'Cumhuriyet'in
U dönüşleri
Cumhuriyet
Gazetesi Yunus Nadi, Nebizade Hamdi ve Zekeriya Sertel
tarafından 7 Mayıs 1924’de kurulur ve ilk nüshasında Mustafa
Kemal Atatürk’le yapılan söyleşi yer alır. İlk yıllar hızlı bir
Atatürkçü olan gazete, Hitler yanlısı olur, Komünizm yanlısı
Demokrat Partili olur. İşi Şeriat istemeye kadar götüren
Cumhuriyet Gazetesi, 27 Mayıs başta olmak üzere darbeleri de
destekler. Bu kadar çok sert virajlar almakla ünlenen
Cumhuriyet’in son miladı ise herkesin malumu olan Yönetim Kurulu
Başkanı ve Başyazarının Ergenekoncu olarak gözaltına
alınmasıdır.
Hitler sempatizanlığı
Bu dönüşüm ne ilktir bu gidişle
nede son olacaktır. Geçmişte Hitlere karşı olan herkesi Yahudi
olmakla bile suçlayan Cumhuriyet’in başında şimdilerde
Yahudi bir aile mensubu Milaslı bir
yaşlı zat vardır. Bu zatın gazeteye geçişi herkesin Yahudi ilan
edildiği dönemlerden sonradır. Yaşlı zat 1962’de Vatan
Gazetesi’nden transfer edilir. Cumhuriyet Gazetesi’nin
manşetleri Neron’u andırırken başındaki ihtiyarın Ergenekon
soruşturması kapsamında gözaltına alınması ilginç bir U dönüşüne
daha sahne olur. Anlaşılan artık köprünün altından çok sular
akmıştır. Keskin sirkelikten vazgeçmiş gözüken Cumhuriyet,
manşetlerini dört beş yıldır sözlüklerinden çıkardıkları,
uzlaşma, itidal ve barış gibi kelimeleri süslemeye başladı.
CHP
Cumhuriyet’i kapatır
‘U dönüşleri’
saymakla bitmeyen Cumhuriyet Gazetesi’ni birçok kimse Atatürkçü
zanneder. Yukarıda kısa bir özetini verdiğimiz Cumhuriyet
Gazetesi’nin tarihi bunu asla doğrulamıyor. Cumhuriyet Gazetesi
bazen Atatürkçü, bazen Şeriatçı, bazen Nazizimci, bazen Komünizm
yanlısı yayınlar yapa gelmiştir. 2. Dünya savaşı sırasında en
hararetli Nazi yanlısı yayınlar yapan gazetenin adı da
Cumhuriyet’ti ve logosu da ayıydı. Bu gazete Nazizmi öyle ileri
götürür ki zamanın CHP’si Cumhuriyet’i 29 Ekim 1934 tarihinde 10
gün süreyle kapatır. (Dikkat Cumhuriyet Gazetesi, Cumhuriyet’in
11. yıl dönümünde 10 yaşında iken 10 günlüğüne kapatılır.)
Gerekçesi ise oldukça manidardır. “Hükümetin genel
politikasına aykırı yayınlar yapmak.” Hükümetten kastedilen
CHP iktidarıdır. İsmet İnönü başbakandır Atatürk’e
Cumhurbaşkanı.
Elbette bu
tek kapatılma değildir. Yine CHP tarafından 1940'de hükümetin
yayın politikasına aykırılıktan 90 gün süreyle bir kez daha
kapatılır. Bu kez Cumhurbaşkanı İsmet İnönü’dür ve Atatürk’ün
adı para dâhil yer yerden kaldırılmıştır.
Bugün Ak
Parti yahut başka bir iktidar partisinin Cumhuriyet’i benzer bir
nedenle kapatmaya kalkması bir yana aklından bile geçirmeye
kalkmasının sonucunu tahmin edebiliyoruz.
Demokrat
Parti’li dönem
Gazete’nin
eski sahiplerinden Yunus Nadi 6 dönem İzmir, Menteşe, Muğla
milletvekilliği yapar. Tekrar aday gösterilmeyince Yunus Nadi
CHP’li olmaktan vazgeçip Demokrat Parti'yi desteklemeye başlar.
