İ K T İ B A S L A R

 

Terimler

 

      HAK (Hakk):

     Hak, kelime olarak Allah, doğru ve gerçek şey, adalet, hakikat, bir kimseye ait olan, bir iş veya zahmet karşılığı elde edilen şey, birinin emeği karşılığı elde edilen maddi veya manevi kaynak. “Sözlükte inkarı ve reddi caiz ve mümkün olmayan gerçek anlamına gelir. Bir şey doğru ve gerekli olduğu zaman ‘hakka’ş-sey’u’ denir.

     Genel anlamıyla bir şahsın varlığına dahil olan her türlü maddi, manevi ve mali imkânları ve menfaatleri için kullanılır.”[1]

     Adaletin, kanunun, geleneğin gerektirdiği şey. Hakk, Allah’ın isimlerinden biri. Hakkın zıttı ise Batıldır. Hak olan her şey Allah’tan’dır, O’na nisbet edilir.

     Hak kelimesi Kur’an-ı Kerim’de 284 defa tekrarlanmaktadır. “Deki: Hak geldi, bâtıl yok oldu” (el-İsrâ,17/81) Buradaki batıl zulmün aksi olan "adâlet" anlamındadır. "Allah hak ve adâletle hükmeder" (el-Mü'min, 40/20) "Mallarında, hâlini arz eden ve edemeyen yoksular için belli bir hak (pay) vardır" (el-Meâric, 70/24)” [2]

     Hak kavramı terimde ise kişilere hukuk tarafından tanınmış olan yetkilerdir.

 

      HUKUK:

     Haklar, kanunlar. “Topluluğun yaşama tarzını tanzim eden ve devlet müeyyidesiyle desteklenen kaideler bütünü. Toplum hayatını tanzim eden kaideler ilmi”[3]

     “Hukuk adalet kavramının izahıdır. Hukuk’un ne olduğunu izah için, insanın ne olduğunu bilmek gerekir.”[4] Çiçeron hukuku ‘namusluluk ve hakkaniyet ilmidir’ diye tanımlarken, Justinyanus ise ‘ilahi ve beşeri şeyleri bilmektir.’ Thomas Fuller; “Ne kadar yüksek olursan ol, yasalar senden daha yüksektir.” Jefferson; “Yasaların uygulanması onların yapılmasından daha zordur.

 

      HUKUK DEVLETİ:

     Devleti yönetenlerin kamu işlerini daha önceden belirlenmiş hukuki prosedürler tamamlanarak yasalaştırılmış hukuk kurallarına bağlı kalarak yürütmek üzere izledikleri yönetim sisteminin adıdır.  Resmi büyütmek için tıklayın

 

      ULUSAL HUKUK:

     Bir devletin kendi iç hukuk mekanizmaları işletilerek yaslaştırılan, anayasa, kanunlar, yönetmelik, tüzük gibi mevzuattır. Ulusal hukuk ülkenin taraf olduğu uluslararası hukuka aykırı olmamalıdır. Olması durumunda, ulusal hukuk değil uluslararası hukuk geçerlidir.

 

      ULUSLARARASI HUKUK:

     Birleşmiş Milletler ve Avrupa Birliği gibi dünya devletlerinin yada bir grup devletin bir araya gelip oluşturduğu uluslararası örgütlerin belirlediği ve kabul eden tarafları bağlayan hukuki sözleşme, anlaşma, deklarasyon, bildirge gibi hukuk metinleridir. Bu hukuk metinlerinin iç (ulusal) hukuk açısından bağlayıcı olabilmesi için ulusal meclis tarafında ya da bakanlar kurulunca onaylanarak yürürlüğünün ilan edilmesi gerekmektedir. Ulusal mevzuattaki uluslar arası hukuk kurallarına aykırı hükümler olması durumunda değiştirilmesi gerekmektedir. Değiştirilmemesi durumunda yargıç ulusal hukuk yerine uluslararası hukuka göre yargılama yapması germektedir.

     Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS) ve Türkiye tarafından onaylanan ek potokollerinin acaba iç hukuktaki yeri nedir?  Bunlar Anayasa  hükmü niteliğinde midir, yoksa sıradan kanun hükümleri midir? Bilindiği üzere Anayasanın 90. maddesine göre "Usulüne göre yürürlüğe konulmuş milletlerarası andlaşmalar kanun hükmündedir. Bunlar hakkında Anayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesine başvurulamaz. Usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası andlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası andlaşma hükümleri esas alınır

     “Görüldüğü gibi Anayasa, usulünce yürürlüğe konulmuş antlaşmaların kanun hükmünde olduklarını kabul etmiştir. Acaba kanun hükmünde olmak ne anlama gelmektedir? Bir normun kanun hükmünde olması, öncelikle, onun normlar hiyerarşisinde kanunlarla aynı sırada olması demektir. 

     Kelsen'in normlar hiyerarşisi sistemine göre, her norm geçerliliğini, kendinden önceki normdan ve sonuç olarak en tepedeki norm olan temel normdan alır. Milletlerarası antlaşmalar da geçerliliklerini, Anayasadan almaktadır. Peki, geçerliliğini Anayasadan alan ve bu nedenle normlar hiyerarşisinde kanunlarla aynı sırada bulunan bir milletlerarası antlaşma, gerkçekten sıradan bir kanunla aynı seviyede midir? Örneğin AİHS'nin her ferde yaşama hakkı tanıyan maddesi ile yine örneğin Bankalar Kanunu'nun banka denetçilerini düzenleyen maddesine aynı değeri vermek mümkün müdür? Bu soruya, hukuk tekniği açısından ve salt iç hukuk çerçevesinde kalmak kaydıyla, olumlu cevap vermekten başka çare yoktur.

     Bir milletlerarası antlaşma hakkında Anayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesi'ne (AYM) başvurulamıyor olması, onu, kanunların üzerinde bir mevkiye yükseltmez. Bir hukuk normunun diğerinin üzerinde olabilmesi için, alttaki normun, geçerliliğini, üstekinden alması zorunludur. Oysa yukarıda değindiğimiz üzere, usulüne göre onaylanmış milletlerarası artlaşmalar, bir iç hukuk kuralı olarak geçerliliklerini Anayasadan almaktadır. Gerçekten kanun koyucu, Anayasa'ya aykırı olmamak şartıyla,herhangi bir milletlerarası antlaşmanın istediği hükmünü, antlaşmayı ihlâl etmek pahasına, tek taraflı olarak kaldırabilir veya değiştirebilir.

     AYM bir kanunun Anayasaya uygunluğunu denetlerken, AİHS'ni temel ölçü norm olarak alabilecek midir? Buna, yine normativist-pozitivist pencereden bakıp olumlu cevap vermek mümkün görünmemektedir. Çünkü, Anayasa Mahkemesinin görevi, Anayasaya uygunluk denetimi yapmaktır. Monist görüşe göre milletleraarası hukuk, iç hukukun üzerindedir, ama, AYM milletlerarası hukuk tarafından kurulmamış ve görevlendirilmemiştir. AYM'ni ilk elden kuran ve görevlendiren anayasadır. AYM'nin ulaşabildiği temel ölçü normlar, bizzat Anayasa tarafından, Anayasa ile sınırlanmıştır. Devletin milletlerarası hukukun temel ilkesi olan ahde vefaya aykırı davranması, Anayasa'ya aykırılık değil, onun üzerinde olan bir hukuk kuralına aykırılıktır. AYM, normlar piramidinin Anayasadan yukarıdaki basamaklarına çıkamaz. Anayasaya değil de ondan üst basamaklara aykırı iç hukuk normlarının yaratılmasının müeyyideleri, milletlerarası hukuk tarafından düzenlenir ve devletler ile milletlerarası kuruluşlarca yerine getirilir”[5]

 

      ANAYASA:

