‘Acı patlıcanı kırağı
çalmaz’
Türkiye’nin ihraç ettiği
yahut ithal ettiği tarım ürünleri hakkında sık sık haberler
okuruz. Bu haberlerin hemen hiçbirinde Türk ürünleri övülmez.
Tarım ürünlerimizin genellikle hormon ve ilaç
kalıntısı gibi ‘sağlıksızlığına’ yönelik haberlerle
ün yapması oldukça manidar geliyor ve aslında hiçbirimiz bu
haberleri yadsımıyoruz.
Bu haberlerin bir diğer şöhreti de, tümünün en yetkili ağızlarca
aynı gün ‘yalan’lanmasıdır.
Bizim Tarım Bakanlarımız ve tarım bürokratlarının her biri tek
başına laboratuar gibiler.
Türkiye’de Tarım Bakanlığına ve tarım bürokrasisine hangi dönem
kim atanırsa atansın, hepsinin ortak özelliği bu iddiaların
tümünü aynı gün aklamalarıdır. Hikmetinden sual olunamadığı için
hepsi de sağlıklı(!) çıkar.
Hatırlarsınız geçtiğimiz ay Avrupa Birliği, Türkiye'nin de yağ
ihtiyacının ezici bir çoğunluğunu ithal ettiği Ukrayna'nın
yağlarında ‘zehir’ olduğunu açıklamıştı.
Avrupa Birliği ülkelerinden İspanya, Fransa ve Hollanda gibi
ülkeler Ukrayna yağlarında 'Zehir' olduğunu tespit edip,
halktan ayçiçeği yağı kullanmamasını istemekle kalmayıp,
marketlerde de ayçiçeği yağını raflardan toplatmıştı. Bu
ülkelerde yapılan incelemede söz konusu yağlara madeni yağ
karıştığı, kimyasal, inorganik maddeler ve asbest olduğu
açıklanmıştı.
Türkiye’ye bu duruma nasıl karşılık vermiştir? Çok iyi
bilirsiniz ama yine kısa bir özette yarar var.
Türkiye’ye de girdiği iddia edilen yağlarla ilgili Tarım Bakanı
Mehdi Eker, "Şu ana kadar yaptığımız testlerde sağlığa aykırı
bir maddeye rastlamadık. İncelememiz sürecek” demişti.
Süren(!) inceleme sonuçlarını ben hiç beklemedim. Çünkü bu
ülkeyi yakından tanıyanlar bilir ki; bu ülkede zenginin kesesi
ve devletin itibarı halk sağlığından hep daha önemli
olagelmiştir. Bu nedenle sonuçlar pozitif çıksa (zehir tespit
edilse) bile asla bu kamuoyu ile paylaşılmayacaktır. Olumlu bir
örnek hatırlayanınız var mı?
Geçtiğimiz hafta ise Rusya, Türk tarım ürünlerinin ithalatını
durdurdu. Rusya Tarım Bakanlığı sözcüsü Alekseyenko, yasağın
gerekçesini ‘Türk tarafının uyarılara rağmen defalarca
güvenlik garanti şartlarını ihlal etmesi ve ürünlere aşırı
derecede tarım ilaçları kullanmaları’ olarak açıklıyor.
Rusya, Türkiye'den gelen ürünlerde ‘yüksek dozda tarım ilacı’
kullanımını çok sık tespit ettiklerini ve üreticilerden
üretim şartlarını içeren belge istedikleri halde bu belgenin de
çoğu zaman gelmediğini belirtiyor.
Rusya bu ürünleri neden
yasaklıyor? Türk tarım ürünlerinde sağlığa zararlı pestisid
gibi kimyasal maddelerin bulunması imiş. Yasaklanan ürün miktarı
sadece bu yıl için 4 bin ton.
Rusya, tarım ilacı
kalıntılarının öngörülen normun çok üzerinde olduğunu
belirtiyor. Aslında pestisid gibi
kimyasalların varlığına da razı gözüküyor. Bizimkiler ‘acı
patlıcanı kırağı çalmaz’ düşüncesiyle hızlarını alamıyorlar
anlaşılan.
Pestisid;
insan ve hayvan vücudu
ile bitkiler üzerinde veya çevresinde yaşayan, besin
kaynaklarının üretim, depolanma ve tüketimi sırasında kaliteyi
düşüren ya da zarara uğratan böcek, kemirici, yabani ot, mantar
gibi canlı formlarının etkilerini azaltmak için kullanılan
kimyasal maddelermiş.