Cumhuriyet bir yandan Hitlere karşı çıkan herkesi Yahudi olmakla
suçlayacak kadar ileri giderken aradan çok az bir zaman
geçmiştir ve iktidarda Demokrat Parti vardır. Cumhuriyet
Gazetesi de istasyondaki trene biner. Gazetenin o tarihlerde
başyazar bile Demokrat Partilidir.
Şeriat’tı
Cumhuriyet
Cumhuriyet
‘Şeriat’ istemeye bile başlar. O tarihlerdeki yayınlarında
İstanbul’un 500. Fetih Yıldönümü (1953) eki olan ‘Türkistanbul’
ve diğer yayınlarına bakınca artık İslamcı bir Cumhuriyet
portresi çıkar karşımıza. Türbeler, Tekkeler, Camiler,
İftarlarla ilgili ciltler dolusu neşirler yapılır. ‘Asırlar Boyu
İstanbul’ dizilerinde Ayasofya Camii uzun uzun anlatılır.
Üstelik müze değil cami olarak.
Cumhuriyet
Nazım Hikmet’in yüzüne tükürülsün ister
Gazete artık
Nazım Hikmet düşmanıdır. Cumhuriyet Gazetesi takvimlerin 12
Temmuz 1951’i
gösterdiği gün şimdilerde ‘Dünya Şairi’ dedikleri Nazım
Hikmet’in resmini basar ve Nazım’ın resminin altına: “Bu
fotoğrafı sütunlarımıza geçirirken şair Eşref’in Abdülhamit’e
tavsiyesi aklımıza geliyor. Bu tavsiye ‘Resmi teksir ettirip
dağıt ki, millet doya doya yüzüne tükürsün mealindedir. Bizde
yukarıdaki resmi Nazım hesabına aynı gaye ile basmış
bulunuyoruz” ibaresini yazmaktan imtina etmez. ‘Nazım
Hikmet Müslüman olarak öldü’ haberi
doğru ise ‘Cumhuriyet’in Nazım Hikmet düşmanlığı’nı aynı kareye
koyunca ‘derin devlet’ oyununun içindeki bir gazetenin bunu
bildiğini düşünmemek imkânsızlaşıyor.
Cumhuriyet
darbeleri de destekler
Cumhuriyet’te
yeni bir U dönüşü daha başlar ve 1954’de bu kez de Demokrat
Parti ile yollarını ayırır ve Demokrat Parti’ye cephe alır.
Cumhuriyet
ile Hitlerin yolu sempatizanlıktan öte 7 Mayıs tarihi ile de
örtüşür. Cumhuriyet 7 Mayıs’ta yayına başlar. Cumhuriyet’in
desteklediği Nazi Almanya’sı 2. Dünya savaşını 7 Mayıs 1945’de
kaybeder. Kaderin cilvesi Hitler ve Cumhuriyeti bu tarihte de
buluşturur. Aslında bu tarih Cumhuriyet içinde bir dönüm noktası
olacaktır. Hatta şirketlerini birinin adı da ‘Yedi Mayıs Radyo
Televizyon İşletmeciliği Ve Ticaret Anonim Şirketi’dir.
Cumhuriyet
Gazetesi’nin darbelerle de arasıda iyidir. Darbe geleneğimizin
ilki olan 27 Mayıs darbesine olan desteğini “Kahraman Türk
ordusu bütün memlekette dün gece sabaha karşı idareyi ele aldı,
maksat tarafsız bir idarenin nezaret ve mürakebesi altında
süratle yeni seçimlere gitmek ve bu
adil seçimler neticesinde hangi taraf kazanırsa idareyi onun
ellerine devretmektir. Askeri idare bildiriliyor: Bütün
ittifaklarımıza bağlıyız, NATO'ya ve CENTO'ya inanıyoruz ve
bağlıyız. Cumhurbaşkanı, meclis başkanı ve bakanlar ordumuzun
muhafazası altına alındı” seklindeki haberiyle ilan eder.
