Buda maliye
travması…
Türkiye’de, hazine kaynaklarının verimli kullanımı ile
yolsuzluk olaylarının farklı siyasal görüş mensuplarının
iktidarları döneminde, nasıl bir süreç izlediği konusunda
bir çalışma var mı bilmiyorum. Ancak ağırlıklı görüş şudur
ki: ‘İslamcı’ diye tarif edilen kesimlerin iktidar
dönemlerinin, diğer görüşteki siyasal iktidar dönemlerine
göre [özellikle ekonomik açıdan] daha verimli olduğu
söylenir. Buna en önemli örnek olarak Refahyol döneminde
oluşturulan ‘havuz sistemi’ gösterilir.
Havuz
sistemi sayesinde devlet, ciddi tasarruflar sağlamıştır.
Mesut Yılmaz bu durumla ilgili şu itirafta bulunur: ‘Havuz
sistemini kaldırmakla büyük hata ettik.’
Kuşkusuz
her siyasi hareketin içinde temiz, dürüst ve namuslu
insanlar bulunduğu gibi aksi durumda olanlarda katıksız bir
gerçek olarak mevcuttur.
Bir
gerçek daha var ki, son dönemde bazı sektörlerde KDV
indirimine gidilmekle birlikte birçok geçici vergi kalıcı
hale getirildi, yeni vergiler ihdas edildi, daha çok vergi
toplama uğruna kayıt içindeki mükelleflere ecel terleri
döktürüldü. ‘Hazine çilingircisi’ durumundaki bazı
çevreler, bu durumdan memnun da oldular. Azaldığını
sandığımız hortumlar, bu kez kredi kartları, hesap işletim
ücretleri, sigorta hizmetleri, tüketici ve konut kredileri
ile tüketicilere kesilirken; iktidar, bürokrasi ve muhalefet
de bu durumu görmezden gelmeyi sürdürdü. Büz yüzden ekonomi
yüzde 6,6 büyüyebilirken bu sayede bankalar ve holdingler
yüzde 25 büyüdüler.
Tansu
Çiller ve Hikmet Çetin/Murat Karayalçın 5 Nisan 1994’de hem
halkın hem de devletin ekonomisini karaya oturtmuştu.
Çiller-Çetin/Karayalçın sonrasında Çiller’in ortağı Erbakan
Hoca büyük oranda ekonomiyi düzeltti. Anasol-M, Kasım 2000
ve Mayıs 2001’de hem halkın hem de devletin ekonomisini
alabora etmişti. Bunların boşalttığı kasaları, ‘Kemal
Abinin balyozu’ ile Erdoğan da doldurdu.
Nasrettin
Hoca merhuma ‘Hocam kıyamet ne zaman kopacak’ diye
sormuşlar.
Hoca ‘Büyük
kıyamet mi, küçük kıyamet mi?’ demiş.
‘Hocam
kıyametin bir de büyüğü küçüğü mü var?’ demişler.
Hoca
merhum bıyık altından gülerek şöyle demiş: ‘Karım ölünce
küçük kıyamet, ben ölünce büyük kıyamet’
Geniş
kitleler haklı olarak ‘ekonomi iyiye gitmiş bundan bana
ne, önemli olan benim ekonomik durumumdur’ diyor.
Mevcut siyasi iktidar, geldiği günden buyana sürekli
piyasalardan para çekme yöntemlerini denedi. İktidar olmadan
önce eleştirdiklerinin çoğunu iktidarda yaptı. Özellikle
Maliye Bakanı’nın uygulamaları artık ‘kabak tadı’
veriyor. Her gün yeni bir uygulama, yeni bir vergi türü,
yeni beyannameler vs...
Milli
Eğitim Bakanları ‘Bağış alanın canını yakarım’ deyip
müdürlere ‘bana şikâyet getirmeyin de ne yaparsanız yapın
dediği’ gibi; Maliye Bakanının bilgisi olmadan yapılması
imkânsız olan ‘Matrahını artırmazsan denetlerim. O zaman
daha fazla ceza yazarım. Bir alır bir satarsın ben dört
eksik bulurum’ zulmünden sonra şimdi de ticari araç
sahiplerine yeni bir travma yaşatılıyor.
Travmanın hikâyesi söyle: Tüzel yahut gerçek kişiler geçmiş
yıllarda ‘ticari araç’ olarak ruhsatlandırılan
otomobil, minibüs, kamyonet gibi araçlar almışlar. Her yılda
Maliye’nin tahakkuk ettirdiği Motorlu Araçlar Vergisi’ni
ödemişler.
Hatta
araç muayenesi için gerekli olan [ticari araçlar için her
yıl gerekiyor] ‘borcu yoktur’ yazısını da ilgili
vergi dairesinden almışlar ve araçlarının muayenelerini de
yaptırmışlar.
