Terimler
HAK (Hakk):
Hak,
kelime olarak Allah, doğru ve gerçek şey, adalet,
hakikat, bir kimseye ait olan, bir iş veya zahmet
karşılığı elde edilen şey, birinin emeği karşılığı elde
edilen maddi veya manevi kaynak. “Sözlükte inkarı ve
reddi caiz ve mümkün olmayan gerçek anlamına gelir. Bir
şey doğru ve gerekli olduğu zaman ‘hakka’ş-sey’u’ denir.
Genel anlamıyla bir şahsın
varlığına dahil olan her türlü maddi, manevi ve mali
imkânları ve menfaatleri için kullanılır.”
Adaletin, kanunun, geleneğin gerektirdiği şey.
Hakk, Allah’ın isimlerinden biri. Hakkın
zıttı ise Batıldır. Hak olan her şey
Allah’tan’dır, O’na nisbet edilir.
Hak kelimesi Kur’an-ı
Kerim’de 284 defa tekrarlanmaktadır. “Deki: Hak geldi,
bâtıl yok oldu” (el-İsrâ,17/81) Buradaki batıl zulmün
aksi olan "adâlet" anlamındadır. "Allah hak ve adâletle
hükmeder" (el-Mü'min, 40/20) "Mallarında, hâlini arz
eden ve edemeyen yoksular için belli bir hak (pay)
vardır" (el-Meâric, 70/24)”
Hak kavramı terimde ise kişilere hukuk tarafından
tanınmış olan yetkilerdir.
HUKUK:
Haklar, kanunlar. “Topluluğun yaşama tarzını tanzim
eden ve devlet müeyyidesiyle desteklenen kaideler
bütünü. Toplum hayatını tanzim eden kaideler ilmi”
“Hukuk adalet kavramının
izahıdır. Hukuk’un ne olduğunu izah için, insanın ne
olduğunu bilmek gerekir.”
Çiçeron hukuku ‘namusluluk ve hakkaniyet ilmidir’
diye tanımlarken, Justinyanus ise ‘ilahi ve beşeri
şeyleri bilmektir.’ Thomas Fuller; “Ne kadar
yüksek olursan ol, yasalar senden daha yüksektir.”
Jefferson; “Yasaların uygulanması onların
yapılmasından daha zordur.”
HUKUK DEVLETİ:
Devleti yönetenlerin kamu işlerini daha önceden
belirlenmiş hukuki prosedürler tamamlanarak
yasalaştırılmış hukuk kurallarına bağlı kalarak yürütmek
üzere izledikleri yönetim sisteminin adıdır.

ULUSAL HUKUK:
Bir devletin kendi iç hukuk mekanizmaları
işletilerek yaslaştırılan, anayasa, kanunlar,
yönetmelik, tüzük gibi mevzuattır. Ulusal hukuk ülkenin
taraf olduğu uluslararası hukuka aykırı olmamalıdır.
Olması durumunda, ulusal hukuk değil uluslararası hukuk
geçerlidir.
ULUSLARARASI HUKUK:
Birleşmiş Milletler ve Avrupa Birliği gibi dünya
devletlerinin yada bir grup devletin bir araya gelip
oluşturduğu uluslararası örgütlerin belirlediği ve kabul
eden tarafları bağlayan hukuki sözleşme, anlaşma,
deklarasyon, bildirge gibi hukuk metinleridir. Bu hukuk
metinlerinin iç (ulusal) hukuk açısından bağlayıcı
olabilmesi için ulusal meclis tarafında ya da bakanlar
kurulunca onaylanarak yürürlüğünün ilan edilmesi
gerekmektedir. Ulusal mevzuattaki uluslar arası hukuk
kurallarına aykırı hükümler olması durumunda
değiştirilmesi gerekmektedir. Değiştirilmemesi durumunda
yargıç ulusal hukuk yerine uluslararası hukuka göre
yargılama yapması germektedir.
