Başörtüsü Yargıtay çalışanına neden
serbest?
Yargıtay
Başsavcısının özel kalem müdiresi halen başörtüsü ise görev
yapmaya devam ediyor. Gidip görmedim ama Referans Gazetesi’nden
savcının yakın dostu olduğunu haberinde bastıra bastıra söyleyen
Nuray Başaran’ın ‘Türbanlı memure beni karşıladı’ alt
başlığından anlıyoruz.
Gazetecimizi
karşılayan ‘Türbanlı memure’nin giyimi de çok modernmiş.
“Kahverengi pantolon, kahverengi tişört ve üzerinde de elde
örülmüş açık kahve renkte bir tunik ve saçları arkadan toplanmış
"at kuyruğu" modeliydi” şeklindeki tüm ayrıntıları bize
lütfettikleri için ne kadar sevindik bilemezsiniz.

Peki,
başörtüsü üniversite de yasak ve başörtüsü ile ilgili
girişimlerinden dolayı iktidar partisine kapatma davası
açılmışsa perhiz bu ne lahana turşusu.
Bunun bir
anlamı olmalı.
Bunun anlamı
gayet açık. Açık bir meydana okuma.
Deniliyor ki;
devlet biziz. Biz istediğimiz yerde başta açtırırız başta
örttürürüz.
Bu başörtülü
hanım mutlaka Yargıtay’ın ve Başsavcının çok güvendiği birisi
olmalı. Aksi halde neden çalıştırsınlar. Başörtüsü ile çalışması
güvenlerini ortadan kaldıracak bir durumda değil. Ama bunun
meydan okumadan da ileri bir anlamı olmalı. O anlamın ne olduğu
Sayın Başsavcı eşine söylememişse bile eşi medyadan mutlaka
okumuştur.
Başsavcı
konuşmak için Referans’ı seçmiş. Cumhuriyet’i seçse de
şaşmazdık. Artık hiçbir şeye şaşmıyoruz. Asıl kapatılma talebi
reddedilseydi şaşardık. Bir hesap yapılmış ve süreçler
hesaplanmış ve satranç başlamıştır.
Ok yaydan
çıktı, artık mızrak kınına sığmaz. Özgürlüleşme ve toplumun
kendisini kendi seçtiklerinin yönetmesinden elde ettiği siyasi,
ekonomik, kültürel kazancın tadına herkes vardı. İttihat ve
Terakki zihniyeti son günlerini yaşıyor. 31 Mart'ın 99. yılı bir
devrin kapanma yılı olacak. 28 Şubat’ta karşı duran medya 4-5
gazete iken şimdi 27 Nisan yahut yeni 31 Mart Vaka’larına karşı
duranların sayısı medyanın ezici çoğunu oluşturuyor. Sadece
bunlardan mı ibaret? Hayır. Hasan Cemal gibi yanlışlarını kabul
edip saflarını netleştiren samimi kimselerin sayısı çok fazla.
İddianameden kimlerin haberi vardı
Referans’ta
yayınlanan habere göre Başsavcı "Davadan ve iddianameden
eşimin bile haberi yoktu. O da sizler gibi televizyonlardan
öğrendi" demiş. Haberin yazarı bu cümleden
iddianamenin “İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek'in
bilgisayarına iki gün önce gönderildiğine ilişkin iddialara da
son noktayı koymuş oldu” diyerek aklınca aklamaya çalışıyor.
Belki de mesaj verdiriliyor…
İddianameye “Yargıtay'da
görevli Yalçınkaya'nın çok güvendiği üç savcı tarafından son
şekli verilmiş ve birçok belge, bilgi ve ihbara dayalı”
deniliyor. Başsavcının güvendiği üç savcı. Ne yani diğerlerine
güvenmiyor mu? Zaten birlikte hazırlamışlar denilmiyor. Ne
deniliyor ‘son şeklin verilmiş’. Son şeklinden öncesi
hakkında yeterli ipucu verilmemiş. Deliller nasıl toplanmış? ‘İhbar’la.
Kim gönderdi bu ihbarları? Hadi Doğu Perinçek, İlhan Selçuk,
Kemal Alemdaroğlu, Veli Küçük, … gönderdiyse. Bunlar Ergenekon
zanlısı değil miydi?
Nezaket
kokar mı?
