‘Câmiye giriş
kaç lira’
Geçenler akşam namazını kılmak için üç
arkadaşımla beraber Sultan Ahmet Câmii’ne gittik. Câmiden
çıkarken kapıda çok utandığımız, duygulandığımız ve
içerlediğimiz bir ‘olayla’ karşılaştık. Yine
Beyşehir Eşrefoğlu Câmii’nde [dünyanın
7 harikasından biri olarak ta kabul ediliyor]
ilginç bir ‘olay’ daha yaşadık. Konunun anlaşılması için ‘Câmi’lerle
ilgili kısa bir girişten sonra olayları inceleyelim.
Câmi
[Allah'ın evi], İslâm’ın mâbedi yani ibadet yeri. Toplayıcı,
toplayan, kaplayan gibi anlamları var. Aslı ise "el-Mescidü'l-Câmi"dir.
Kur'an-ı Kerim’de “câmi” yerine "Mescid" kelimesinin
kullanıldığını görüyoruz. Hatta Kabe-i Muazzama’nın da
içinde yer aldığı mescide Mescid-i Haram, Peygamber
s.a.v.’in mescidine ise Mescid-i Nebevi ve ilk
kıblemize ise Mescid-i Aksa diyoruz. Mescid: ‘secde
edilen yer’ anlamındadır.
Mescid
Latin dillerine "Mosquee" olarak geçmiştir. Bugünse
minaresiz küçük ibadet yerlerine ‘Mescid’ denilirken,
minareli ve büyük ibadethanelere ise ‘câmi’ denilmektedir.
‘Cem
evi’ kelimesi aslında câminin Türkçeleştirilmiş hali.
Ancak bugünkü ‘cem evleri’ Câmi’nin karşılığı değil. Çünkü
câmi herhangi bir mezhebe ait bir ibadethane değil fakat Cem
evleri sadece ‘Alevi Mezhebi’ mensuplarının kullandığı bir
mekândır. Bu nedenle bağımsız bir ibadethane olması ‘tevhid’
düşüncesi açısından isabetli gözükmüyor. Zaten namaz kılan
Alevi kardeşlerimiz ibadetlerini câmilerde ifa etmektedir.
İbn-i
Haldun ‘Mukaddime’ adlı eserinde ve Taber’i Tarihi’nde Hz.
Âdem a.s.'in yeryüzüne ilk geldiği yer olarak kabul edilen
Hindistan’ın Serendip (Seylan) adasında kendisi için bir
Mescid inşa ettiğini belirtiyorlar.
Kur'an-ı
Kerim ise Ali İmran 96’da insanların tümü için yapılan ilk
mâbedin ‘Kâbe-i Muazzama’ olduğunu belirtir. İslam’ın
gelişinden sonra inşa edilen ilk mescid ise, Hz. Ebû Bekir
r.a.’ın hicretten önce kendi evinde inşa ettirdiği
mescittir. Bu mescid, müşriklerin fakir Müslümanları Kâbe’ye
sokmaması nedeniyle inşa edilmiştir.
İslam’ın
ilk döneminde imkansızlıklar nedeniyle mütevazı olarak inşa
edilen câmiler, imkanların gelişmesi ile câmi mimarisinde
inanılmaz gelişmeler sağlamışlardır. Ortadoğu, Endülüs,
İran, Anadolu, Kafkaslar, Hindistan ve Kuzey Afrika
bölgeleri başta olmak üzere tüm dünyada muhteşem cami
külliyeleri yapılmıştır. Câmi mimarisi Osmanlılar da Mimar
Sinan'la zirveye ulaşmıştır. Her bir bölümü günümüz insanın
akıllarına bile durgunluk verecek ustalık, ahenk ve
zarafettedir.
Câmilerin
ma’bed olmalarının yanı sıra; yönetim, ilim, kültür ve
sosyal merkezi olmak gibi çok önemli fonksiyonları vardır.
