Yeni bir kapatma davası daha
mı?
DTP
hakkında açılan kapatma davasında sözlü savunma yapan
Yargıtay Başsavcısı, DTP’nin kapatılmasını istemini
tekrarlamıştı.
Yalçınkaya sözlü savunmasında “Bu parti Anayasa’nın temel
ilkelerine, devletin bütünlüğüne karşı faaliyetler
içindedir. Teröre destek vermekte adeta terörizmin kontrolü
altındadır. Bu nedenle kapatılmalıdır” iddiasını
sürdürmüştü.
Başsavcı, Ak Parti’nin kapatılma davasında yaptığı sözlü
açıklamasında ise ‘Ak Parti’nin laiklik karşıtı söz ve
eylemlerin odağı olduğu gerekçesiyle kapatılması’nı
istemiş ve savunmasında ‘Türban, yeşil devrimin
sancağıdır’ şeklinde bir cümle ile davayı daha da
trajikomik hale getirmiştir.
Eski
Başsavcı Vural Savaş ise Refah Partisi hakkında açtığı
kapatma davasında, RP’liler için ‘habis ur’ gibi
ebede mugayir sıfatları tercih etmişti.
Türkiye’de 22 Temmuz seçimlerinde yüzde 0,37 oy alan bir
parti var. Lideri şu an ‘Ergenekon terör örgütünün üst
düzey yöneticisi olmak ve Devlete ait gizli belge ve
bilgileri temin etmek’ suçlarından dolayı tutuklu.
Bununla da sınırlı değil… Partinin başka yöneticileri de
aynı suçlardan dolayı tutuklular. Hatta yayın organlarının
yöneticileri de…
Geçen bir
dostum bu partiyi kastederek ‘başsavcı kapatma davası açtı
mı?’ diye sordu. ‘Niye açsın ki? Yoksa açmasını mı
istiyorsun’ dedim. ‘Hayır… Ama Yargıtay Başsavcıları dava
açmadan duramaz ki. Kendilerini işsiz hissederler. Birde
meşhur olmanın en iyi yolu dava açmaktır. Dava açmayan
başsavcıyı kim tanır? Google çıkalı işlerde kolaylaştığına
göre neden olmasın…’ dedi. ‘Açmadı, açsaydı sağır sultan
bile duyardı’ dedim.
Sonra
başsavcının yöntemini izleyerek ‘google’a sordum. Google’da
bilmiyor... Oda duymamış... Hatta ne Başsavcı ne de Yarsav
delil toplamak için ‘Google’da araştırma bile yapmamış…
Hiçbir
partinin katılmasını kabul etmek doğru bir düşünce değil.
Suç kişiseldir. Suç işleyeni cezalandırdığınız zaman, kişiye
bağımlı bir parti ise zaten kapanır. Elbette İP’i ipe
çekmeye de gerek yok.
Ancak
‘Ergenekon’un avukatı’ için durum çok vahim gözükür. Yaşar
Nuri biz zamanlar Baykal için ‘Ben damarlarında haram
lokma olmayan bir yağız delikanlı buldum. Bu Türkmen
Alperi’yle hayallerime koşabilirim’ diyerek seçmeni
kandırdığı günleri unutup ‘Allah ile Aldatmak’ adlı
[okumaya asla değmez] bir kitap daha yazmış. Aynı Yaşar Nuri
Baykal için ‘CHP’de Allah demeyi bile laikliğe aykırı
diye düşünen adamlar var. CHP’deki bu adamlar bana musallat
oldu. Deniz Baykal’dan lider falan olmaz, ben bu
kanaatteyim’ diyor. Aslında Yaşar Nuri’nin CHP ve Baykal
için söylediği bu son sözler kendisi için söylenmesini
çoktan hak ediyor. Yani Yaşar Nuri ‘Allah için’ bizi
aldatmış. Yaşar Nuri nasıl ki, Baykal için
söylediklerini yalamak zorunda kalmışsa bu kitapta
yazdıklarını da aynı yapacak.
Bir türlü
başbakanlık koltuğuna oturamayan Baykal ‘fatura
usulsüzlüğü’nden bir daha siyaset koltuğuna oturması da
engellenecek. Baykal kendi kazdığı kuyuya düşecek. Kimileri
‘Erbakan Hoca için işleyen yasalar Baykal için işlemez’
dese de ben öyle düşünmüyorum. Baykal’ın yenmesi gerekiyorsa
onu da yerler.
