Temiz, Helal ve
ipin uçunu kaçırmak VII
Bir canlının
yediği besinler, mide ve karaciğer olmak üzere birçok organda
sindirilir. Allah c.c. doğayı mide ve karaciğerin
sindirebileceği gıdalarla donatmıştır. Bu organlar, insan eliyle
değiştirilen, tahrif edilen ve benzeştirilen gıdalarla
tanışınca, Yaratıcı tarafından kendisine verilen görevi yapamaz
duruma getirilmektedir.
“Gökten
suyu bir ölçü dâhilinde indirdik de onu yerde tuttuk.
Şüphesiz biz onu gidermeye de kadiriz. İşte onunla size hurma
bahçeleri, üzüm bağları meydana getirdik. Bu bahçelerde
sizin için birçok meyveler vardır ve siz onlardan
yersiniz. Yine onunla Tur-i Sina'da yetişen bir Zeytin
Ağacı yarattık ki meyvesi yiyenler için hem yağ hem
de katık olarak Zeytin verir. Sağmal hayvanlarda da sizin için
elbette bir ibret vardır. Karınlarının içindekinden size süt
içiririz. Onlarda sizin için daha nice faydalar vardır, hem de
onlardan yersiniz.” (Mü’minun 18-22) “Kim bu helâl
olandan ötesini isterse, işte onlar haddi aşanlardır.” (Mü’minun
7)
Domuzluk!
Yağ insana
enerji sağlayan en önemli besinlerdendir. Zeytin ve yağı, süt ve
yağı gibi istisnasız herkesin beğendiği sağlıklı ürünler varken,
illa gidip domuza bulaş(tır)mak bir domuzluk olmanın yanında
Allah c.c.’ye kafa tutmak, meydan okumak değil midir?
Müslüman için
domuzun yasaklanma nedeninin hiçbir önemi olamaz. Bir
Müslüman’ın yapacağı, bu hayvana ait her şeyden koşulsuz olarak
uzak durmaktır. Herkes bilir ki Kapitalizm’in amacı maksimum
kârdır. Bu amaç uğruna Kapitalistler –hangi dinden oldukları
önemli değil– her şeyi ve yolu mubah görür ve gösterirler.
“Ölü
hayvan, kan, domuz eti, Allah'tan başkası adına
boğazlanan, henüz canı çıkmadan yetişilip şartlarına uygun
tarzda kesilenler dışındaki; boğulmuş, taş veya sopa vb. ile
vurulup öldürülmüş, yukarıdan yuvarlanıp ölmüş,
başka bir hayvan tarafından boynuzlanma neticesinde ölmüş ve
yırtıcı hayvanlarca parçalanmış, bir de dikili putlaştırılmış
taşlar için boğazlanmış hayvanların etlerini yemeniz ve fal
oklarıyla kısmet, şans aramanız size haram kılındı. İşte
bunları yapmak, Allah'a itaatsizliktir…” (Maide 3) “Temiz/helâl
şeylerden yiyin, salih amel işleyin. Çünkü ben yaptıklarınızı
hakkıyla bilenim. Ben de sizin Rabbinizim. O halde emirlerime
uygun yaşayıp azabımdan sakının.” (Mü’minun 55-56)
Neden domuz?
Domuz
yetiştiriciliği kârlı bir iş. Üretken bir hayvan çünkü.
Cinslerine ve yaşına göre yılda bir, iki, bazen de üç kez ve her
defasında 6 ile 20 arasında yavru dünyaya getirebiliyor. Yılda
ortalama iki kez doğum yapsa, her batından 10 yavru yaşasa, 20
sene yaşayan bir domuzun 400 yavrusu oluyor. [Bu koyun yahut
sığır için aynı sürede 10-15 yavru demektir] Dahası yeni doğmuş
bir domuz 4-5 ayda 100 kiloya kadar çıkıp kesilebilir duruma
gelebiliyor. Normal şartlarda evcil bir domuzun en az yüzde 30’u
yağdan oluşuyor. Bazen yüzde 50’leri bile bulabiliyor. Bu da,
sığır ya da koyuna göre tercih edilmesinde önemli bir etken.
Beslenmesi de kolay olan bu hayvanın üretim maliyeti çok düşük.
Çünkü cam dışında leş dâhil her şeyi yiyebiliyor.
Batılı ve
batılı düşünceye sahip yerli üreticiler, domuzdan mamul yüzlerce
katkı maddesi üretmektedir. Bu yüzden domuzdan elde edilen
katkıların sayısı çok fazladır. Ekmekten peynire, şekerlemeden
keke, dondurmadan diş fırçasına, ilaçtan giyime her yerde bunlar
var. Ülkemizde bu güne kadar bunların olmaması için hiçbir
girişim olmamış, Müslüman bir ülke olmanız yeterli sayılmış.
Endüstrileşme ve katkılar
Endüstrileşme insanların tüketim
alışkanlıklarını değiştirdi. Artık ‘doğal’ yazan ürünler bile
doğal değil. Yüzde yüz meyve suyu diye satılan ürünler bile,
yüzde yüz meyve suyu değil. İçinde çözücü olarak alkol yahut
başka amaçlı katkıları barındırabiliyor. Çünkü
Etiket Tebliği’ne göre ürüne her
katkıyı yazmak zorunda değil üreticiler. Batılı ve Kapitalizm
mahreçli endüstriyel üretim prosesleri, özellikle Hıristiyan
kültürünün ürünü olması nedeniyle Müslüman ve Museviler
açısından büyük dini sorunları da beraberinde getirmektedir.