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS) ve Türkiye
tarafından onaylanan ek potokollerinin acaba iç
hukuktaki yeri nedir? Bunlar Anayasa hükmü niteliğinde
midir, yoksa sıradan kanun hükümleri midir? Bilindiği
üzere Anayasanın 90. maddesine göre "Usulüne göre
yürürlüğe konulmuş milletlerarası andlaşmalar kanun
hükmündedir. Bunlar hakkında Anayasaya aykırılık iddiası
ile Anayasa Mahkemesine başvurulamaz. Usulüne göre
yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin
milletlerarası andlaşmalarla kanunların aynı konuda
farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek
uyuşmazlıklarda milletlerarası andlaşma hükümleri esas
alınır”
“Görüldüğü
gibi Anayasa, usulünce yürürlüğe konulmuş antlaşmaların
kanun hükmünde olduklarını kabul etmiştir. Acaba kanun
hükmünde olmak ne anlama gelmektedir? Bir normun kanun
hükmünde olması, öncelikle, onun normlar hiyerarşisinde
kanunlarla aynı sırada olması demektir.
Kelsen'in normlar hiyerarşisi sistemine göre, her
norm geçerliliğini, kendinden önceki normdan ve sonuç
olarak en tepedeki norm olan temel normdan alır.
Milletlerarası antlaşmalar da geçerliliklerini,
Anayasadan almaktadır. Peki, geçerliliğini Anayasadan
alan ve bu nedenle normlar hiyerarşisinde kanunlarla
aynı sırada bulunan bir milletlerarası antlaşma,
gerkçekten sıradan bir kanunla aynı seviyede midir?
Örneğin AİHS'nin her ferde yaşama hakkı tanıyan maddesi
ile yine örneğin Bankalar Kanunu'nun banka denetçilerini
düzenleyen maddesine aynı değeri vermek mümkün müdür? Bu
soruya, hukuk tekniği açısından ve salt iç hukuk
çerçevesinde kalmak kaydıyla, olumlu cevap vermekten
başka çare yoktur.
Bir milletlerarası antlaşma hakkında Anayasaya
aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesi'ne (AYM)
başvurulamıyor olması, onu, kanunların üzerinde bir
mevkiye yükseltmez. Bir hukuk normunun diğerinin
üzerinde olabilmesi için, alttaki normun, geçerliliğini,
üstekinden alması zorunludur. Oysa yukarıda değindiğimiz
üzere, usulüne göre onaylanmış milletlerarası
artlaşmalar, bir iç hukuk kuralı olarak geçerliliklerini
Anayasadan almaktadır. Gerçekten kanun koyucu,
Anayasa'ya aykırı olmamak şartıyla,herhangi bir
milletlerarası antlaşmanın istediği hükmünü, antlaşmayı
ihlâl etmek pahasına, tek taraflı olarak kaldırabilir
veya değiştirebilir.
AYM bir kanunun Anayasaya
uygunluğunu denetlerken, AİHS'ni temel ölçü norm olarak
alabilecek midir? Buna, yine normativist-pozitivist
pencereden bakıp olumlu cevap vermek mümkün
görünmemektedir. Çünkü, Anayasa Mahkemesinin görevi,
Anayasaya uygunluk denetimi yapmaktır. Monist görüşe
göre milletleraarası hukuk, iç hukukun üzerindedir, ama,
AYM milletlerarası hukuk tarafından kurulmamış ve
görevlendirilmemiştir. AYM'ni ilk elden kuran ve
görevlendiren anayasadır. AYM'nin ulaşabildiği temel
ölçü normlar, bizzat Anayasa tarafından, Anayasa ile
sınırlanmıştır. Devletin milletlerarası hukukun temel
ilkesi olan ahde vefaya aykırı davranması, Anayasa'ya
aykırılık değil, onun üzerinde olan bir hukuk kuralına
aykırılıktır. AYM, normlar piramidinin Anayasadan
yukarıdaki basamaklarına çıkamaz. Anayasaya değil de
ondan üst basamaklara aykırı iç hukuk normlarının
yaratılmasının müeyyideleri, milletlerarası hukuk
tarafından düzenlenir ve devletler ile milletlerarası
kuruluşlarca yerine getirilir”
ANAYASA:
Bir devletin rejimini tespit eden, esas, ‘ana’ kanun.
