Fişliyorlar..!
Uçsuz
bucaksız bir ummanda olduğunuzu hayal edin. Ancak gördüğünüz her
yere notlar asılmış. Bu not kâğıtlarının hepsin de size ait
mahremler yazılı. Meğer ‘iki kişinin bildiği sır değilmiş.’ Ne
doğru söylemiş bilge insanlar…
Avrupa İnsan
Hakları Sözleşmesi sekizinci maddesinde; “Herkes özel ve aile
hayatına, konutuna ve haberleşmesine saygı gösterilmesi hakkına
sahiptir” diyor. Ancak maddenin devamında bu hakkın tümüyle
yerle bir edilmesinin zeminini hazırlıyor.“Bu hakkın
kullanılmasına bir kamu otoritesi tarafından müdahale,
demokratik bir toplumda ancak ulusal güvenlik, kamu güvenliği,
ülkenin ekonomik refahı, dirlik ve düzenin korunması, suç
işlenmesinin önlenmesi sağlığın veya ahlakın veya başkalarının
hak ve özgürlüklerinin korunması için gerekli olan ölçüde ve
kanunla öngörülmüş olmak şartıyla söz konusu olabilir”
Çıkaracağınız her kanun için ikinci bölüm iyi bir kılıf.
AB anayasası
ve bizim darbe anayasası bile Avrupa İnsan Hakları
Sözleşmesi’nden daha gerçekçi. Anayasanın on dokuzuncu maddesi
“Herkes, özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini
isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ve aile hayatının
gizliliğine dokunulamaz” AB Anayasası Madde II-67; “Herkes,
kendi özel hayatında ve aile hayatında, evinde ve iletişiminde
saygı görme hakkına sahiptir” hükümlerini getiriyor.
Türkiye,
anayasasına yazılanların hiçbir önemi olmayan bir ülke olsa da;
mevcut anayasayı atıp, sağlıklı bir anayasa yapmak zorundadır.
Özellikle ülkemizde anayasalar delinmek için vardır. Adalet,
sizin için olmazsa olmaz bir ilke değilse, anayasaların şeklinin
ve içeriğinin hiçbir önemi yoktur.
TBMM
gündemine ‘Cehennemin yolları iyi niyet taşları ile döşeli’
cümlesini haklı hale getirecek bir yasa tasarısı getirildi. İyi
niyetle yola çıkmak yetmiyor. İyi yasalar yapmak şart.
Hâkimlerin çokça şikâyet ettiğimiz olumsuz kararlar vermesine
imkân verecek münzelik yasalar yaparsanız elbette zararı önce
size dokunur.
Günümüzde
herkes, bir başkası hakkında bilmesi gereken gerekmeyen her şeyi
biliyor. T.C. kimlik no, kredi kartı no gibi birkaç rakamla; ne
yemiş, ne almış, hangi markadan giyiniyor, nereye gitmiş, nerede
kalmıştan başlayarak ne kadar mahrem varsa tüm yanıtı önünüzde.
Bugün hepimiz
dünyevi hazların köleleri değil miyiz? Allah c.c. günahlarımızı
bu dünyada yüzümüze vursaydı dünya cehenneme dönmez miydi? Fakat
teknoloji sayesinde mahrem ve özel adına ne varsa kanunla
korumak yerine; teşhir, fişleme, kişinin aleyhinde kullanma vs
gibi amaçlarla kullanmayı engellemek yerine, siyasi iktidar da
ne yazık ki kanuni zeminler hazırlamak çabası içinde. İşin en
şaşırtıcı yanı, bu fişlemelerden en çok çekenlerin bu tür
tasarılara imza atmış olmasıdır.
Kişisel
Verilerin Korunması Kanun Tasarısı: Adı ne kadar masum değil
mi? Peki ya içeriği adı kadar masum mu acaba? Sanki fişleme
yapmıyorlarmış gibi emniyetten, MİT’e ve Jandarmadan bilmem kime
herkes, ‘suç ve suçluyla mücadele’ gerekçesiyle,
kendisine daha fazla fişleme yetkisi verilmesi için sıraya
girmişler. 2002-2004 yılları arasında Jandarma Genel Komutanlığı
yapan Şener Eruygur, devletin zirvesindeki 6 bakan, 32
milletvekili ve 100'ü aşkın üst düzey bürokratı 'şucu, bucu'
diye itham edip fişlememiş miydi? Yahut tek fişleyen bu zat
mıydı? Başbakanı ve bakanları devlet adına fişleyenlerin
vatandaşı mı fişlemeyecek?
Hiçbir
suçunuz olmasa bile ‘kaşının üstünde gözün var’
gerekçesiyle, 24 saat gözaltında tutulmanız olağan bir olaydır.
Bu vesileyle parmak izinizden başlamak üzere her mahreminizin en
ince ayrıntısı fişlenebilir.
Kişisel
verimi kaldı ortada? Yüksek Seçim Kurulu kayıtları, TÜİK’in hane
tespit verileri, bankaların kredi bilgileri, bazı cep telefonu
firmalarının abonelik verileri, Türk Telekom’un abone bilgileri,
web sitelerinde yahut bilgisayar programlarına dönüştürülerek
herkesin bilgisayarında…
Biri bizi
Mobese ile sokakta, kamera ile işyerinde gözetliyor. Kredi
kartınız aracılığıyla yaşamınızı, vergi numaranızdan kişisel
varlığınızı, plakanızla seyahatinizi izliyor. Yetmiyor
telefonlarınızı dinliyorlar, MSN’leriniz dikizleniyor, IP’lerden
takip ettiğiniz siteler izleniyor. Aklına esen, adli sicil
belgesi üzerinden kırk yıl önceki yazılan çekinizin, trafik
cezanızın hesabını soruyor. Su, elektrik, telefon, İnternet
abonelik bilgileriniz herkesin elinde. Adınıza telefon aboneliği
yapılıyor, siz bunu ya savcıdan ya da icra memurundan
duyuyorsunuz. Adınıza kredi alıyorlar size bankanın avukatı
haber veriyor…
Milleti
izlemek için sıraya girenlerin bahanesi hazır: Güvenlik. 70
milyonu fişleyen sistemin derdi de güvenlik, 7 milyar insanı
fişleyenin derdi de. Fişlemek yerine insanlar arasında adalet
tesis etmek; bütün yasa ve izleme sıkıntılarını ortadan
kaldıracak. Lakin amaç adaleti tesis değil. Çoğu sistemin
gıdası: Korkudur. Ve onların yaşaması ise Korku
İmparatorlukları’nın sürmesine bağlı. (Yayın)
28.05.2008
Kemal ÖZER
Tüketici Hakları Aktivisti
eposta@kemalozer.com