Yıl 2008
olmuş. Maliye bu araç sahiplerine birer mektup gönderiyor. ‘Gel
şu taahhütnameyi imzala seni affedeyim!’
‘Affedersiniz suçum ne!’
‘2004
yılından bu yana aldığım vergide bir hata yapmışım. Ben
devlet olduğuma göre hem güçlü hem de haklıyım. Lafın
kısası: Köprünün başında ben varım. Canım istediği zaman
suyu bulandırırım. Köprüden de geçirmem.
Eeee!
Şimdi sen
2004’den bu yana dört yıl için bana şu kadar daha fark
vermelisin.
Eeee!
Bende
2004’den bu yana faizleri affedeyim!
Başka!
Birde şu
kâğıdı imzala.
Bu kâğıt
ne?
‘Üzümünü
ye bağını sorma. Şimdi sen uslu durmazsın. Yargıya falan
gidersin... “Dava hakkımda feragat ediyorum. Kendi rızam ile
bu farkı ödüyorum” de. Bende seni affedeyim. Aksi halde ben
sana yapacaklarımı biliyorum…”
Ne
yaparsın?
Birincisi
‘Borçlu gözüktüğün için araç vizeni yaptırman için ‘borcu
yoktur’ yazısını vermem.’
İkincisi
‘gecikme faizlerini de söke söke alırım’
Üçüncüsü
‘İnceler, bir güzel ceza döşenirim’
Dördüncüsü ‘Araç vizeni yaptırmazsan, yolda yakarlar ceza
keserim’
Beşincisi
‘Aracını bağlarım’
Altıncısı
‘Vizeyi geciktirdiğin için ayrıca Ağustos 2008’den itibaren
ceza alırım.
Gel sen
uslu dur. Hesabını öde.’
Kardeşim
benim sana borcum yok ki. Bak elimde senin verdiğin ‘borcu
yoktur’ yazısı var.
‘O
geçersiz.’
Niye?
‘O, o
dakika geçerliydi. Kapıdan çıktın mı geçersiz. Zaten o anda
mevzuat değişmişti. Bir borç daha yazarız.’
Kardeş
biz ‘devlete de güvenmeyeceğiz’ de kime güveneceğiz?
‘Onu
bilmem! Bu devirde babana bile güvenmeyeceksin(!) Üstelik
devlete hiç… Devlette söz-möz olmaz. Yazınında geçerliliği
yok. Yazı bir durumda geçerlidir. Oda devletin lehine
olursa. Aleyhine ise: Değersiz bir kâğıt parçası... At çöpe.
Hay
…’ninde…
İş
yapanında…
Sandık
yakın ben size sorarım…
‘Memura
hakaret mi ediyorsun?
Güvenlikçiiiiiiiiiiiiiiii
Atın bunu
dışarıııııııııııı
Git
bildiğin yere şikâyet et!
Tilkinin
dolaşıp geleceği yer kürkçü dükkânıdır!’
Edindiğim
bilgilere göre: İmza atmayarak Vergi Mahkemesi’ne müracaat
eden araç sahipleri davayı kazanmışlar. Bu durumda olanlara
duyurulur. Araç muayenesi için ödemek zorunda kalanlar,
mutlaka bir hukukçudan yardım alarak, dava açacakları
şerhini düşsünler.
Ben bu
avukatları da anlamakta zorlanıyorum. Sanki, kolay para
kazanmak için bekliyorlar avukatlarımız: Bu tür
haksızlıklara karşı ihtisaslaşarak kariyer yapabilirler. Bu
sistem, Türk avukatlarına kariyer yaptıracak o kadar
fırsatlar sunuyor ki… Kaçı bunun farkında yahut bu konuda
çalışıyor. Fazla olduğundan emin değilim…
Görüldüğü
gibi travmaları, sadece devrimler yaşatmıyor. Türk devleti
ve kurumları da toplum kesimlerinde sık sık travmalara neden
oluyor. Bu da devlete, siyasi iktidara ve siyasete olan
güveni sarsan bir travmadır. İlgilenenlere duyurulur.
Bu ülkede
milyar doların üstünde oturan anlı-şanlı ticaret, sanayi,
esnaf ve meslek odaları bu uygulamalara neden ses
çıkarmazlar. Üyelerini neden savunmazlar? İşte bu da bir
başka Türkiye gerçeği. Bu gerçeğe de birkaç gün sonra enine
boyuna değineceğim.
Bir başla
gerçek daha var ki: Ak Parti, Maliye Bakanlığı’nın son dönem
uygulamalarına ve düzenlemelerine rağmen hala güven
kazanıyorsa bunu CHP ve MHP’ye borçlu. Bu ülkede muhalefette
halktan oy alacak, güvenini artıracak işler yapmak yerine,
rakibin kuyusunu kazmak gibi riskli ve yakışıksız işlerle
uğraşıyor.
Ben
kendimi hala İnönü yaşıyor gibi hissediyorum…
Haksız mıyım? (Yayın)