Ana kanun. Tüm diğer mevzuatın ana ruhunu belirleyen ve
çıkarılacak diğer tüm kanun, yönetmelik, tebliğ, tüzük
vb mevzuat metinleri anayasaya aykırı olamaz. Anayasa
TBMM tarafından TBMM üyelerinin “Değiştirme
teklifinin kabulü Meclisin üye tamsayısının beşte üç
çoğunluğunun gizli oyuyla mümkündür.”
MEVZUAT:
Bir şeyin esasına oluşturan hususlar. Yürürlükte
olan kanun, yönetmelik, tüzük, sözleşme ve tebliğlerin
tamamı. Tüketici mevzuatı denilince tüketiciyi
ilgilendiren tüm yasal düzenlemelerdir.
KANUN:
“Tabiat olaylarının bağlı
bulunduğu değişmez kaide. Tabiat kanunu. Bir işte
uygulanması gereken usul ve nizam. Topluluk hayatının
devamı için gerekli olan, zorlayıcılığı bulunan
kaideler.”
Yasalar eşyanın tabiatına uygun ilişkiler. Türkiye’de
kanunlar halk tarafından seçilen Türkiye Büyük Millet
Meclisi’nin çoğunluğunun oyuyla çıkarılır. TBMM
tarafından çıkarılan kanunlar Cumhurbaşkanı’nın
onayından sonra T.C. Resmi Gazete’sinde yayınlanarak
yürürlüğe girer. Cumhurbaşkanı, Ana Muhalefet Partisi ya
da yerel bir Yargıç T.C. Anayasası’nın 11. maddesinin “Kanunlar
Anayasaya aykırı olamaz” hükmüne aykırılık
iddiasıyla Anayasa Mahkemesi’ne bir kanun için iptali
için açacağı dava açabilirler. Anaysa Mahkemesi iptali
talep edilen kanunu Anayasa’ya aykırı bulması durumunda
iptal eder. Kanunlar yine TBMM tarafından başka bir
çıkarılarak iptal edilip yürürlükte kaldırılabilir ya da
değiştirilebilir.
T.C. Anayasası’nın 123.
maddesi “İdare, kuruluş ve görevleriyle bir bütündür
ve kanunla düzenlenir. İdarenin kuruluş ve görevleri,
merkezden yönetim ve yerinden yönetim esaslarına
dayanır. Kamu tüzelkişiliği, ancak kanunla veya kanunun
açıkça verdiği yetkiye dayanılarak kurulur” Resmi
Gazete’de ilan edildiği ya da kanunda belirtilen
yürürlük tarihinden itibaren herkes için bağlayıcıdır.
