Bir ihtimal daha var!

 

Malum, artık 'kene' ile yatıp kene ile kalkıyoruz. Allah vermesin çok kötü bir durumla karşı karşıyayız. Sağlık Bakanlığı'nın verilerine göre 2002 yılından bu yana hem vak'a hemde ölüm oranlarında  önemli oranda bir artış var. 2008'de daha şimdiden 28 insanımızı bu yüzden kaybetmiş durumdayız. Üstelik 2008 yılında görülen vak'alar 2007'ye göre daha ölümcül. 2007'de 717 vak'anın 33 ölümle sonuçlanırken 2008'de 206 vakanın 28'i ölümle sonuçlanmış.

 

Bu küçük keneler dışında birde büyük keneler var ki; bunların yüzünden ölenlerin sayısını ise kimse bilmiyor...

 

Keneler her zaman Kırım Kongo hastalığına neden olmuyormuş. Amerika'da 'lyme' hastalığına, Almanya ve Avusturya ile Kuzey Avrupa ülkelerinde beyin iltihaplanmasına, Türkiye'de ise Kanamalı Kırım Kongo'ya neden oluyormuş...

 

Kimileri ülkemizdeki kene salgınını 'biyolojik silah' olarak niteliyor. Hatta bunu "CIA ve FBI'ın biyolojik silahlar listesinde Kırım Kongo da var" cümlesi ile izah etmeye çalışıyorlar.

 

Kimileri ise 'biyolojik bir silah' iddiasını bir adım daha ileri götürüp 'Türkiye'de deneniyor' tezini ileri sürüyorlar.

 

Bu iddialar gerçekten doğru mu? Henüz bilmiyoruz. Ama gerçekliği tartışmalı...

 

Küçük kenelerin biyolojik bir silah olduğu tezi: Daha çok bir komplo teorisi izlenimi uyandırıyor. Çünkü başımıza kuş pislese hemen CIA, Mossad vb örgütleri sorumlu tutuyoruz.

 

Galiba bilinçli bir şekilde 'paranoyak' bir toplum haline getirildik.

 

Kuşkusuz bu durum, o zalimlerin masum olduğu anlamına gelmez. Lakin, kendi acziyetimizin onların büyük gösterildiği bir halüsinasyona dönüştüğünün farkına varmalıyız.

 

Türkiye eşi ve benzeri olmayan bir ülke.
Bu ülkede tek bir kutsal var: Oda laikçilik.

Bu ülkede en değerli şey para. En değersiz ise insan ve doğa.

Çok kazanmak için ne kadar zehir varsa adeta 'kusarcasına' doğaya boşaltıyoruz.

Adete doğa üzerinden Allah c.c. ile savaşıyoruz.

 

O, Allah c.c. “Biz gökleri, yeri ve bunlar arasındakileri oyun ve eğlence olsun diye boşuna yaratmadık” demesine karşın, yapıyoruz bütün bu savaşı. Sadece Allah c.c. ile sorunu olanlar savaşmıyor bizde takılmışız onların kutsal (para)larının peşine. Daha çok kazanma, daha çok verim uğruna yapıyoruz bütün bu saçmalıkları...

 

Churchill ne diyordu: “Allah ile harp ettik ve tabi ki yenildik...” Elbette Allah c.c. ile savaşan kaybeder. Kaybetmeye mahkumdur...

 

O, intikamını sakın bu yolla alıyor olmasın.

Sonrada bizde suçumuza CIA'yi ortak yapmaya çalışıyor olmayalım.

 

Elbette ne dediğimizi Kur'an-ı Kerim'i sadece güzel sesli hafızlardan dinleyerek mest olmuş 'zalimlerimiz' anlamazlar.

 

Dün bir dostum anlattı. Çevrelerinde “hoca(!)” diye bilinen birine, Mürşid programını hediye vermiş.. Bilgisayar'da Kur'an-ı Kerim'in fihristini görünce “Kur'an'da bunlar gerçekten yazıyor mu?” diye sormuş.

Ne haldeyiz farkında mıyız?

Kur'an-ı Kerim'i anlaşılan değil okunan bir kitap haline dönüştürdüler. O'nun bir manası olduğunu unutturdular. Dünya, Kur'an-ı sadece önceki peygamberlerin kıssalarını anlatan bir kitap sanan ve onu sadece ölünün ardından okuyan Müslümanlarla doldu. Bizde bunu seyrettik!

 

Kenelere geri dönecek olursak... Hemen herkesin aslında bir 'kene' hikayesi vardır. Bu 'öldürücü minik kene' daha önce bana da yapışmıştı ama hiçbir şey olmamıştı. O halde bu 'Amerika yahut İsrail'in işi'. Mutlaka 'biyolojik silah'tır. Yahut 'bu etlerle, gemilerle, ağaçlarla, şunlarla bunlarla ülkeye giriyor' diyerek, bazıları suçlarını kapatıyor olmasın...

 

Şimdi hep birden soruyoruz. Nereden çıktı bu keneler?

 

Kim bilir? Belkide bu bir gazaptır. “Şüphesiz Allah mutlak galip, intikam sahibi herkesin hak ettiği cezasını vericidir.” (Kur'an-ı Kerim)

 

Keneler sadece bu küçük kenelerden ibaret değil ki. Aslında bir 'kene' türü daha var. Bu büyük keneler daha tehlikeli. Bunların hortumu, toplumun tümünün cebine uzanmasının yanı sıra vicdanına, inancına, geleneğine, tarihine, ibadetine de uzanmış durumda...

 

Kenelerin küçüğünden kurtulmak için ilaç geliştirmeye gerek yok. Doğaya zehir kusmayı bıraktığımız an onun yok edecek panzehiri doğanın kendisinde zaten var.

 

Şehirlerdeki 'büyük keneler'den kurtulmak içinse, acilen silkinerek kendimize gelmemiz gerekiyor. Önceki yazımızda ifade ettiğimiz gibi, bunlarla suya sabuna dokunsa bile mücadele etmek gerekiyor. Ancak önce onlarla mücadele için kendi vicdanlarımızdaki külleri temizlemek gerekiyor!

 

Doğaya savaş açarsanız o da kendini savunacaktır. Aksi halde (görüldüğü gibi) bu savaşın kaybedeni insan olacaktır! (Yayın)

 

24.06.2008
 

Kemal ÖZER
Tüketici Hakları Aktivisti
eposta@kemalozer.com