamlarına göre toplam sosyal güvenlik açığı 500 milyar dolar.
Dünyada
sağlık hizmetleri için harcanan toplam para miktarı 3,7 trilyon
dolar. Türkiye özellikle Türk Gıda Kodeksi’nin ve ekmek başta
olmak üzere gıda üretiminde aşırı ciddiyetsiz ve kontrolsüzlüğü
ekonomik anlamda ağır bir fatura çıkarmanın yanında insanın
yaşam kalitesini düşürüyor. 2007 yılında yalnızca devlet
hastanelerine 500 milyon hasta müracaat etmiş. Yani herkes en az
sadece devlete hastanelerine 7 kez müracaat etmiş. Diğerleri ile
yılda kişi başı kaybedilen gün sayısı en alt seviyeden 15 gün
kabul etsek yıllık kaybımız 1 milyar 50 milyon gün. Yani yılda
70 milyonun kaybettiği süre 2 milyon 876 bin 712 yıl. Yazması
kolay ama telaffuzu ve hesabı çok zor.
Günümüzün
sağlık anlayışı tamamen tüketime yönelik. Amaç tedavi değil,
ilaç pazarlamak. Yani sağlık bir endüstri haline geldi. Peki, bu
endüstrinin faturasını kim ödüyor? Biz, hepimiz, tüm ülke. Şimdi
bir kez daha Ayet-i Kerime’yi hatırlayalım “Azgınlık etmeyin
sonra gazabım üzerinize iner” Şimdi bu azap değil de
nedir? Azap illa Nuh Tufanı gibi mi olmalı? Yoksa Medyen
halkının helaki gibi bir azap mı bekliyoruz? Şimdi ‘Azgınlık
etmeyin’ uyarısını yine düşünmeme konusunda ısrar mı
edeceğiz?
Gıda ve gıda katkılarını inceleyeceğiz
ancak madem sağlığı irdelerken Amerikalı ilaç kimyageri Shane
Ellison tabiriyle ‘modern
tıbbın 10 büyük yalanı’na kısaca
göz atmak yararlı olabilir “Batı Tıbbı Sağlığınızın Altını
Nasıl Oyar” adlı çalışmasında ilaç şirketlerinde dönen
olayları, insan sağlığının nasıl paraya kurban edildiğini
yılların deneyimlerine dayanarak anlatıyor. Aslında ülkemizde de
zaman zaman ilaç şirketlerinin doktorlarla kurduğu ilişkiler
etik dışı bulunduğu malum olmakla birlikte bu konuda önemli bir
adım atılmamış olması size de manidar gelmiyor mu?
Kapitalizmin
kölesi zihniyetler insan üzerinde kumar oynamaktadır.
Bizde bu kumarın kurbanlarıyız. Ancak masum bir kurbanlık
değil bu. Biz kendi elimizle besliyoruz bu kirli düzeni. Hem
dünyamızı hem de ahiretimizi heba ederek. İlaçlar yüzünden her
yıl yaklaşık 160 bin kişiyi öldürüyor. Yaklaşık iki milyon
insan, ilaçların yol açtığı hastalıklara yakalanıyor. Hep
duyarız bir grup doktor bazı ilaçları herkesin her gün
tüketmesini önerirken bir grup doktorda bu ilaçların öldürücü
olduğunu iddia ederler.
Doktorlar bir
kısmı şu şu gıdaları tüketin derken bir başka grup aynı
gerekçelerle tam aksini ileri sürerler? Acaba hangisi doğru
söylüyor? Bazı doktorların ilaç şirketlerince kiralandığı
iddialarının ayyuka çıkmış olması bile ve ülkemizde olmasa bile
birçok ülkede bunların ispatlanmış olması insanın ilaç maymunu
yapıldığı gerçeğinin en büyük ispatı değil midir?
Türkiye’de
1996 yılında 9855 olan diyaliz hastası yüzde 300’lük bir artışla
10 yılda 39 bine yükselmiş. 40 bin hastanın ise toplam maliyeti
8 milyar dolarmış. 5 milyon diabet (şeker) hastamız olmuş.
Diabet hastalarının yarısı potansiyel dializ hastası adayı
olarak gösteriliyor. Bunların dialize muhtaç hastalar haline
gelmesi durumunda ülkeye maliyetin yüz milyarlarca dolara
ulaşması gibi risk taşıyor. [Zero yahut şekersiz ürünlerdeki
hileleri ileri yazılarda işleyeceğiz.] Parası bir tarafa ortaya
çıkacak insan manzarası. Kapitalizmde tam bunu istemiyor muydu?
Devamlı müşteri olabilecek hastalar müşteri, ilaç her insanın
çantasında her evin dolaplarında her insanın midesinde ama bu
durum kimseyi endişelendirmiş gözükmüyor.
Hz Adem de
hata işledi İblis’te ancak Hz Adem hatasında ısrar etmedi tevbe
etti adam oldu örnek oldu. Şeytan ise ısrar etti İblis oldu kötü
örnek oldu. Bizde İblis’i değil Hz Adem’in örnek almalı değil
miyiz? Şimdi akletmezsek o halde ne zaman akledeceğiz? (Yayın)
Temiz, Helal ve ipin
uçunu kaçırmak - I
05.04.2008
Kemal ÖZER
Tüketici Hakları Aktivisti
eposta@kemalozer.com