Ancak ceza kanunlarında sanık leyhine yeni düzenlemeler
var ise kanun yürürlük tarihi gelmemiş bile olsa Resmi
Gazete’de yayınlanması ile birlikte sanık leyhine
işletimi başlar. Kanunların iptali için bireyler Anayasa
Mahkemesi’ne başvuramazlar. Ancak “Anayasa Mahkemesinde
doğrudan doğruya iptal davası açma hakkı, iptali istenen
kanun, kanun hükmünde kararname veya İçtüzüğün Resmî
Gazetede yayımlanmasından başlayarak altmış gün sonra
düşer”
hükmüne aykırı olmamak üzere “Kanunların, kanun
hükmündeki kararnamelerin, Türkiye Büyük Millet Meclisi
İçtüzüğünün veya bunların belirli madde ve
hükümlerinin şekil ve esas bakımından Anayasaya
aykırılığı iddiasıyla Anayasa Mahkemesinde doğrudan
doğruya iptal davası açabilme hakkı, Cumhurbaşkanına,
iktidar ve ana muhalefet partisi Meclis grupları ile
Türkiye Büyük Millet Meclisi üye tamsayısının en az
beşte biri tutarındaki üyelere aittir. İktidarda birden
fazla siyasî partinin bulunması halinde, iktidar
partilerinin dava açma hakkını en fazla üyeye sahip olan
parti kullanır”
“Yasalar milletlere karşı
verilmiş söz demektir. Çıkardığı yasayı yeterince
uygulamayan, kişiye göre uygulayan, verdiği sözü
tutmayan devlet ve bu suretle nesillere en kötü bir
ahlaksızlık örneği olan zalim bir kuvvettir”
Uluslararası bir sözleşme kanunlaştıktan sonra mevcut
mevzuatla çelişen hükümler “Usulüne göre yürürlüğe
konulmuş bir uluslararası antlaşmayı kanun değerinde
saymanın doğal sonucu şudur: Antlaşmanın kapsadığı
konulara ilişkin olaylarda, eski kanunlarda antlaşmayla
çelişen hükümler varsa; antlaşma o hükümlerin yerine
geçmiş olacaktır. Ancak bunun gerekçesi, antlaşmanın
daha "üstün" olması değil, daha yeni tarihli ve kanun
gücünde olmasıdır”
KANUN HÜKMÜNDE KARARNAME:
Bir normun kanun hükmünde olması,
öncelikle, onun normlar hiyerarşisinde kanunlarla aynı
sırada olması demektir. 1995’e kadar Bakanlar Kurulu sık
sık bir çok konuda Kanun Hükmünde Kararname yayınlayarak
Meclisi paybas etmekte idi. Bu duruma 2001 ve 2004
yılları anayasanın 87. maddesinde yapılan değişiklikle
son verildi. “Türkiye Büyük Millet Meclisinin görev ve
yetkileri, kanun koymak, değiştirmek ve kaldırmak; …
Bakanlar Kuruluna belli konularda kanun hükmünde
kararname çıkarma yetkisi vermek; …Türkiye Büyük Millet
Meclisi üye tamsayısının beşte üç çoğunluğunun kararı”
Darbe yönetimlerine kolaylık olarak düşünülen kanun
hükmünde kararname çıkarma yetkisinin kısıtlanması hem
TBMM’nin yani yasamaya gölge düşürmekte hem de çoğu kez
doğru kullanılmamakta idi. Bu hüküm anayasadan
çıkarılmasa bile TBMM’nin sınırlı yetki devri ile
sınırlandırılmıştır.
TÜZÜK:
“Herhangi bir kurumun veya
kuruluşun tutacağı yolu ve uygulayacağı hükümleri
sırasıyla gösteren maddelerin hepsi, nizamname, statü”
Yasaların uygulanmasını göstermek ya da yasanın
emrettiği işleri belirtmek üzere Danıştay'ın
incelemesinden geçirilerek Bakanlar Kurulu'nca çıkarılan
hukuk kurallarıdır. Tüzükler cumhurbaşkanı tarafından
imzalanarak Resmi Gazete'de yayımlanır. Yasaya aykırı
hüküm içeremezler, böyle bir hüküm bulunduğunda
Danıştay'a iptal davası açılabilir. Tüzük dernek,
kooperatif gibi kurumların nizamnamesidir. Dernek ya da
kooperatif faaliyetleri öncelikle tüzüğe göre yürütülür.
Şirketlerde ise tüzük yerine şirket ana sözleşmesi
vardır.
