Bir ülkedeki ekmeğin kalitesi
o ülkenin medeniyet tasavvurunun nişanesidir.
Ülkemizde ekmek yalnızca,
sadece fiyatı ile gündeme getirilirken son birkaç yıldır
tüketici tarafından ekmeğin kalitesinin tartışılması
sağlanmıştır. Devlet Planlama Teşkilatı’nın ve Dünya Sağlık
Örgütü’nün verilerine göre Türkiye’de insanların, günlük
enerjinin ortalama yüzde 50’sini, ekmek ve tahıl ürünlerinden
sağlamaktadır.
Gelir dağılımının en alt yüzde 20’lik bölümüne inildikçe,
hububata dayalı ürün, şeker ve yağ ile çay-kahve tüketim
harcamaları artmakta, buna karşılık et, balık, meyve suyu ve
şekerli mamul tüketim harcamaları azalmaktadır.
DPT’nin ‘gıda güvencesi, gıda güvenliği ve beslenme’
konularında Türkiye’de mevcut durumun ayrıntılı olarak
incelendiği
Ulusal Gıda ve Beslenme Stratejisi Çalışma Grubu raporunda
ulusal gıda ve beslenme politikalarının uygulanması ve yeni
politikaların oluşturulmasına yönelik öneriler de yer alıyor.
DPT’nin raporunda, Türkiye’de insanlar günlük enerjinin ortalama
yüzde 50’sini ekmek ve tahıl ürünlerinden sağladığı
belirtiliyor.
Dünya Sağlık Örgütü (WHO)
verilerine göre, Türk halkı, günlük enerjisinin ortalama yüzde
44'ünü sadece ekmekten alıyor. WHO Gıda ve Beslenme Bülteni'nde,
Hacettepe Üniversitesi Beslenme ve Diyetetik Bölümü Toplum
Beslenmesi Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Gülden Pekcan'ın
hazırladığı, ''Türkiye'de beslenme sorunları ve boyutları''
raporuna göre “Büyüme, gelişme, yaşamın sürdürülmesi, sağlığın
korunması ve geliştirilmesi için ''besin'' tüketilmesi
gerekiyor. Raporda Türk halkının beslenme durumuna bakıldığında,
Türkiye'de temel besin, ekmek ve diğer tahıl ürünleri günlük
enerjinin ortalama yüzde 44'ü sadece ekmekten, yüzde 58'i ise
ekmek ve diğer tahıl ürünlerinden sağladığı belirtiliyor.
Selçuk Üniversitesi Gıda
Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Selman Türker,
Türkiye’de, ortalama günde kişi başına 400 gram ekmek
tüketildiğini söylüyor. Bir tarım ülkesi olan Türkiye’de kişi
başına yıllık un tüketiminin de 150 Kğ. olduğunu belirten Sayın
Türker, bu rakamla ülkemizin dünya tüketiminde ikinci sırada yer
aldığını kaydediyor. Kaba bir hesapla kişi başına 400 gramdan 70
milyonluk Türkiye’de bir günde 28 bin ton ekmek tüketildiği
anlamına geliyor.
Enerji ihtiyacının yüzde
ellisini ekmekten sağlayan bir toplumda ekmek neden ihmal
ediliyor ya da gereken önem verilmez anlamakta hep
zorlanmışımdır. Ama bu ülkenin adının Türkiye olduğunu bilince
anlamaktan başka çarede kalmıyor. Gereken önem verilse toplum
açısından ne tür yararlar sağlanır ve kimler yararlı kimler
zararlı çıkar. Yine ekmekle ilgili birbaka araştırmadan söz
edelim. Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Ana
Bilim Dalı uzmanlarınca yapılan bilimsel araştırmada “Ülkemizde
ekmeğin hijyenik koşullarda üretimi konusunda birçok eksiklik
bulunmaktadır. Yapılan tüm denetimler ve uygulanan cezalar
durumun düzeltilmesi konusunda yetersiz kalmaktadır. 136
fırından 92’sinin (%67.6) ruhsatlı, 44’ünün (%32.4) ruhsatsız
olarak faaliyet gösterdiği tespit edilmiştir. Ruhsatı olan
fırınların %6.5’i (7 fırın) denetim sonuçlarına göre sorunsuz
olarak bulunmuştur. Faaliyeti durdurulması gereken fırın sayısı
ruhsatlı fırınların yarısını (%50,46) oluşturmaktaydı.
Fırınların çoğunun yönetmeliklere uygun olmayan şartlarda üretim
yaptıkları tespit edilmiştir” özetleniyor. Bu ürkütücü
sonuçlara rağmen Tarım Bakanlığı yetkilileri, fırıncılar ve un
üreticileri neden hep aksini iddia ederler bunu da Türkiye’ye
tepeden değil de aşağıdan bakınca daha iyi anlıyor insan.
Alman Der Spiegel Dergisi’nin
İnternet sayfasında yayımlanan habere göre, Münster Üniversitesi
Gıda ve Beslenme Enstitüsü uzmanları, ekmek kabuğundaki 'pronyllysin'
adlı aminoasidin kanser ve kalp dolaşım hastalıklarından
koruduğunu tespit etmiş. Bu madde özellikle buğday ve çavdar unu
karışımından yapılan ekmeklerin kabuğunda bulunuyor ancak
ülkemizde tahılların kabukları soyulup atılınca Allah c.c. bu
güzel nimetinde de yoksun bırakılıyoruz.