Gazetecimiz
şöyle devam ediyor; “Yalçınkaya başta olmak üzere A'dan Z'ye
nezaket kokuyor” Al bir tartışma konusu daha. Nezaket’in
kokması türüne bağlı elbette. Nezaket bir hanımsa ve temizlik
kurallarına riayet etmemişse –belki asgari ücretli olduğundan
parası buna yetmemiştir– elbette kokabilir. Yahut bu nezaket
bayan nezaket değil de incelik anlamındadır da parfüm kokusu ile
karışmışsa durum başka. Bir başka soru da Nezaket asgari ücretli
değil de zenginse bu durumda ana soru şudur; Nezaket’in kokusu
hangi türdür? Fransız parfümümüdür? Gül suyu mudur? Ya da Cami
ünlerindeki tablacılardan mı alınmış bir kokumudur? Cami önünden
alındıysa bu koku irticai bir kokudur ve yasaklanması için dava
açılmış mıdır ve ya açılacak mıdır? İstediğiniz kadar soruyu
ekleyin nasıl olsa bu konun kapatılması için iddianame
hazırlamaktan başka çare yok. Mahkememizde oy birliği ile
kapatma kararı alırda kurtuluruz.
Dava için
tebrik çiçekleri
Haber içinde
reklâm ve gönderme nasıl yapılır birde ona bakalım. “Odada
çiçeklerin çokluğu dikkatimi çekti. Hepsi de daha dipdiri olduğu
için bir çoğunun davadan sonra gelen tebrik çiçekleri olduğunu
hissettim. Doğrusu odadaki çiçek sayısı mobilyaları görünmez
kılıyordu” diyerek örtülü reklâm yapılıyor. Örtülü reklâm
konusunda da patronunda alışık bir gazeteci içim bu normaldir.
Bir oda kaç çiçek sığabiliyorsa o kadar çiçek yani. 50’mi,
100’mü 200’mü bu hesap çiçeklerin çokluğu ile ölçülecekse yarın
Ak Parti’liler ya da kapatmaya karşı olanların da Ak Parti’yi
çiçek yağmuruna tutarsa kapatmadan vazgeçilecek mi ya da
rövanşımı alınmış olacak. Reklâma şöyle devam edilerek güya
soğukkanlılık mesajı verdiriliyor. "O kamuya ait. Bundan
sonrası benim değil" vurgusu yaptı. Ayrıca titizliği
yargıdaki bir davaya müdahale etmek istemiyordu. O'nun görevi bu
iddianameyi hazırlamaktan ibaretti. Bunu da ona yasalar
sorumluluk olarak vermişti.” Cümlelerin sıralanışına bakın.
Yargıya müdahale etmemek ve yasaların verdiği sorumluluk(!)
Toplumun talebini yerine getiren birisi kendisinin de başörtülü
birini özel kalem müdiresi yaparak işlediği bir suçtan(!) dolayı
kapatma iddianamesi hazırlamanın üstelik ülkenin ekonomik ve
siyasal anlamada batmasına kadar gidebilecek bir hakkı hangi
yasa vermiş bir gidişinizde onu da sorunda öğrenelim. Aman arayı
uzatmayın da meraktan çatlamayalım. Yalnız bu kez ‘Off the
record’(!) olmasın valla küseriz ha…
Halk
dediğin CHP’li olmalı.
Elbette bende
kızıyorum bu Başbakan’a. Halkın her istediği yapılır mı? Halk
dediğin CHP’nin altı okunun bir parçası olmadığı müddetçe ona
‘halk’ mı denir? O halk CHP’li değilse isteklerinin ne önemi
vardır? Elbette halk CHP’li ise onun istekleri emir telakki
edilmelidir ve kanun hükmünde sayılmalıdır. Hatta Baykal’ı
seviyorsa devlet ona Milletvekili maaşı bile bağlamlıdır. Onlar
vergi de vermemeli askere bile alınmamalıdır. Diğerleri de
CHP’ye oy vermeyi öğrensin ondan sonra.
Başsavcılığın kapatılması da istenirse!
“AK Parti
türban uyarısına kulak verse dava olmayacaktı.” Bu başlıkla
Başsavcısı’nın özel kalem müdiresinin durumu aynı değil mi?
Şimdi ne yani biride Yargıtay’ın irticanın kol gezdiği bir yer
gibi abuk bir iddia ile Başsavcılığın kapatılması isterse ve
mahkeme oy birliği ile kabul etse, Baykal da bunu da Anayasa
Mahkemesi’ne götürür se al bir eğlence daha.
Dedik ya bu
Başbakan’a kızmamak elde değil. Yargıçların isteklerini yerine
getirmeyip kendi kafasına gidince işte başına bunlar gelir. İşin
mi yok kardeşim halktan sana ne? Bak Yalçınkaya 17 Ocak’ta "çok
samimi" bir ikaz yapmış. Buna uyup ta geri adım atsana. Hem
zilin sesini duyuyorsun hem de teneffüse çıkmıyorsun. Bak
teneffüse çıksaydın bütün bunlar başına gelmeyecekmiş. Bugün bu
kapatma davası ile karşılaşmayacakmışsın. Bizde işimize gücümüze
baksaydık olmaz mıydı? Başbakan sen yok musun sen…
Hem savcı
hem yargıç
“Siyasi
yasak Gül'ün cumhurbaşkanlığını etkilemez”miş. Anlaşılan
savcımız davayı açtı ve yargıya müdahale etmiyormuş.