YÖNETMELİK:
Talimatnameler bütünü. Kanunlara veya tüzüklere
dayanılarak hazırlanan bir kanun ve bir kurum/kuruluşun
iç çalışma, işleyiş ve faaliyetlerini ile bir konun
işleyişini düzenleyen mevzuat. İşlemlerin nasıl
yürütüleceğini belirlemek amacıyla ilgili bakanlıkça
çıkartılan düzenlemedir. Konusuna göre bazı durumlarda
Bakanlar Kurulu kararı aranabilir. T.C. Anayasası’nın
124. maddesi “Başbakanlık, bakanlıklar ve kamu
tüzelkişileri, kendi görev alanlarını ilgilendiren
kanunların ve tüzüklerin uygulanmasını sağlamak üzere ve
bunlara aykırı olmamak şartıyla, yönetmelikler
çıkarabilirler. Hangi yönetmeliklerin Resmî Gazetede
yayımlanacağı kanunda belirtilir” Anayasanın bu
hükmüne göre Resmi Gazete’de yayınlanma hükmü kanunda
belirtilmeyen yönetmelikler Resmi Gazete’de
yayınlanmadan yürürlüğe sokulabilir değildir. Örneğin
bir belediyenin otogar yönetmeliği kanun gereği Resmi
Gazete’de yayınlanması gerekmiyor ise yerel bir gazete
resmi ilan olarak yayınlanması zorunludur.
Yönetmeliklerin bağlayıcılığı yönetmelikte yer alan
kapsam maddesi ile sınırlıdır. Resmi Gazete ile ilan
edilmeyen yönetmeliklerle ilgili iptal davaları taraf
olan kimsenin muttali olduğu zamandan itibaren hukuki
süreç başlar. Yönetmelik yada tüzük gibi
düzenleyicilerin iptali için yetki, şekil sebep konu ve
amaç yönlerinden menfaatleri ihlal edilenler kişiler söz
konusu idari işlem yada yönetmeliğin iptali için
Danıştay Sayın Başkanlığı’nın İlgili Dairesine iletilmek
üzere … İdare Mahkemesi Nöbetçi Hakimliği’ne şeklinde
başlayan dava dilekçesi ile yönetmeliğin iptalini talep
edebilirler.
Örnek; İl ve İlçe İnsan Hakları Kurullarının
Kuruluş, Görev ve Çalışma Esasları Hakkında Yönetmelik,
GSM Telefon Aboneliğine İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında
Yönetmelik, Tüketiciler Birliği Tüketiciye Saygı Ödülü
İç Yönetmeliği, İnsani Tüketim Amaçlı Sular Hakkında
Yönetmelik.
YÖNERGE:
“Herhangi bir konuda tutulacak yol
için üst makamlardan alt makamlara belli bir esasa
dayanarak verilen buyruk, talimat, direktif. Bu
buyrukların yazılı olduğu belge. Yönetmeliklerde
değinilmeyen konulara açıklık getirmek için düzenlenen
resmî belge”
Çok belirgin bir konuda yetkili amirin, uygulamanın
nasıl yapılacağını göstermek için yaptığı düzenlemedir.
TEBLİĞ:
Bildiri. Resmi bir yazıyı, kararı ilgilisine, halka
ya da ilgililere duyurma. Bir hukuk metnin uygulanmasına
dair açıklayıcı esaslar. Yürürlükteki bir kanun ve
yönetmeliğin uygulanması hakkında kamu yöneticilerini
yönlendirici bildirge.
GENELGE:
Tamim kelimesi yerine
uydurulmuş bir kelimedir. “İdarenin hizmetleri ile
ilgili emir ve görüşlerini alt makamlara bildiren
yazısı”
Bir konu üzerinde bütün ilgililere gönderilen yazı.
Örnek; Başbakan recep Tayip Erdoğan İmzalı T.C.
Başbakanlık Dilekçe ve Bilgi Edinme Hakkının
Kullanılması 2004/12 nolu Genelgesi. Sağlık Bakanı Recep
Akdağ imzalı Sağlık Bakanlığı Tedavi Hizmetleri Genel
Müdürlüğü Hastane Otoparkları Genelgesi.