Cumhuriyet
Komünizm yanlısı olur
Gazete
1960’larda Mihri Belli’nin Milli Demokratik Devrim hareketini
destekler. Sonra Mehmet Ali Aybar’ın Türkiye İşçi Partisi’ni
destekler. Bu kez 12 Mart 1971 darbesi yapılır. Cumhuriyet yine
darbeden taraf olur ve 12 Mart darbesini destekler. 13 Mart 1971
günlü nüshasında Cumhuriyet'in ilk sayfasını “Devrimci Ordu
komutanların ültimatomu üzerine Demirel istifa etti. Ordu
şartları uygulanmazsa yönetime el koymaya kararlı olduğunu
bildirdi. Demirel: Muhtıra ile anayasa ve hukuk devleti
anlayışını bağdaştırmak mümkün değildir. Ankara’da genel kanı:
Yeni başbakan partiler dışından olacak” ifadeleri süsler.
Ergenekon
savcısına tehdit
O
tarihe farklıymış gibi gözükseler de bugün Demirel’le aynı
görüşte oldukları artık netleşen Cumhuriyet’in, Ergenekon gazisi
12 Mart darbecileri tarafından tutuklanır. Sabaha doğru
polislere çay ikram şirinliği yapmaya kalkan ve ardından kendini
sorgulayan savcıyı “Damgayı yiyecekti: -Katil savcı!..”
diye tehdit eden bu kişinin yolu Polis ve Adliyelere düşmeyince
-yahut düşürülmeyince- hala çok sevdikleri, ‘ah ne zaman bu
darbe’ diye özlemini duydukları darbe dönemlerini yaşadığını
sanıyor olsa gerek polisteki ve adliyelerdeki değişimin şokunu
bir haftada zor atabildi.
Özal’la
savaş
Yıl 1980
olmuş malum pravda bu kez 12 Eylül darbecilerini 12 Eylül 1980
tarihli nüshasında “Parlamento ve hükümet feshedildi. Silahlı
kuvvetler yönetime el koydu. Tüm yurtta sıkıyönetim ve sokağa
çıkma yasağı kondu. Parlamento üyelerinin dokunulmazlığı
kaldırıldı” ifadeleri yer aldı. Darbe sonrasında Özal
döneminin etkilerinin görülmeye başlamasıyla bir U dönemi daha
gelir çatar. Bu U sadece logodaki u’nun değişmesinden ibaret
değil bu kez tarihin tekerrüründen biri olan U dönüşü daha
cereyan eder. Artık tüm salvolar Özal’a karşıdır. 1997’nin ünlü
28 Şubat’ında pravda yeni kendinden bekleneni yapar ve tercihi
darbeden yana koyar.
Cumhuriyet’te iç darbeler
Darbeci
gelenek sadece askeri darbe desteğinden ibarette değildir.
Gazete’nin yönetim, yazar ve çalışanlarla ilgili darbeler
birbirini izler. Nadir Nadi iç darbeler nedeniyle Cumhuriyet’ten
uzaklaşır.
Cumhurbaşkanı
seçimi, Ergenekon ve MHP
Sürekli gelgitlerin yaşandığı Cumhuriyet’te İlhan Selçuk'lu
dönem başlar. Ergenekon dosyasına giren Selçuk’la birlikte artık
kışkırtma, germe ve tahrikin haddi hesabı yoktur.
Ak Parti
iktidarı ile sanki iç dünyalarını yansıtırcasına kara başlıklar
ve reklâmlar birbirini izler. Cumhurbaşkanlığı seçimi sürecinde
kendini iyice kaybeder ve kendisinin bir tehlike geleneğinin
sembolü olduğunu unutarak "Tehlikenin farkında mısınız?"