      Bir devletin rejimini tespit eden, esas, ‘ana’ kanun. Ana kanun. Tüm diğer mevzuatın ana ruhunu belirleyen ve çıkarılacak diğer tüm kanun, yönetmelik, tebliğ, tüzük vb mevzuat metinleri anayasaya aykırı olamaz. Anayasa TBMM tarafından TBMM üyelerinin “Değiştirme teklifinin kabulü Meclisin üye tamsayısının beşte üç çoğunluğunun gizli oyuyla mümkündür.”[6]

 

      MEVZUAT:

    Bir şeyin esasına oluşturan hususlar. Yürürlükte olan kanun, yönetmelik, tüzük, sözleşme ve tebliğlerin tamamı. Tüketici mevzuatı denilince tüketiciyi ilgilendiren tüm yasal düzenlemelerdir.

 

      KANUN:

     “Tabiat olaylarının bağlı bulunduğu değişmez kaide. Tabiat kanunu. Bir işte uygulanması gereken usul ve nizam. Topluluk hayatının devamı için gerekli olan, zorlayıcılığı bulunan kaideler.”[7] Yasalar eşyanın tabiatına uygun ilişkiler. Türkiye’de kanunlar halk tarafından seçilen Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin çoğunluğunun oyuyla çıkarılır. TBMM tarafından çıkarılan kanunlar Cumhurbaşkanı’nın onayından sonra T.C. Resmi Gazete’sinde yayınlanarak yürürlüğe girer. Cumhurbaşkanı, Ana Muhalefet Partisi ya da yerel bir Yargıç T.C. Anayasası’nın 11. maddesinin “Kanunlar Anayasaya aykırı olamaz” hükmüne aykırılık iddiasıyla Anayasa Mahkemesi’ne bir kanun için iptali için açacağı dava açabilirler. Anaysa Mahkemesi iptali talep edilen kanunu Anayasa’ya aykırı bulması durumunda iptal eder. Kanunlar yine TBMM tarafından başka bir çıkarılarak iptal edilip yürürlükte kaldırılabilir ya da değiştirilebilir.

     T.C. Anayasası’nın 123. maddesi “İdare, kuruluş ve görevleriyle bir bütündür ve kanunla düzenlenir. İdarenin kuruluş ve görevleri, merkezden yönetim ve yerinden yönetim esaslarına dayanır. Kamu tüzelkişiliği, ancak kanunla veya kanunun açıkça verdiği yetkiye dayanılarak kurulur” Resmi Gazete’de ilan edildiği ya da kanunda belirtilen yürürlük tarihinden itibaren herkes için bağlayıcıdır. Ancak ceza kanunlarında sanık leyhine yeni düzenlemeler var ise kanun yürürlük tarihi gelmemiş bile olsa Resmi Gazete’de yayınlanması ile birlikte sanık leyhine işletimi başlar. Kanunların iptali için bireyler Anayasa Mahkemesi’ne başvuramazlar. Ancak “Anayasa Mahkemesinde doğrudan doğruya iptal davası açma hakkı, iptali istenen kanun, kanun hükmünde kararname veya İçtüzüğün Resmî Gazetede yayımlanmasından başlayarak altmış gün sonra düşer”[8] hükmüne aykırı olmamak üzere “Kanunların, kanun hükmündeki kararnamelerin, Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün veya bunların belirli madde ve hükümlerinin şekil ve esas bakımından Anayasaya aykırılığı iddiasıyla Anayasa Mahkemesinde doğrudan doğruya iptal davası açabilme hakkı, Cumhurbaşkanına, iktidar ve ana muhalefet partisi Meclis grupları ile Türkiye Büyük Millet Meclisi üye tamsayısının en az beşte biri tutarındaki üyelere aittir. İktidarda birden fazla siyasî partinin bulunması halinde, iktidar partilerinin dava açma hakkını en fazla üyeye sahip olan parti kullanır”[9]