Müslüman ve Museviler için ‘haram’ olan domuz ve alkol gibi
ürünler ve bunlardan mamul ürünler, rahatlıkla Müslüman ülke
tüketicilerin bile damak zevklerine hitap ediyor.
Bazı üreticiler ürünlerinde kullanılan
Jelatin (E441) katkısı için
uyanıklık yapıp ‘Sığır Jelâtini’ yazmaya başladılar. Bir
kısmı ise “yenilebilir jelatin” yazmaktadır. Bu durumda,
hayvansal olan bu Jelâtinle ilgili en basitinden iki soru hemen
akla gelmektedir. Bu gerçekten sığır Jelâtini midir? Evet, sığır
Jelâtini desek bile bu durumda; bu sığır İslami usullere göre
beslenmiş ve İslami usullere göre kesilmiş bir hayvandan mıdır?
Ve bu koşullara göre üretilmiş bir Jelâtin midir? soruları
ortaya çıkmaktadır.
Kimileri ise elinde bitkisel olduğuna
yahut helal yollarla elde edildiğine dair hiçbir kesin bilgi
olmadığı halde ekmekten pastaya, kekten dondurmalara,
bisküvilerden 3’ü bir arada içeceklerin beyazlatıcılarına kadar,
birçok nihai üründe kullanılan
Mono ve digliseritler (E471 ) ile
Mono ve Digliserid Diasetil Tartarik Asit Esterleri (E472a-f)
emülgatör ve stabilizörleri fütursuzca kullanılmaktadır. Ve bunu
kullanan kimselerin bir kısmı, Müslüman olarak tanınan Kobi
yahut anlı şanlı firmalardır. (Bunları açıkladığım için Kamu
Kurumu niteliğindeki bir kurumun başında oturan bir kişi
hakkımda tazminat davası açmış. Bu davadan dolayı şeref duydum.
Yoksa Allah c.c. huzuruna çıkacak yüzümüz var mı ki?)
“Artık kim
bundan sonra da haram ve helal hakkında Allah adına yalan
uydurursa, işte onlar zalimlerin ta kendileridir.” (Ali
İmran 94)
‘O halde ne yiyelim’
Kan, ihtiyaç
duyan bir hastaya ücret karşılığı olmamak kaydıyla bağışlanması
helal iken, gıda olarak tüketilmesi haram olan bir maddedir.
Ancak mezbahalarda biriken kanlar başta tavuk yemi olmak üzere
yemlere karıştırılmaktadır. Bizler ise bu ayrıntılara vakıf
olmadan tavukla ilgili kesim ve yolumuna takılıp kalıyoruz.
Bu bilgilere
sahip olan hemen herkes ‘O halde ne yiyelim? Yiyecek
bir şey kalmadı’ diye mazeretler ileri sürüyorlar. Benim
onlara verecek cevabım çok ama isterseniz cevabı Kur’an-ı
Kerim’den alalım. “Bunlar Allah'ın sınırlarıdır. Sakın onları
ihlal etmeyin! Kim Allah'ın sınırlarını çiğnerse, işte onlar,
zalimlerin ta kendileridir.” (Bakara 229) “Kim bu
helâl olandan ötesini isterse, işte onlar haddi
aşanlardır. (Mü’minun 7)
Et şaraplı ise nasıl öğrenilir?
Bazı lüks
lokanta ve otellerde etler şarap, şampanya, viski veya likörle
terbiye edilir. Bu durum için ‘şarap etin gelinidir’
tabirini kullanırlarmış. Gittiğiniz bir otel yahut lokantada
garsona ‘etlerinizde şarap var mı?’ diye sorarsanız
yüzünüze bakar, endişeli iseniz ‘hayır’ memnun
olacağınızı anlamışsa da ‘evet’ cevabını verecektir.
Ancak soruyu
şöyle sorarsanız en doğru cevabı alırsınız. ‘Hangi
etlerinizde şarap var? Onu tercih edelim!’ Yahut ‘bu ette
niye şarap yok?’ Size ‘efendim bizim etlerimiz mutlaka
bir gün önceden şarapla terbiye edilir’ cevabını
vereceklerdir. [Tecrübe ile sabittir]
Bu alkollü içkiler sadece etlerde
kullanılmayıp çikolata ve bazı tatlılarda da kullanılır. Bakın
bir otel aşçısı neler diyor ‘İçki kullanılmasının nedeni
tamamen tat ile ilgili. Örnek olarak muzlu bir likör, kremalı
bir tatlıya muz tadı verecektir.” Otellerde açık büfe diye
her şeye abananlara
Milliyet’in haberine bakmalarını
öneririm.
Bu konuya
devam edeceğiz. Müteakip yazımızda bir şirkete ait domuz
ürününün etiketinde: “İslam Şeriatı Usulüne göre kesilerek
dondurulmuş domuz ve dana sosisi” yazması ve bir diğer ürün
etiketinde “Müslüman tüketiciler için domuz eti sosisi”
ibareleri ile helal sertifika konusuna değineceğiz.
Helal
ürünleri tüketmeniz dileğiyle baki selam. (Yayın)
16.05.2008
Kemal ÖZER
Tüketici Hakları Aktivisti
eposta@kemalozer.com