Oligarşi, Demokrasi ve Topluma Kapan Kurmak

 

Bugün ülkenin geleceğini tehlikeye atma pahasına yapılan kamplaştırma çabaları toplum içinde güvensizlik ve hoşgörüsüzlüğü derinleşmek için yapılmaktadır. Bazıları krizlerden beslenirler. İstiklal Savaşı’na kadar 20 yılı aşkın bir süre aralıksız savaşan bir toplumdan arta kalanların çoğu bir bahaneyle savaştan kaçan burjuvazi sınıfı idi.

 

Ortaokul talebelerine kadar genç neslini kaybeden bir toplumdan arta kalan bu burjuvazinin ezici bir çoğunluğu toplumun ezici bir çoğunluğunun inancı olan İslam’a düşman idiler ve bunlar İttihat ve Terakki adlı şer ocağında yuvalanmışlardı.

 

Bunlar, yeni devlette köşe başlarını tutarak din adına ne varsa aşağılamayı sürdüre geldiler. Toplum yeniden kendine gelmeye ve özgürlük taleplerini artırmaya başlamasıyla İttihat ve Terakki’cilerin uydurduğu ‘irtica’ yaftasıyla toplumsal talepleri bastırmaya çalıştırlar. Ama olmadı görüldüğü gibi sakalına, saçına, örtüsüne, karıştıkları insanlar azmetti ve başardı.

 

İttihatçılar hâkim oldukları bürokraside adam kayırma, suiistimal ve soygunda ayyuka çıkan kirlerini, bir yolunun bulup kapatmakta da mahirdirler. Sistemi öyle kurdular ki bir yerlerini de bilerek açık bıraktılar. Bu açıklık hem kendileri içindi hem de topluma tuzak kurmak içindi. Önce peyniri zehirleyip fareye yedirdiler sonra kediye fareyi gösterdiler. Vergi sistemiz böyle değil mi? Kuralı kendileri koydukları için açıkları da biliyorlar önce kendileri bu yolu deneyip toplumu alıştırıyorlar sonrada başlıyorlar izlemeye ilk fırsatta ise abanıyorlar.

 

Metin Kutusu: Başörtüsü onlar için nemalanacak bir alan olsa örtmeden sokağa çıkanı giyotine çekerlerdi. Ama kadının etinden yararlanmak ve mütedeyyin kitleleri başörtüsü üzerinden hizaya getirmek için bir araç olarak kulandırlar.
Hatta mevcut iktidar partisi de zaman zaman bu vergi sisteminin yaşaması yönünde düzenlemeler yaparak bu tuzağa düşmüyor mu? Vergilerin oranlarını artırmakla kalmayıp abuk subuk vergi türleri ekleyerek vergileri ödenemez hale getirip toplumu hırsızlığa ve milletin hukukuna tenezzül eder hale getirmiyorlar mı? Bu yolla insanların midelerini ve beyinlerini ifsat etmiyorlar mı?

 

Başörtüsünde de aynı yolu izlediler. Başörtüsü onlar için nemalanacak bir alan olsa örtmeden sokağa çıkanı giyotine çekerlerdi. Ama kadının etinden yararlanmak ve mütedeyyin kitleleri başörtüsü üzerinden hizaya getirmek için bir araç olarak kulandırlar. Sürekli gündem de bilerek kendileri tuttu. Bulundukları makamlar ve yandaşlarına güvenerek suyu bulandırdıkları halde kurdun kuzuya yaptığı gibi aşağıdakilere ‘dini siyasete alet etmek ve dini siyasallaştırmak’ gibi yaftalarla sürekli gerdiler. Germekle kalmayıp sertleşilmesini ve bunun üzerinden toplumu yola getirmeyi bir siyaset olarak denediler. Sürekli gerip sonrada zembereği boşalmış saat gibi olsun ve bir bumerang gibi başörtüsüne özgürlük isteyen herkim varsa onlara dolaşsın istediler.

 

Örneğin PKK’ların şehirleri ateşe verdiği sahnelerin milyonda birini (yapmazlar ama) başörtülülerden biri ikisi yapsa maazallah darbe bile yapmaya kalkarlar ya da balarla darbe çığırtkanlığına. Hep başörtülülerde PKK yandaşlarının yaptığı gibi sokağa dökülüp talan etsin. Ama şükür ki feraset bu oyuna gelinmesini engellemiştir.