Sağlık Bakanlığı
dokümanlarına göre pestisid; bulantı, kusma, sekresyon
artışı, karın ağrısı, kramp tarzı, diyare, akut pankreatit,
tenesmus, fekal inkontinans, bronşlarda salgılama artışı,
burunda salgı artışı, bronkospazm, larenks spazmı, solunum
kaslarının zayıflığı ya da paralizi, orofaringeal kasların
zayıflığı yada paralizi, hiperventilasyon, pulmoner ödem,
pnömoni, solunum depresyonu, solunumun durması, bradikardi,
hipotansiyon, taşikardi, hipertansiyon, aritmiler gibi yan
etkilere sahipmiş.
Dünya Sağlık Örgütü (WHO)’ne
göre her yıl milyonlarca insanda pestisid zehirlenmesi vakaları
yaşanmakta imiş. İnsanların yaşam kaliteleri ve sağlıkları
tükettikleri ürünlerle bozuluyor. Daha fazla ürün verimi için
atılan bu ilaçlar, daha fazla insan telefine ve daha fazla
kaynak israfına neden oluyor. Yani zararı faydasından çok. Bir
başka tabirle, bu gıdaları tüketerek zehirleniyorsunuz. Devlet
ise sizi tedavi etmek için milyarlarca dolarlık sağlık ve ilaç
harcaması yapma zorunda kalıyor.
Tarım ilacı ile insan
sağlığı için gerekli ilaçları üretenler aynı şirketler. Tarım
ilaçları ile zehirleyip diğer ilaçlarla tedavi ediyor
gözüküyorlar. Kısacası ilaç üreticileri hep kazanan, bizlerse
hep kaybeden tarafız. Devlet yetkilileri ise hep aklayan taraf…
Neyi akladıkları ise herkesin malumu…
Avrupa Birliği üyesi
ülkelere sebze ve meyve satmak istiyorsanız ürününüze ‘Temiz
Kağıdı' (Euregap) gerekiyor. Eurepgap için aranan
standartlar, üretimin yapılacağı topraktan başlayıp tarlalarda
çalışan işçilerin sosyal haklarına kadar çok geniş bir yelpazeye
uzanıyor. 2004’den bu yana bu belgenin Türkiye iç pazarında
uygulanması da gündem de. Ama ümitsiz bir vak’a olarak masada
bekliyor.
Rusya’nın tarım
ürünlerini reddetmesine sevinmeli mi üzülmeli mi diye
düşünüyorsanız, ben sevinilmeli diyenlerdenim. Bunun üç nedeni
var. Birincisi, Rusya’nın reddettiği ürünlere kör bir alıcı
bulamazsak iç pazara sunacağız. Bu sayede tarım ilaçları
kalıntısı olsa bile gariban tüketici daha ekonomik sebze ve
meyve yiyebilecek. İkincisi ise iç pazara verilen ve hiçbir
kontrol içermeyen ürünlerin yanında dış pazar için biraz daha
özenle üretilmiş ancak pestisid nedeniyle reddedilen ürünler iç
pazara verilecek. Kim bilir böylece Ruslar kadar değerimiz
olmasa da en azından Rusların reddettiği ürünleri yiyerek sınıf
atlayabiliriz. Üçüncü ise ‘nush ile uslanmayan çifti ve tarım
bürokrasisinin tekdir edilmesi’dir...
Tarım politikası olmayan
bir ülke, [örneğin süne ile doğal yöntemleri bırakıp ilaç
mücadelesi yaparak] sadece Allah c.c.’in yarattığı doğal dengeyi
bozar. Herkesin ortak besini olan ekmek sorununu çözmek yerine,
süne mücadelesiyle ilgilenen bir tarım bürokrasisi ile bu işler
başarılamaz.
Kur’an’ın tabiriyle
akledip temiz ve sağlıklı [dolayısıyla helal] ürünler
tüketebilmek için hep birden mücadele etmek, akıllı olduğu
iddiasındaki herkesin görevidir. Aksi halde kendi elimizle kendi
helâkimizi hazırlarız.
Yazımızı çiftçilik yapan
bir sınıf arkadaşımla dün yaptığım görüşmede elde ettiğim
bilgilerle tamamlayalım. Buğday, karpuz ve kavun ekerken kompoze
gübre (azot ve fosfat), baharda azot, nitrat, amonyum sülfat ve
ardından ‘ester’ diye tabir edilen yabancı ot ilacı ve
son olarak çinko ve sülfat’tan oluşan gübre atıyorlarmış.
Pancara ise kompoze gübre (azot ve fosfat), baharda dört defa
(azot, nitrat, amonyum sülfat, çinko’dan oluşan) gübre
atıyorlarmış. Kavun’a ek olarak çivi diye tabir edilen ilaç
atılıyormuş. Bunların miktarı yılda her dönüme 300 ila 400 kğ’ı
buluyormuş..!
Afiyet olsun! (Yayın)
15.06.2008
Kemal ÖZER
Tüketici Hakları Aktivisti
eposta@kemalozer.com