Cumhurbaşkanın adı iddianame renklensin diye eklendi o zaman. “Gül,
cumhurbaşkanı olarak görevini yapmaya devam edebilecek.”
Anayasa Mahkemesi üyeleri Yargıtay’dan gelen mesaja rağmen
davaya Cumhurbaşkanı’nı da dâhil ettiniz ya aşk olsun. Anlaşılan
bu konuda da halefle selef arasında ittifak yok gibi. Asık
surat, kalın gözlüklü 367 hazretlerine göre Çankaya’da yassak.
Pardon hazret demek suçtu.
“Ancak bu
sürede tabii ki toplumda "herkesin ve her kesimin cumhurbaşkanı
olma" âlgısını yükseltmesi gerekecek. Sadece eğer parti
kapatılırsa ve siyasi cezası nedeniyle partinin başına
geçemeyecek.” Yani işte bu uyarı gelmeseydi bu yorum eksik
kalırdı ki gerçekten aydınlandık. Demek ki neymiş. Herkes
Cumhurbaşkanı olmaya kalkmayacakmış. İlada olmak isterse Sezer
gibi olamıyorsan Demirel gibi olacaksın. Demirel gibi olmayı
becerememişsen hiç olmazsa Şener gibi olacaksın. Bu arada aman
kimse duymasın Şener’i MİT’teki Çerkezler yanıltmış. Parti
liderliği kıl payı gitmiş gibi.
Uyarıya
bakın
“Şu anda ek iddianame yok ama
gelişmeler değerlendirilecek” Bu kadar delil(!) sizi
kapatmaya yeter ama yinede gözümüz üstünüzde. Konuşmaya, halktan
yana olmaya devam ederseniz 17 klasörü kupüre bir o kadar daha.
Yetmezse bizde kupür çok bir o kadar daha ekleriz. Aslında bende
ek yapabilirim kupürlere. Bende öyle gazete kupürleri var ki
ülkenin altına nasıl dinamit koyduklarını gösteren bir kupürle
yetinelim. 1 Nisan 2004
Perşembe Star Gazete’sinin manşeti:
“MEĞER SÜTÇÜ GERÇEKMİŞ. HER 4
ÇOCUKTAN BİRİNİN BABASI SÜTÇÜ”. Daha neler diyorsanız
haberin spotunu da yazayım. “Türkiye’nin ‘ince’ esprisi
maalesef gerçek oldu. Çünkü araştırmalara göre Türkiye’de 4
babadan biri ‘ gerçek’ değil. Bu Adli Tıp Kurumu’nun tespit
ettiği bir sonuç. Teste ilgi çığ gibi büyüyor.”
Savcının
kupürlerinden hiçbirinden utanmadım ama bu kupürlerden ülkem
adına çok utandım. Bu eserin sahipleri eserinizle
övünebilirsiniz…
71 talep
40 yasak
Bilindiği
gibi iddianamede başta Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Başbakan
Recep Tayyip Erdoğan'ın da aralarında bulunduğu 71 kişinin
siyaseten yasaklanması isteniyor. Şimdi başlık ve cümleye bakıp
hizaya gelebilirisiniz. “40 civarında milletvekiline siyasi
yasak gelebilir.
Tabii ki
bu 71 kişi, kendilerini tek tek savunma hakkına ve hukuken böyle
bir duruma sahip değiller. Ama en az 40 milletvekilinin bu
kapsama girmesi zor görünüyor.”Ne anladınız bundan. Bir
hakkınızdaki iddiaları savunamayacaksınız ve verilecek karar
hayatınızı etkileyecek. Hani savunma hakkı kutsaldı? İki 71 kişi
yazıldığına bakmayın bize 40’da yeter. Aslında 2 kişide olsa
yeter ama 40 olsunda birde neden iki diğer tartışmayalım
istiyorlar.
Bu ülkede
bunlar yaşanmamış olsaydı şaşardım. O zaman kendimizden şüphe
ederdik. Demek ki hala ümit varız. Türkiye hala önemli bir ülke.
Hala bu milleti dört çocuktan üçünün temizliği koruyor. (Yayın)
2.04.2008
Kemal ÖZER
Tüketici Hakları Aktivisti
eposta@kemalozer.com