KARAR:
Bir iş, sorun, konu, görüşme, toplantı veya yargının
yargılama sonrasında verdiği hüküm. Kesinleşmiş kanaat.
Örnek; Konya Tüketici Mahkemesi’nin 2005/405 Esas ve
2006/1211 Karar sayılı kararı. Birleşmiş Milletler
Güvenlik Konseyi 1234 sayılı kararı ile İsrail’in
Nükleer Tesisleri için ambargoya gerek görmezken İran
için ekonomik ambargo kararı aldı. İdarenin kararının
iptali için İdare Mahkemesi’ne dava açılması gerekir.
Ayasanın 125. maddesine göre “İdarî işlemin
uygulanması halinde telafisi güç veya imkânsız
zararların doğması ve idarî işlemin açıkça hukuka aykırı
olması şartlarının birlikte gerçekleşmesi durumunda
gerekçe gösterilerek yürütmenin durdurulmasına karar
verilebilir”ler.
DİLEKÇE:
Arzuhal, istida kelimeleri yerine uydurulan kelime.
Herhangi bir konudaki bir isteği, dileği, şikâyeti,
talebi ya da ihtarı bir makama bildirmek için sunulan
yazı. Birçok büyük şehirde artık görmek imkânsızlaşsa da
özellikle adliye, Ptt, defterdarlık gibi kurumların
çevrelerinde dilekçeleri yazan arzuhalciler vardı. Bu
arzuhalciler okuma yazması olmayan ve imza atamayan
kimseler için sarı dökümden mühürleri de kazırlardı.
Dilekçe ikinci bölümümüzde ayrıntılı olarak
irdelenmektedir.
İHTAR:
Uyarma, hatırlatma, bilgi verme. Unutulan,
yapılması gereken veya aksi yapılan ve hukuken hatalı
olan bir durumun doğurduğu ya da doğuracağı sonucu yazı
ve sözle uyarma. Hukukta sözlü uyarı delil
sayılmayacağından ihtarların yazılı ve belgelenebilir
olması gerekmektedir. Mesela; Tüketici tarafından satın
alınan bir malın ayıplı çıkması durumunda Ptt, kurye ya
da kargo aracılığıyla satıcıya gönderilen bilgilendirme
ve talep mektubu bir ihtarnamedir. Alıcının bu mektubu
aldığını inkar etmemesi için mektubun imza karlığı
teslime edilmesi gerekmektedir. Bu nedenle imza
karşılığı tebliğ edilen iadeli taahhüt mektup ya da
kargo gönderisi tercih edilmeli ve ihtar mektubunun bir
sureti ile gönderi kuruluşça sağlanan tebliğ ve teslim
belgesi saklanmalıdır.
İMZA:
Bir belgedeki ifadeleri, o belgeyi tanzim eden
kişiye ait olduğunu belgelemek amacıyla, o kişinin
ismini belirten ve her zaman kullandığı ismini yazma
biçimi ya da işaret. Bir belge, evrak ya da dilekçenin
altına ismini yazma. Bir makale ya da eserin yazarı. Bu
tür imzaya hukuk dilinde ‘ıslak imza’ denilmektedir.
E-İMZA:
Bir belgedeki Bilişim ve İnternet teknolojileri ile
birlikte gelişen sonrasında insanlar ve hukuk yeni bir
imza ile tanıştı. Yeni imzaya elektronik imza ya da
‘e-imza’ denilmektedir. Türkiye birçok dünya ülkesinden
önce 15
Ocak 2004 tarihli 5070 sayılı Elektronik İmza Kanunu’nu
çıkararak e-imzayı yasal(l)aştırmıştır. Adalet
Bakanlığı’nca ABD’den tercüme edilen e-imza yasa
tasarısına bizimde eleştiri ve metin önerileri ile
önemli katkılarımız olmuştur. E-İmza’nın uygulamasına
dair Elektronik İmza Kanununun Uygulanmasına İlişkin
Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelik 6 Ocak 2005
tarihinde yayımlanmıştır.
