Temiz,
Helal ve ipin uçunu kaçırmak - I
Sözlükler
Tayyib kelimesini, iyi, hoş, iyi davranış, temiz, helâlin
her türlü şüphelerden uzak, saf ve temiz kısmına Helâl
kelimesini ise Allah'ın müsaade ettiği şey, temiz, yenilebilir,
kullanılabilir, haram olmayan, dinî bakımdan kullanılmasında,
yenilip içilmesinde, dinlenmesi veya bakılmasında yahut
dokunulmasında nehiy olmayanlar olarak tanımlanıyor.
Mutlaka
dikkatinizi çekmiştir, Allah c.c. helal ve temiz olanlardan
yiyiniz diyerek bitirmemiş. Ayet-i Kerime’lerin sonunda hep
dikkat çekici ve ağır bir uyarı var. Aksi durumun “Şeytan ve
benzerlerinin adımlarını izlemek” olarak tanımlanırken
şeytan ve benzerlerinin adımlarını izleyenlerin Allah korusun
“apaçık bir düşman” olduğu ifade ediliyor. Başka bir Ayet-i
Kerime “Allah'tan korkun yasaklarından sakının” diye
uyarırken Cenabı Hak başka bir Ayet-i Kerime’yi bitirirken “Temiz/helal
olanlarından yiyin, bu hususta azgınlık etmeyin sonra gazabım
üzerinize iner” diyerek çok dikkat çekici bir ikazda
bulunuyor. ‘Azgınlık etmeyin’ uyarısı tam bugüne ve
azgınlık eden bizlere yönelik olduğundan endişesi olan var mı?
Allah c.c.
temiz ve helali esas haramı bir istisna yapmış olmasına karşın
insanoğlu bu istisnayı her şeye bulaştırarak hem açıkça Allah’a
meydan okumakta hem de kendi eliyle fesada uğramaktadır. Bu
yüzden ateşimizi kendimiz yakıyoruz.
Vahiyden
beslenmeyi bıraktığımız ve ‘azgınlık’ etmeye başladığımız
günden bu yana başta midemize giren gıdalar olmak üzere
tükettiğimiz mal ve hizmetler vahyin emirlerine aykırı ürünler
yahut bunların karıştığı mamullerden oluşmaya başladı. Helali
bir kenara itmenin yanında birçok Ayet-i Kerim’e deki temiz (tayyib)’den
ne kastedildiği de ilgimizi çekmez oldu. Çünkü çoğumuz Kur’an-ı
Kerim’i tefekkür ederek okumadık. Bu yüzden O’da kapılarını bize
açmadı. Açmayınca yiyip içtiklerimiz yahut satın aldığımız bir
şeyin helal mi yahut temiz mi olduğu konusunda endişe etmeyi
bıraktık. Gelinen nokta (Allah korusun) -geçmiş ümmetlerin
benzeri yöntemler olmasa bile- bilinmedik hastalıklara duçar
olarak hızlı bir helak sürecine doğru üstelik kendi elimizle
ilerliyoruz.
Kapitalist,
Marksist dolayısıyla seküler kültürün tezahürü bir kültürden
beslenen malum sanayileşme yeni üretim süreçleri ortaya koydu.
Sonra bu bilgileri isimlerinin başında farklı unvanları olan
kimselere zerk ettiler. Sonra bu eğitimciler yeni mühendisler
yetiştirdi. Müslüman bile olsa batı kültür emperyalizmin
kaynaklarından beslenen bu yeni mühendislerin eliyle insanlığın
milyonlarca yıldır ürettiği, sakladığı ve tükettiği yöntemleri
önce bize ilkel(!) olarak tanıttılar. Daha sonra bu yöntemleri
üreticilere dayattılar. Onlarda bizlere. Yetiştirdikleri
teknisyen ve mühendisler, adeta yeryüzü fesada memur
Kapitalizm’in dayattığı bu yeni yöntemin dışında bir bilgiye
sahip olmadılar. Bu öğreti, geçmiş yöntemleri hep sağlıksız ve
ilkel gösterdiği için toplumlara bu yöntemlerle üretilen
ürünleri tüketmeyi önerdiler ve hatta dayattılar. Bürokrasinin
iki dudağına mahkûm mevzuatlar aracılığıyla da bu teknikleri
meşrulaştırmakla kalmayıp diğer yöntemleri hep reddederek öcü
olarak gösterdiler.
Yeni yöntem
Kapitalizmi o kadar memnun etti ki, bu yöntem sayesinde
sağlıklarını kaybeden insanlar ‘ilaç maymunu’ hale
getirildi. Bu sistem öyle bir döngü haline geldi ki önce başta
gıda ürünleri olmak üzere tüm tüketim maddeleri sağlıklı
beslenme ve zorunlu ihtiyaç karşılama aracı olmaktan çıkarılıp,
hoyratça tüketilmesi gereken bir süreç meydana getirildi.
Ardından Kapitalizm tüketmeyeni insan yerine koymadı. Tüketim
kölesi haline gelenlerimiz –kaç kişi bu süreçten
kurtulabildiyse- insanlığını kaybetti. Yeni yöntemde insan ve
doğa hep kaybeden taraf kapitalistler ise kazanan taraf oldu.
Ürettikleri
gıdalarla önce hasta yaptılar. Daha çok tüketebilmek için
hayatta kalmamızı da istiyorlardı. Bunun için büyük gayretler
sarf ettiler. Sonra ‘tedaviye davet’ ettiler. Tedavi
olurken verdikleri ilaçlar bir hastalığı tedavi etti ancak başka
hatalıklar meydana getirdi. Yeni hastalıklar için yeni ilaçlar
ürettiler. Bu kez onları tükettik başka başka hastalıklar
meydana geldi. Artık herkes kobaya dönüştü.