     “Yasalar milletlere karşı verilmiş söz demektir. Çıkardığı yasayı yeterince uygulamayan, kişiye göre uygulayan, verdiği sözü tutmayan devlet ve bu suretle nesillere en kötü bir ahlaksızlık örneği olan zalim bir kuvvettir”[10] Uluslararası bir sözleşme kanunlaştıktan sonra mevcut mevzuatla çelişen hükümler “Usulüne göre yürürlüğe konulmuş bir uluslararası antlaşmayı kanun değerinde saymanın doğal sonucu şudur: Antlaşmanın kapsadığı konulara ilişkin olaylarda, eski kanunlarda antlaşmayla  çelişen hükümler varsa; antlaşma o hükümlerin yerine geçmiş olacaktır. Ancak bunun gerekçesi, antlaşmanın daha "üstün" olması değil, daha yeni tarihli ve kanun gücünde olmasıdır”[11]

 

      KANUN HÜKMÜNDE KARARNAME:

      Bir normun kanun hükmünde olması, öncelikle, onun normlar hiyerarşisinde kanunlarla aynı sırada olması demektir. 1995’e kadar Bakanlar Kurulu sık sık bir çok konuda Kanun Hükmünde Kararname yayınlayarak Meclisi paybas etmekte idi. Bu duruma 2001 ve 2004 yılları anayasanın 87. maddesinde yapılan değişiklikle son verildi. “Türkiye Büyük Millet Meclisinin görev ve yetkileri, kanun koymak, değiştirmek ve kaldırmak; … Bakanlar Kuruluna belli konularda kanun hükmünde kararname çıkarma yetkisi vermek; …Türkiye Büyük Millet Meclisi üye tamsayısının beşte üç çoğunluğunun kararı”[12] Darbe yönetimlerine kolaylık olarak düşünülen kanun hükmünde kararname çıkarma yetkisinin kısıtlanması hem TBMM’nin yani yasamaya gölge düşürmekte hem de çoğu kez doğru kullanılmamakta idi. Bu hüküm anayasadan çıkarılmasa bile TBMM’nin sınırlı yetki devri ile sınırlandırılmıştır.

 

      TÜZÜK:

      “Herhangi bir kurumun veya kuruluşun tutacağı yolu ve uygulayacağı hükümleri sırasıyla gösteren maddelerin hepsi, nizamname, statü”[13] Yasaların uygulanmasını göstermek ya da yasanın emrettiği işleri belirtmek üzere Danıştay'ın incelemesinden geçirilerek Bakanlar Kurulu'nca çıkarılan hukuk kurallarıdır. Tüzükler cumhurbaşkanı tarafından imzalanarak Resmi Gazete'de yayımlanır. Yasaya aykırı hüküm içeremezler, böyle bir hüküm bulunduğunda Danıştay'a iptal davası açılabilir. Tüzük dernek, kooperatif gibi kurumların nizamnamesidir. Dernek ya da kooperatif faaliyetleri öncelikle tüzüğe göre yürütülür. Şirketlerde ise tüzük yerine şirket ana sözleşmesi vardır.

 

      YÖNETMELİK:

     Talimatnameler bütünü. Kanunlara veya tüzüklere dayanılarak hazırlanan bir kanun ve bir kurum/kuruluşun iç çalışma, işleyiş ve faaliyetlerini ile bir konun işleyişini düzenleyen mevzuat. İşlemlerin nasıl yürütüleceğini belirlemek amacıyla ilgili bakanlıkça çıkartılan düzenlemedir. Konusuna göre bazı durumlarda Bakanlar Kurulu kararı aranabilir. T.C. Anayasası’nın 124. maddesi “Başbakanlık, bakanlıklar ve kamu tüzelkişileri, kendi görev alanlarını ilgilendiren kanunların ve tüzüklerin uygulanmasını sağlamak üzere ve bunlara aykırı olmamak şartıyla, yönetmelikler çıkarabilirler. Hangi yönetmeliklerin Resmî Gazetede yayımlanacağı kanunda belirtilir” Anayasanın bu hükmüne göre Resmi Gazete’de yayınlanma hükmü kanunda belirtilmeyen yönetmelikler Resmi Gazete’de yayınlanmadan yürürlüğe sokulabilir değildir. Örneğin bir belediyenin otogar yönetmeliği kanun gereği Resmi Gazete’de yayınlanması gerekmiyor ise yerel bir gazete resmi ilan olarak yayınlanması zorunludur.