 

Osmanlı’yı eleştirenlerin bir kısmı ‘Laik’ olmadığını söylerler. Burada Laiklikten ne anladığınız önemli. Bir devlette yaşan ve kendini dindar veya değil, sağcı veya solcu, siyah ya da beyaz, Türk veya Kürt, şu ya da bu olarak tanımlayıp bunu özgürce ifa etmesi değil midir? Osmanlı Laik olsa ne olmasa ne? Önemli olan Osmanlı Devleti’nde yaşan halkın devletinden razı olduğudur? İttihatçılar razı olmasa ne yazar? Onlar Osmanlıdan değil, milletin inancından ve son zamanları hariç Osmanlıyı kendileri idare etmediklerinden dolayı şikâyetçidirler. Bunun en iyi örnekleri Şer’iye Sicil Defterleri’de dedir. Güya demokrasiye geçtik ve egemenlik milletin olacaktı. Ama milletten ne anladıklarını bir türlü doğru izah etmemişler. Yine güya Monarşi ile yönetilen Osmanlı’da Halife olan devlet başkanın Halifelik sıfatı yalnızca siyasi bir semboldü. Halife, din işlerine Şeyhülislam’ın izni olmadan hiçbir zaman karışmamıştı. Hadi canım sende diyenlere en iyi örnek: Kanun-i Sultan Süleyman’dır.

 

Kanuni, Şeyhulislam Ebusssuud Efendi’den saray bahçesindeki ağaçlara zarar veren karıncaların imha edilmesi için fetva talebinde bulunur ve bunu şiir şeklindeki yazar.

Kanun-i Sultan Süleyman ‘Dar-ı Gurihte zayi etse karınca, zararı var mıdır anı kırınca’ der.  
Şeyhülislam Ebuussud Efendi ise cevabını yine şiir şeklinde verir.

Bir gün hak huzuruna varınca, Sultan Süleyman’dan hakkını alır karınca

 

Şimdi birde demokrasi ile yönetilen ülkemize bakalım. Akademisyenlerce yapılan onlarca anketin ürkütücü sonuçlarına var ama yabancılarca yapılan bir anket sonucuna göz atalım. Dünyanın ünlü araştırma gruplarından olan GfK'nın Türkiye'nin de aralarında bulunduğu 20 ülkede Eylül-Ekim 2007 tarihlerinde 21 bin kişi ile yüz yüze görüşerek yaptığı "Endişeler Araştırması"nın sonuçlarına göre, Türkiye'de kişisel korkular içinde "aile içinde ölüm ya da ciddi hastalık/yaralanma" yüzde 47 ile birinci sırada yer alıyor.

 

Türkiye'de "bir endişem yok" diyenlerin oranı yüzde 13 olarak belirlenirken "bir endişem yok" diyenlerin en az olduğu ülkeler İspanya ve Bulgaristan oldu. Endişesi olmadığını belirtenlerin en fazla olduğu ülkeler yüzde 43 ile İngiltere ve yüzde 37 ile ABD. Araştırma sonuçlarına göre, endişeleriyle başa çıkarken "arkadaşlarıyla/ailesiyle/sevgilisiyle" konuştuğunu belirtenlerin en fazla olduğu ülke yüzde 70 ile İsveç. Türkiye'de ise bu oran yüzde 51.

 

"Arkadaşlarıyla/aileyle/sevgilisiyle" konuşarak endişeleriyle başa çıkanların en az olduğu ülkeler ABD (yüzde 31) ve Rusya (yüzde 30). Endişelerle başa çıkmada "din"i en fazla referans gösteren ülke yüzde 24 ile ABD olurken, ikinci sırada yüzde 20 ile Romanya ve Hindistan yer alıyor. Üçüncü sırada yüzde 15 ile Türkiye geliyormuş. Gördünüz mü ülkemizi ne hale getirmişler. Negatiflikte birinci pozitiflikte sonuncu sıradayız. Adamların istediği de bu değil mi kaos olsun kurtaralım...

 

Sosyal hayatımız her alanında görülen çürümenin nedenin oligarşik dayatmalar olduğunu ifade etseler de etmeseler de herkes biliyor. Bugün iktidar olsanız bile yargıçlar ve bürokratlar oligarşisi sizinle çalışmak istememişse siyasal gücünüz birkaç kişilik bir grubun elinde oyuncak olabiliyor. Yüzde yüz oy alsanız bile Türk aristokrasine sizi kendine tebaa yapmak istiyor. Şimdi bundan beslenen siyasetçiler hariç herkesin elbirliği yapıp bu sistemi değiştirmesi gerekiyor. Bu kadar büyük bir toplum ve aydın desteği varken bunlar yapılmazsa büyük vebal altında kalırlar.  Şimdi yatlarıyla katlarıyla sefa sürüp bu tür yok olmaya mahkûm dünyalık servetle övünenler kumdan kafanızı çıkarma vaktidir. Makam uğruna taleplerden vazgeçip makamlarınızı ehliyet ve liyakat sahiplerine bırakma vaktidir. Karanlığa küfrederek bir şey yapamazsınız.

 

Ya da ‘Türk Demokrasi’sini ‘yargıçlar ve bürokratlar oligarşisi’nin elinde dünyada komik duruma düşürmeye razı olmayı sürdüreceksiniz. Ama o dünyalıklarınızı kaybedince ağlamanın kimseye faydası olmayacağını bilmenizde yarar var!

 

17.03.2008

 

Kemal ÖZER
Tüketici Hakları Aktivisti
eposta@kemalozer.com