5070 sayılı Elektronik İmza Kanunu’nun 3. maddesinin (b)
bendine göre ‘Elektronik
İmza’ şu şekilde tarif edilmektedir; “Başka bir
elektronik veriye eklenen veya elektronik veriyle
mantıksal bağlantısı bulunan ve kimlik doğrulama
amacıyla kullanılan elektronik veri”dir.
BİYOMETRİK İMZA:
Yaşamış, yaşamakta olan ve
doğacak insanların hiç birinin parmak izlerinin
mükerreri olmadığını Allah c.c. Kur’an-ı Kerimde “Evet,
Biz onu, parmak uçlarına varıncaya kadar bütün
incelikleriyle yeniden yapmaya kadiriz”
şeklinde ifade etmektedir. Farklılıklar Ayet-i Kerime’de
ifade edilen parmak izinden ibaret değildir. Mesela
insanların yüzleri, burunları, kulakları gibi birçok
fiziki yapısı birbirinden tamamen farklıdırlar.
Parmak izi tarayıcılarının yaygınlaşmasından önce
kriminolojik çalışmalarda bu fark suç tespiti amacıyla
kullanılagelmiştir. Polis vak’alarında mürekkep gibi
kimyasalların yardımıyla birer sureti alınarak saklanan
ancak yeni TCK ile sanığın suçu yargı kararı ile
kesinleşmeden saklanmasının ortadan kaldırılan parmak
izi çalışması günümüzde özellikle güvenlik gerektiren
alanlarda yoğun bir şekilde kullanılmaya başlanmıştır.
Mesela Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde milletvekilleri
açık oylamalarında parmak izi ile kullanmaktadır.
Hızla gelişen parmak izi okuyucuları sayesinde
canlılığını sürdüren kişinin yani damarları kesilmemiş
ve ter bezleri hala aktif olan bir kimsenin bir kez
kaydedilerek elektronik veriye dönüştürülen parmak izi
verisi ile daha sonra tekrar gelen parmak izinin
kodlarının benzerliği hızla kontrol edilerek doğru kişi
olduğu yüzde yüz bir güvenlikle tespit edilmektedir. Bu
tür imzaya ise ‘biyometrik imza’ denilmektedir. Mesela;
işletmelerdeki parmak izi ile personel devam kontrol,
bankamatik gibi cihazlardaki parmak izi giriş
sistemleri.
GERÇEK KİŞİ:
Birey, kişi, hakiki şahıs. Gerçek kişinin imzasını
gösteren noter belgesine imza beyannamesi denir. İmza
beyannamesi ömür boyu geçerlidir.
TÜZEL KİŞİ:
Hukuk bakımından tek bir kişi sayılan birçok
kişinin veya malın topluluğundan doğan, tek bir kişi
sayılan varlık. Şirket, dernek, vakıf, sendika,
belediye, oda, kurum, kuruluş gibi kurumlara tüzel
kişilik denilmektedir. Tüzel kişilikleri, tüzel
kişiliğin genel kurulunda genel kurul üyelerinde yada
ortaklar tarafından yönetime seçilen ve yönetim kurulu
üyelerinin tümü yada bir kısmı yada yönetim kurulunda
temsile yetkilendirilen kişiler temsil edilirler. Bir
tüzel kişiliği temsile yetkili gerçek kişi münferit (tek
başına) ve müşterek (başka kimselerle birlikte) temsile
yetkili kılınabilirler. Kurum temsil eden kişiye başkan,
genel müdür gibi unvanlar verilmektedir. Tüzel kişinin
imza yetkisini gösteren noter belgesine imza sirküleri
denir. İmza sirküleri belirtilen tarihler arasında
geçerlidir.
Kemal ÖZER
'Dayatmalara Karşı' adlı eserinden