şovlarını "Saatler 100 yıl geri alınıyor" asılsız
iddiaları birbirini izler. Trajı belli olan bu mevkutenin malum
medyada yayınlanan bu reklâmlarının kaynağı da meçhuldür. Bu
ilanlar etkili olmuştur ve Türk seçmeni Cumhuriyet gibi
düşünmediğini göstererek iktidar partisine büyük bir destek
vererek Cumhurbaşkanı’nı seçmesini sağlar. Seçimler öncesinde
MHP’yi ve Genel Başkanı’nı öven mevkute MHP’nin 367 oyununu
bozması ve başörtüsü konusundaki desteği üzerine bu kez 12’ye
MHP’yi oturtur.

Ergenekon
zanlısı yaşlı 24 Ocak 2008 tarihli “İktidar partisi zanlı”
yazısı ile iktidar partisine kapatma davayı açması içinde
Başsavcıyı tehdit eder. Pravda’nın tarihi bu tür eserler(!)’le
doludur. Soldan sağa, uçtan uca gezip duran gazeteyi yakın bir
tarihte parti kapatmaya karşı çıkan yayınlarına rastlarsak
şaşırmayız. O günler pravda için uzak gözükmüyor.
Cumhuriyet’in sahipleri ve medyanın ortak paydası
Gazete’nin
gözden kaçan bazı yönlerine değinmeden yazıyı bitirsek yazı
eksik kalır. Gazete’nin eski ortakları Nadir Nadi, İlhan Selçuk,
Berin Nadi, Şehabettin Aktarı, Reşat Atabek, Osman Nuri Torun,
Leyla Uşaklıgil, Şükrü Kaya Aktarı, Emine Uşaklıgil, Hasan Kaya
Cemal, Engin Kember, Yiğit Okur.
Cumhuriyet’i
yayınlayan Yeni Gün Holding Anonim Şirketi’nin bugünkü
başkanının İlhan Selçuk olduğunu artık sağır sultan bile
öğrendi. Cumhuriyet’te ilginç biri daha var ki bu kişi DSP’li
Zekeriya Temizel. Ecevit’in Maliye Bakanı olan Temizel, şimdi
Cumhuriyet’in başkan Yardımcısı yani Selçuk’tan sonra ilk adam.
Yönetim Kurulu Üyeleri ise Osman Berkmen (Çukurova Holding),
Mehmet Kenan Tekdağ (Ciner Grubu),
Şükran Soner (TGS), Akın Atalay (Selçuk’un Avukatı), Ahmet
Oruçoğlu, İbrahim Yıldız, Mustafa Ali Balbay, gibi çok ilginç
ortakları var. Eski Esenyurt Belediye Başkanı’nın gazete ile
ilişkisini herkes biliyor ama malum medyanın patronlarının ortak
paydalarından biri de Ergenekon soruşturmasının sanıklarından
olan mevkutenin ortağı olmaktır.
Cumhuriyet
Gazetesi tarihi boyuncu bir sınıfsal çıkar gruplarının aracı
haline geldi ise bugün de farklı medya gruplarının ve bu
sınıfsal çıkarları için buluştukları ortak paydalarıdır. Bu
ortak payda sınıfsal çıkarların elden gitmemesi için başka
alanlardaki çıkarlarının çatışması bir kenara itilerek kurulan
bir koalisyondur. Bazı kimseler Türkiye Cumhuriyeti’ni
kendilerinin sanmaktadır ve imtiyazlı oldukları
iddiasındadırlar. Dertleri ne laiklik ne de başka bir şeydir.
İmtiyazları süreceğine dair garanti verilirse her sistem ve
düzen onlar için kabul edilebilir. Tek sorun bu imtiyazın
ellerinden uçup gitmesi korkusudur. İmtiyazın elde gitmesi bir
yana gitme ihtimalinin bir seçenek haline gelmesi bile bunları
çıldırtmaya ve saldırganlaşmalarına yetmektedir. Bu korku
yüzünden rüyalarını bile şiddet kaplamıştır. Bu yüzden uykuları
bile kâbustur. Bu mevkutede bu amaçla kullanılmaktadır. (Yayın)
31.03.2008
Kemal ÖZER
Tüketici Hakları Aktivisti
eposta@kemalozer.com