     Yönetmeliklerin bağlayıcılığı yönetmelikte yer alan kapsam maddesi ile sınırlıdır. Resmi Gazete ile ilan edilmeyen yönetmeliklerle ilgili iptal davaları taraf olan kimsenin muttali olduğu zamandan itibaren hukuki süreç başlar. Yönetmelik yada tüzük gibi düzenleyicilerin iptali için yetki, şekil sebep konu ve amaç yönlerinden menfaatleri ihlal edilenler kişiler söz konusu idari işlem yada yönetmeliğin iptali için Danıştay Sayın Başkanlığı’nın İlgili Dairesine iletilmek üzere … İdare Mahkemesi Nöbetçi Hakimliği’ne şeklinde başlayan dava dilekçesi ile yönetmeliğin iptalini talep edebilirler.

     Örnek; İl ve İlçe İnsan Hakları Kurullarının Kuruluş, Görev ve Çalışma Esasları Hakkında Yönetmelik, GSM Telefon Aboneliğine İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelik, Tüketiciler Birliği Tüketiciye Saygı Ödülü İç Yönetmeliği, İnsani Tüketim Amaçlı Sular Hakkında Yönetmelik.

 

      YÖNERGE:

      “Herhangi bir konuda tutulacak yol için üst makamlardan alt makamlara belli bir esasa dayanarak verilen buyruk, talimat, direktif. Bu buyrukların yazılı olduğu belge. Yönetmeliklerde değinilmeyen konulara açıklık getirmek için düzenlenen resmî belge”[14] Çok belirgin bir konuda yetkili amirin, uygulamanın nasıl yapılacağını göstermek için yaptığı düzenlemedir.

 

      TEBLİĞ:

     Bildiri. Resmi bir yazıyı, kararı ilgilisine, halka ya da ilgililere duyurma. Bir hukuk metnin uygulanmasına dair açıklayıcı esaslar. Yürürlükteki bir kanun ve yönetmeliğin uygulanması hakkında kamu yöneticilerini yönlendirici bildirge.

 

      GENELGE:

     Tamim kelimesi yerine uydurulmuş bir kelimedir. “İdarenin hizmetleri ile ilgili emir ve görüşlerini alt makamlara bildiren yazısı”[15] Bir konu üzerinde bütün ilgililere gönderilen yazı. Örnek; Başbakan recep Tayip Erdoğan İmzalı T.C. Başbakanlık Dilekçe ve Bilgi Edinme Hakkının Kullanılması 2004/12 nolu Genelgesi. Sağlık Bakanı Recep Akdağ imzalı Sağlık Bakanlığı Tedavi Hizmetleri Genel Müdürlüğü Hastane Otoparkları Genelgesi.

 

      KARAR:

      Bir iş, sorun, konu, görüşme, toplantı veya yargının yargılama sonrasında verdiği hüküm. Kesinleşmiş kanaat. Örnek; Konya Tüketici Mahkemesi’nin 2005/405 Esas ve 2006/1211 Karar sayılı kararı. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi 1234 sayılı kararı ile İsrail’in Nükleer Tesisleri için ambargoya gerek görmezken İran için ekonomik ambargo kararı aldı. İdarenin kararının iptali için İdare Mahkemesi’ne dava açılması gerekir. Ayasanın 125. maddesine göre “İdarî işlemin uygulanması halinde telafisi güç  veya imkânsız zararların doğması ve idarî işlemin açıkça hukuka aykırı olması şartlarının birlikte gerçekleşmesi durumunda gerekçe gösterilerek yürütmenin durdurulmasına karar verilebilir”ler.

 

      DİLEKÇE:

     Arzuhal, istida kelimeleri yerine uydurulan kelime. Herhangi bir konudaki bir isteği, dileği, şikâyeti, talebi ya da ihtarı bir makama bildirmek için sunulan yazı. Birçok büyük şehirde artık görmek imkânsızlaşsa da özellikle adliye, Ptt, defterdarlık gibi kurumların çevrelerinde dilekçeleri yazan arzuhalciler vardı. Bu arzuhalciler okuma yazması olmayan ve imza atamayan kimseler için sarı dökümden mühürleri de kazırlardı. Dilekçe ikinci bölümümüzde ayrıntılı olarak irdelenmektedir.