Bu süreçte
‘modern tüketim köleleri’ olabilmemiz için dedelerimizin
tükettiği ürünler hor ve hakir gösterildi. Dedemizin yöntemleri
‘ilkel’(!) olarak tanımlandı. Bize ‘modern’(!)
olduğumuzu söyleyerek oyuna getirdiler. Hep birden bu oyuna
geldik. Dedelerimiz sabah aç karına bizim ‘kurtlu’ diye yüzüne
bakmadığımız elmaları, kuru üzümleri yiyerek sağlıklı bir ömür
sürdü. Çoğumuz 80 yaşında ama kavağa tırmanır diye gıpta ile
baktık. Biz 5 yaşında siroz, 15 yaşında kalp krizi, yirmi
yaşında kanserle hastanelerde gün sayarken 80 yaşındaki
dedemizin nasıl kavağa tırmandığını Kur’an-ı Kerim bize
‘akledin’ dediği halde akledemedik. ‘Cahil ve ilkel’ olarak
gösterildiği için öyle zannettiğimiz dedemizin yediklerini
yemediğimiz için yaşam standardımız sürekli düştü. Dedelerimizin
semtine uğramayan hastalıklar bizden çıkmaz oldu.
Birde baktık
ki bu süreci dayatanlar kendi ürettiklerini kendileri tüketmeyip
bize hakir gösterdikleri dedemizin kurtlu elmalarını kendileri
tüketiyorlarmış. Bize sağlıklı diye binbir türlü uyduruk
bilimsel(!) raporlarla sundukları besinleri kendilerine
ayırmışlar. Şimdi bir kısmımız bunu keşfedince ‘naturel=doğal’
etiketiyle bize birkaç katı fiyata satmaya başladırlar. Doğal
beslenme endişesinin ilgi görmesi üzerine ‘Naturel Modası’
başlattılar. (Bu modayı ileride irdeleyeceğiz)
Hz Âdem
a.s.’dan bu yana sokaktan süt alan dedelerimiz meğer ne ilkel(!)
insanlarmış ta yeni haberimiz olmuş. Bize bu yalana öyle
inandırdılar ki önce sütümüzü müstahsile sattık sonra raftan
bizim sütü 3 katına geri satın alır hale geldik. İnsanoğlu daha
çok tüketim yani israf süreci yüzünden daha çok üretmeye
kalkıştı. Daha çok üretmek, daha uzun saklamak uğruna, doğalı
bozdu. Doğalı bozarken tayyib ve helal endişelerini de yitirdi.
Helalden uzaklaşınca mideler fesada uğradı, bereket gitti.
İbadetlerden haz alamaz hale geldik. Herkes birbirine sormaya
başladı yeni nesil nereye gidiyor? Neredeyse ye’se düştük. Yeni
nesli suçlamak yerine nedenini akletmedik. Özellikle tüm
yalanların meşru gösterildiği reklâmların etkisiyle bir tüketim
kölesi haline getirildiğinizi fark edemedik. Köleleştikçe helal
haram araştırma hürriyetini de kaybettiğimizi fark edemedik.
Acı bir son
geldi çattı. Neyin helal neyin haram olduğu artık belli değil.
Size bu ürünü yahut şu firmanın ürününü yüzde yüz gönül
rahatlığı ile tüketebilirsiniz diyebileceğimiz hemen hemen
hiçbir ürün ve firma kalmadı. Pazardaki patatesten bile
endişeliyiz. Helal olması içinde sadece ‘domuz ve kan
ürünlerinin olmamasını anlamak’ gibi bir yanlışa
düştük. Bu da akledememiş olmamızın en büyük delilidir. Artık
patatesimizden domatesimizden bile emin değiliz. Acaba içinde
kaç tür hormon var, ne kadar ilaç kullanıldı, hangi kalıtsal
hastalıkları taşıyor, içindeki katkılar hangi hastalıkları
tetikliyor, DNA’mızı nasıl etkiliyor? Gelecek nesillerimizde
nasıl bir tahribat ve değişime neden olacak? Bütün bunları
bilmiyoruz.
Bize bunların
‘rahatlıklı tüketebilirsiniz’ diyenlerde bilmiyor. Onlarda
kaçırdı ipin ucunu.
Aklendenler
olabilmek dileğiyle…
(Bu konuda
gelecek yazımızda devam edeceğiz.) (Yayın)
24.03.2008
Kemal ÖZER
Tüketici Hakları Aktivisti
eposta@kemalozer.com
Müslüman mahkuma "helal"
et
ABD'de Müslüman mahkumlar 3
yıl süren hukuk savaşını kazandı. Journal News'ın haberine göre,
Manhattan federal yargıcı, Müslüman mahkumların 3 yıldır süren
hukuk savaşını sonuçlandırdı. Yargıç, cezaevindeki Müslümanlara
haftada 4 gün helal et yemekleri verilmesine karar verdi.
2005 yılında davayı açan ilçe
cezaevindeki 9 Müslüman mahkumun avukatı Richard Cohen de Yahudi
mahkumlara, onlar için helal olan etlerin verildiğini, ancak
Müslümanlara dini bayramlar dışında daha çok vejetaryen
yemekleri verilerek, dini taraflılık uygulandığı gerekçesiyle
dava açtıklarını hatırlattı. 22.3.2008 (aa)