Câmi mâbettir, mekteptir, irşat yeridir, buluşma yeridir,
istirahat yeridir, kültür meclisidir, şiir kürsüsüdür.
Kur'an-ı Kerim ise Ali İmran 97’de “Oraya (Câmiye) giren
emniyette olur" diyor. O halde Câmi Müslümanların her
şeyidir.
Dün
İstanbul Gösteri Merkezi’nde Mustafa İslamoğlu Hoca’nın ‘Hıtâmuhu
Misk’ programı vardı. Bu yüzden İstanbul Gösteri Merkezi
adeta bir Mescid fonksiyonu icra etti. Bu vesileyle
belirtmeliyiz ki, meal yayıncılığının ticari bir meta haline
dönüştüğü ve sağlıksız meallerin adeta cirit attığı
günümüzde, Mustafa İslamoğlu Hoca’nın ‘Hayat Kitabı
Kur’an-ı Kerim’ isimli Tefsir-Meal çalışmasının
yayınlandığını ve bu çalışmasının adeta imdada yetiştiğini
belirtmekte yarar var.
Bugün
câmilere kadınların, çocukların gelmesini yadırgayan cahil
ve garip insanlar topluluğuna çokça rastlarız. Ne gam ki
câmiler; konuşmanın, oturmanın, istirahat edilmenin yasak
olduğu mekânlar sanılıyor. Câmilerin fonksiyonsuz hale
getirilmesi bilinç bir eylemdir.
Gelelim
olaylarımıza. Başta da ifade ettiğim gibi akşam namazını
kılmak için üç arkadaşımla beraber Sultan Ahmet Câmii’ne
gitmiştik. Câmi’nin girişinde bir masa var ve masanın
başında bir görevli otuyor. Görevlinin elinde ise para
makbuzları var. Biz durumu bildiğimiz için hiç aldırış
etmeden girdik namazımızı kıldık. Çıkarken bir adamın ‘giriş
kaç lira’ diye sorduğunu işitince başımızdan kaynar
sular döküldü.
Bu kişi
İstanbul’da misafir. Belli ki İstanbul’a yahut Sultan Ahmet
Câmii’ne ilk gelişi. Yüzünden yeni abdest aldığı belli olan
bu kişi, akşam namazını Sultan Ahmet Câmii’nde kılmak
istemiş. Ama birde ne görsün: Kapının tam önünde bir görevli
ve girenlere makbuz kesiyor. Adeta müzeye girer gibi. Bu
misafir, gündüz vakti, rüyalarını süsleyen Ayasofya’yı merak
edip gidince kendisinden 10 YTL istendiğini görmüştü ve
beklide girememişti. Şimdi de namaz kılacağı Câmiden para
istiyorlardı.
Yine bir
grup arkadaşla yolumuz Beyşehir’e düştü. Beylikler döneminin
bir benzeri dahi olmayan muhteşem eseri Eşrefoğlu Câmii’nde
de yine bir akşam namazı kılmak istedik. Vakit, Akşam ile
Yatsı ortasındaydı. Câmiye girerken imam ve müezzin kapıyı
kapatmak üzere idi. Misafirlerimizin Ankara ve İstanbul’dan
olduğunu, namaz kılmak istediğimizi belirttik. Görevliler
‘Bizde insanız. Daha akşam yemeği yemedik. Gidip yemek
yiyip, yatsı namazı’na yetişeceğiz’ dediler. İtiraz üzerine
‘acele edin’ dedi. Bir kısım arkadaş kızıp, dışarıda
çimlerin üzerinde namazlarını eda ettiler. Bir kısmımız ise
girip acele namazımızı kıldık. İki görevli bir gün biri öbür
gün diğeri akşam ile yatkı arasında bu tarihi uğrak câmiyi
açık tutmayı akıl edememişler. Her gün yüzünden okudukları
Kur’an-ı Kerim, ‘akledin’ dediği halde. İstanbul’dan gel.