 

      İHTAR:

     Uyarma, hatırlatma, bilgi verme. Unutulan, yapılması gereken veya aksi yapılan ve hukuken hatalı olan bir durumun doğurduğu ya da doğuracağı sonucu yazı ve sözle uyarma. Hukukta sözlü uyarı delil sayılmayacağından ihtarların yazılı ve belgelenebilir olması gerekmektedir. Mesela; Tüketici tarafından satın alınan bir malın ayıplı çıkması durumunda Ptt, kurye ya da kargo aracılığıyla satıcıya gönderilen bilgilendirme ve talep mektubu bir ihtarnamedir. Alıcının bu mektubu aldığını inkar etmemesi için mektubun imza karlığı teslime edilmesi gerekmektedir. Bu nedenle imza karşılığı tebliğ edilen iadeli taahhüt mektup ya da kargo gönderisi tercih edilmeli ve ihtar mektubunun bir sureti ile gönderi kuruluşça sağlanan tebliğ ve teslim belgesi saklanmalıdır.

 

      İMZA:

     Bir belgedeki ifadeleri, o belgeyi tanzim eden kişiye ait olduğunu belgelemek amacıyla, o kişinin ismini belirten ve her zaman kullandığı ismini yazma biçimi ya da işaret. Bir belge, evrak ya da dilekçenin altına ismini yazma. Bir makale ya da eserin yazarı. Bu tür imzaya hukuk dilinde ‘ıslak imza’ denilmektedir.

 

      E-İMZA:

     Bir belgedeki Bilişim ve İnternet teknolojileri ile birlikte gelişen sonrasında insanlar ve hukuk yeni bir imza ile tanıştı. Yeni imzaya elektronik imza ya da ‘e-imza’ denilmektedir. Türkiye birçok dünya ülkesinden önce 15 Ocak 2004 tarihli 5070 sayılı Elektronik İmza Kanunu’nu çıkararak e-imzayı yasal(l)aştırmıştır. Adalet Bakanlığı’nca ABD’den tercüme edilen e-imza yasa tasarısına bizimde eleştiri ve metin önerileri ile önemli katkılarımız olmuştur. E-İmza’nın uygulamasına dair Elektronik İmza Kanununun Uygulanmasına İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelik 6 Ocak 2005 tarihinde yayımlanmıştır.

 

5070 sayılı Elektronik İmza Kanunu’nun 3. maddesinin (b) bendine göre ‘Elektronik İmza’ şu şekilde tarif edilmektedir; “Başka bir elektronik veriye eklenen veya elektronik veriyle mantıksal bağlantısı bulunan ve kimlik doğrulama amacıyla kullanılan elektronik veri”dir.

 

     BİYOMETRİK İMZA:

     Yaşamış, yaşamakta olan ve doğacak insanların hiç birinin parmak izlerinin mükerreri olmadığını Allah c.c. Kur’an-ı Kerimde “Evet, Biz onu, parmak uçlarına varıncaya kadar bütün incelikleriyle yeniden yapmaya kadiriz[16] şeklinde ifade etmektedir. Farklılıklar Ayet-i Kerime’de ifade edilen parmak izinden ibaret değildir. Mesela insanların yüzleri, burunları, kulakları gibi birçok fiziki yapısı birbirinden tamamen farklıdırlar.

     Parmak izi tarayıcılarının yaygınlaşmasından önce kriminolojik çalışmalarda bu fark suç tespiti amacıyla kullanılagelmiştir. Polis vak’alarında mürekkep gibi kimyasalların yardımıyla birer sureti alınarak saklanan ancak yeni TCK ile sanığın suçu yargı kararı ile kesinleşmeden saklanmasının ortadan kaldırılan parmak izi çalışması günümüzde özellikle güvenlik gerektiren alanlarda yoğun bir şekilde kullanılmaya başlanmıştır. Mesela Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde milletvekilleri açık oylamalarında parmak izi ile kullanmaktadır.