Fakat bir
gerçek var ki: CHP hem bu ülkeye hem de Atatürk’e yük.
CHP’de Yaşar Nuri’den farksız değil… Bu CHP’yi ne ülke, ne
de Atatürk taşıyabilir. Doğru olan CHP’nin bir an evvel
kendini fesh etmesidir. [Tebessüm etseniz de bu günler uzak
değil. ‘SSCB’nin yıkılmaması için 100 neden’ adlı
kitabı yazan yazar ‘SSCB’yi yıkan bir neden’ adlı
kitabı da yazmak zorunda kaldı. Kim bilir böylece aklı
başında bir sol muhalefet partisi kurulur da herkes rahat
eder.
Parti
kapatarak bir yere varılamayacağı ortada. Türkiye’de, hukuka
inanç büyük oranda kayboldu. Böyle bir inançtan söz
edilebilir miydi ki kaybolsun [siyasi olmayan davalarda
elbette] diyenlerdenseniz sizde haklısınız.
İstiklal
Mahkemesi(!)’nin verdiği kararlardaki ‘sanığın idamına,
tanıkların bilahare dinlenmesine’ şeklindeki bir
süreçten sonra, bugünlere gelinmesi bile bir nimet diye de
düşünebilirsiniz.
İstiklal
Mahkemesi(!) cellâtlarından Kılıç Ali’nin oğlu Altemur
Kılıç’ın 7 Mart 2003’te ‘İskele Sancak’ adlı programda “Babam
az bile yapmış ki, sizin gibiler hâlâ ortalıkta dolaşıyor!”
diyor, Abdurrahman Dilipak’a. Demek ki babası hala hâkim
olsa, Dilipak size ömürler..!
Hukuka
inancın yok olmasının kime faydası olur? Bir ülkede,
içeriğini beğenmeseniz bile var olan hukuk kurallarına
herkes uymalıdır. Kargaşadan ancak leş kargaları beslenir.
Bu yüzden ülke ne zaman bir adım atsa leşten beslenenler
kargaşa çıkarıyorlar. Mevcut sistem ve yasaların
beğenmediğiniz yönlerini, hukuk içerisinde kalarak
eleştirmek hatta değiştirmek herkesin hakkıdır. Bu tür
taleplere de herkes saygı duymak zorundadır.
Hukuk
herkese lazım, hatta darbecilere bile. Hukuk inancının
inşası için herkese görev düşüyor.
Âdil
bile olmasalar kötü bir hukukun geçerli olduğu sistemler,
hukuksuzluktan iyidir. Hukukun adil hale gelmesi için
herkese görev düşüyor. Eleştirmek yetmez.
* * *
Anaysa
Mahkemesi’nden 4982 sayılı yasa hükümleri çerçevesinde
Anayasa'nın 10. ve 42. maddelerinde TBMM'nin yaptığı
değişikliği iptal eden kararınıza ait dosyadaki raportör
raporunun bir suretinin tarafıma e-posta yoluyla
gönderilmesini talep etmiştim.
Mahkeme
cevap verdi. “Anayasa’nın 153. maddesi ile 2949 sayılı
Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında
Kanun’un 53. maddesinin ikinci fıkrasında, Anayasa Mahkemesi
kararlarının kesin olduğu, iptal kararlarının gerekçesi
yazılmadan açıklanamayacağı belirtilmiştir. Anayasa
Mahkemesi’nin 5.6.2008 günlü, E. 2008/16, K. 2008/116 sayılı
kararının henüz gerekçesi yazılıp açıklanmış olmadığından
dolayı bu kararla ilgili raportör raporunun tarafınıza
verilmesine olanak bulunmamaktadır.” Elbette bu cevabı
kabul etmem mümkün değil ve bu yüzden BEDK (Bilgi Edinme
Değerlendirme Kurulu)’na şikâyet
hakkımı kullandım.
Anayasa’nın ‘Anayasa Mahkemesinin kararları’ başlıklı 153.
maddesi “Anayasa Mahkemesinin kararları kesindir. İptal
kararları, gerekçesi yazılmadan açıklanamaz” diyor.
Mahkeme gerekçesini yazmadan, kararını açıklamayı kendisine
uygun görürken; raportörün raporunu talep sahibine vermemeyi
hukukla izaha kalkıyor. Hani meşhur bir atasözümüz
var ya: “Ele verir talkını kendi yutar salkımı” Bunu
tamda Anayasa Mahkemesi için söylemişler. (Yayın)