Eşrefoğlu Câmii’nde namaz kılamadan dön.
Bu kez
yolum güneş doğarken Üsküdar’a düştü. Hava yağmurlu. Sabah
namazı kılınmış. Mü’minin sığınağı câmiye ben abdest alırken
kilit vurulmuş. Son cemaat mahalli ise sergisiz. Gelen
herkes baka kalıyor. Namaz kılacak yer yok. Ceketini çıkaran
seriyor son cemaat mahalline.
Yetişemediğim sabah namazını kaza için İstanbul Esenler
Otogar Câmii’ne girmiştim. Bazı yolcular Câmi içinde
uyumakta idiler. Bende namaza başladım. Bu sırada bir
görevli geldi ve bağırmaya başladı: ‘Herkes kalksın.
Burası otel değil. Çabuk boşaltın temizlik yapacağız.’
Sonra ise hala uyuyanları elinde sopa ile iteleyerek
uyandırdı.
2006
İsrail Lübnan Savaşı sırasında kardeşlerimize maddi bir
katkımız olamıyor bari ‘dualarımızı birleştirelim’
belki hesaptan kurtuluruz diye düşünmüştük. Bu nedenle
Teheccüd vaktinde Konya Sultan Selim Câmii’nde buluşup,
cemaatle Teheccüd Namazı kılıp kardeşlerimize dua edelim
istemiştik. Câmi’nin bağlı bulunduğu Müftülüğü müracaat
ettik. Talebimiz olumsuz karşılandı. Ardından, o gün Konya
Müftülüğü görevine başlayan müftü efendiye gittik. Kendisi
bize “Biz Câmilerde film çekilmesine izin veriyoruz da,
gece namaz için açılmasına mı izin vermeyeceğiz” dedi ve
câmiyi bize açtırdı. Bizde namazımızı kılıp duamızı ettik,
ardından da kardeşlerimiz için yardım toplayan Kızılay, İHH,
Deniz Feneri, Kimse yok mu ve Cansuyu derneklerine cepten
bağış gönderdik.
Dilipak’ın tabiriyle ‘Câmilerimizde her gün avize, halı,
kilim, inşaat gibi bin bir çeşit amaçla para toplanır. Ama
borç yüzünden zor durumda kalan, evi barkı haczedilen
borçlular için asla böyle bir girişimde bulunulmaz.’ Her
Cuma günü gereksiz her şey için para toplanması yetmezmiş
gibi, üstelik Sultan Ahmet gibi bir cami girişinde [yardım
kasaları gibi bir çözüm varken] para toplanması yanlış
anlamaları müsait oldukça incitici bir yöntemdir.
Son
olarak, ilginç ve bir o kadarda trajik bir cami hikayesi
daha aktaralım. Bazı Müslümanlar eski seyyahlar gibi ülke
ülke dolaşıp camilerde misafir oluyorlarmış. Bu grubun yolu
geçtiğimiz yıl Türkiye camilerinden birine düşer. Namazdan
sonra geliş gayelerini ve camide konaklamak istediklerini
çatpat anlaştıkları imama iletirler. İmam anlayış göstermiş
câmide yatmalarına izin verir. Ama ertesi gün durumdan
haberdar olan cemaatin ezici bir çoğunluğu izzet ikramda
bulunmak bir yana ‘Câmide yatılır mı’ diye
homurdanır. Neyse imam efendi, yaşlı görgüsüzlere durumu
izah ederek ‘Câmi sizin mülkünüz değil, Allah’ın evi.
Yolcuyu evinizde misafir etmek bir yana, birde câmide
kalmalarına mı homurdanıyorsunuz’ der.
Kavramlarımız gibi câmilerinde içini ve ruhunu boşalttık.
Namaz kampanyası gibi câmileri fonksiyonlaştırma kampanyası
da gerekiyor. (Yayın)