     Hızla gelişen parmak izi okuyucuları sayesinde canlılığını sürdüren kişinin yani damarları kesilmemiş ve ter bezleri hala aktif olan bir kimsenin bir kez kaydedilerek elektronik veriye dönüştürülen parmak izi verisi ile daha sonra tekrar gelen parmak izinin kodlarının benzerliği hızla kontrol edilerek doğru kişi olduğu yüzde yüz bir güvenlikle tespit edilmektedir. Bu tür imzaya ise ‘biyometrik imza’ denilmektedir. Mesela; işletmelerdeki parmak izi ile personel devam kontrol, bankamatik gibi cihazlardaki parmak izi giriş sistemleri.

 

      GERÇEK KİŞİ:

     Birey, kişi, hakiki şahıs. Gerçek kişinin imzasını gösteren noter belgesine imza beyannamesi denir. İmza beyannamesi ömür boyu geçerlidir.

 

      TÜZEL KİŞİ:

     Hukuk bakımından tek bir kişi sayılan birçok kişinin veya malın topluluğundan doğan, tek bir kişi sayılan varlık. Şirket, dernek, vakıf, sendika, belediye, oda, kurum, kuruluş gibi kurumlara tüzel kişilik denilmektedir. Tüzel kişilikleri, tüzel kişiliğin genel kurulunda genel kurul üyelerinde yada ortaklar tarafından yönetime seçilen ve yönetim kurulu üyelerinin tümü yada bir kısmı yada yönetim kurulunda temsile yetkilendirilen kişiler temsil edilirler. Bir tüzel kişiliği temsile yetkili gerçek kişi münferit (tek başına) ve müşterek (başka kimselerle birlikte) temsile yetkili kılınabilirler. Kurum temsil eden kişiye başkan, genel müdür gibi unvanlar verilmektedir. Tüzel kişinin imza yetkisini gösteren noter belgesine imza sirküleri denir. İmza sirküleri belirtilen tarihler arasında geçerlidir.

 

[1] Nezih Hammâd, “İktisadi Fıkıh Terimleri”, Sayfa 108, İz Yayınları, 1996, “Hakk
[2] Bkz.: Şamil İslam Ansiklopedisi, “Hak-Haklar XE "Örf" " maddesi.
[3] D Mehmet Doğan, “Büyük Türkçe Sözlük”, (3. baskı 1986, Birlik Yayınları), “Hukuk
[4] Şakir Atalay, “Hukuk ve Sosyal Bilimler Sözlüğü”, (1. baskı 1983, Bilge Yayınevi), “Hukuk
[5] Doç. Dr. Metin Feyzioğlu, Tanıklık ve Dürüst Muhakeme sayfa 5-9, 1998 
[6] T.C. Anayasası 175. maddesi.
[7] D Mehmet Doğan, “Büyük Türkçe Sözlük”, (3. baskı 1986, Birlik Yayınları), “Kanun
[8] T.C. Anayasası 151. maddesi.
[9] T.C. Anayasası 150. maddesi.
[10] Prof. Dr. Rona AYBAY, ''Uluslararası Antlaşmalar Anayasa Üstü mü?'' başlıklı makalesi 6.5.1998 Cumhuriyet Gazetesi.
[11] Şakir Atalay, “Hukuk ve Sosyal Bilimler Sözlüğü”, (1. baskı 1983, Bilge Yayınevi), “Kanun
[12] T.C. Anayasası 83. maddesi.
13] Türk Dil Kurumu Sözlüğü, tüzük maddesi.
[14] Türk Dil Kurumu Sözlüğü, yönerge maddesi.
[15] D Mehmet Doğan, “Büyük Türkçe Sözlük”, (3. baskı 1986, Birlik Yayınları), “Tamim
[16] Kur’an-ı Kerim, “Kıyamet Suresi 4. Ayet-i Kerime


 

Kemal ÖZER
'Dayatmalara Karşı' adlı eserinden