Geçtiğimiz yıllarda unların
beyazlatılması için Benzoil Beroksit gibi kimyasalların
kullanıldığı ifade etmiştik. Tarım Bakanlığı ise bizi yalanlayan
bir açıklama yapınca bizde Tarım Bakanlığı Laboratuarında
yapılan analiz sonuçlarını yayınladık. Bunun üzerine Sağlık
Bakanlığı ve Tarım Bakanlıkları 81 il Valiliğine gönderdikleri
genelgelerle yayınlayarak Benzoil Beroksit vb kimyasalların una
katılmasını yasaklamışlardı.
Türk Gıda Kodeksi Ekmek ve
Ekmek Çeşitleri Tebliği ekmek gramajının alt sınırı 200 gr
olarak belirlemişti. Daha sonra bir değişiklikle 150 grama
düşürüldü. Geçtiğimiz yıl ise gramı serbest bırakan bir taslak
Koruma Kontrol Genel Müdürlüğü’nün sitesine konuldu. Taslak, o
denli özensiz hazırlanmıştı ki önemli tepkiler aldı. Örneğin
katkıların serbest bırakılması ve karışımlarda yüzde 10 ile
yüzde 50 arası gibi çok oransız nispetler adeta tüketicinin
tümüyle üreticinin insafına terki anlamına gelmekteydi. Yükselen
çığlıklardan en önemlisi ekmeğe katılan katkılardan biri olan
e472 katkılarıydı ki ülkemizi karıştırmaya yetti.
Müslüman bir ülkede bu
maddelerin hayvansal olma ihtimali ve bu hayvanın domuz olma
ihtimali önemli bir sorundu. Ama bugüne kadar hiç kimse bununla
ilgilenmedi. Birçok gıda maddesinde Jelatin (e441) ve Mono ve
Digliserid Diasetil Tartarik Asit Esterleri (E472a-f)’nin
bulunduğu birçok gıda ülkemizde halen üretilmeye devam ediyor.
Tarım Bakanlığı her zaman olduğu üzere gereğini yapmak yerine
yok her şey tertemiz demeyi tercih etti.
Ancak bu kez yükselen çığlık
ve baskı o kadar çoktu ki 7-8 aydır bir türlü hayata
geçirilemeyen Ekmek ve Ekmek Çeşitleri Tebliği değişiklik hemen
yapıldı. Ekmek tarifi “Ekmeklik buğday ununa
içilebilir nitelikte su, tuz, maya (Saccharomyces cerevisiae),
gerektiğinde ‘Türk Gıda Kodeksi Yönetmeliği’nde izin
verilen katkı maddeleri ile Tarım ve Köyişleri Bakanlığı’ndan
üretim izni almış şeker, enzim ve benzeri maddeleri içeren ekmek
katkı karışımları katılarak hazırlanan hamurun tekniğine uygun
bir şekilde yoğrulup, çeşitli şekillerde hazırlanıp
fermantasyona bırakılması ve pişirilmesi ile yapılan üründür”
iken değiştirildi ve “Buğday ununa; su, tuz ve maya (Saccharomyces
cerevisiae) ilave edilip tekniğine uygun olarak; yoğrulması,
şekillendirilmesi, fermentasyona bırakılması ve pişirilmesi ile
yapılan ürünü”dür, şeklinde değiştirildi.
Bu değişiklikle ekmeğe
katılan katkı maddeleri tariften çıkarıldı ve katkı istisna
oldu. Tümüyle serbest bırakılmak istenen ekmeğin gramının alt
sınırı 300 grama çıkarıldı. Tebliğe ilke kez ‘Vakfıkebir/Trabzon
Ekmeği’ tanımı eklendi. 5 Haziran 2008’e kadar tüm
üreticiler tebliğe uygun üretim yapması gerekiyor. Gerekiyor ama
üretim tesisleri farklı gerekçeler öne sürülerek denetlenemeyen
bir ülkede tebliğ muhteşem olsa ne hiç tebliğiniz olmasa ne.
Tebliğin değiştirilmiş olması
oldukça isabetli olmakla beraber stresli bir ortamda çıkarıldığı
anlaşılıyor. Öte yandan günlük enerji ihtiyacının yüzde ellisini
ekmekten sağlayan bir ülkenin ilgili makamlarının ekmeğe
gösterdiği ilgisizlik insanın kanını donduruyor. Üreticisinden
oda başkanlarına, yerel yöneticilerinden üst düzey
bürokratlarına, siyasetçisinden bakanına kadar kimsenin görmek
istemediği sorun ülkenin en önemli sorunudur. Ülkemin ekmeğine
bakıyorum medeniyet tasavvurumuzun olmadığı görememek nasıl bir
acı ise, o acıyı tüm hücrelerimde hissediyorum…
"Ekmeklerin
bozulması, ‘adalet düzeni’nin, ‘sevgi düzeni’nin, ‘insanlık
onuru ve değeri düzeni’nin kurulamamasından ileri gelir”
Hüseyin Hatemi
KEMAL ÖZER
Tüketici Hakları Aktivisti
eposta@kemalozer.com